Bu tenis hocası çıldırmış olmalı!

Sabah 7.30’da buluştuk. Ben direkt binanın içine doğru yöneldim ama o da ne? Hoca korta yöneldi. “Nereye hocam?” dedim.

GERÇEK ÖĞRENME SAHADA OLUR

Korta, dedi. Ben de “Nasıl yani? İlk önce sınıfta tenis hakkında bilgi vermeyecek misiniz?” dedim.

Biz öğretmen eğitimlerinde ilk önce üniversitede 4 yıl eğitim veririz, ondan sonra adayları okula göndeririz. Öyle direkt sahaya inilmez, dedim.

Hoca “Gerçek öğrenme sahada olur. Bilgi sınıfta kazanılan, sonra uygulanan bir şey değildir. Bilgi uygulama sırasında öğrenilir.” dedi.

Hoca çıldırmış olmalı, dedim.

DOĞRUSU NE?

Hoca raketi bana verdi ve tut, dedi. “Hocam raketi doğru şekilde nasıl tutacağım?” dedim.

Şimdi ben sana top atacağım, sen istediğin gibi tut ve vur, dedi. Hocam bunun doğru tutuşu vardır. Biz okullarda hep doğruyu öğretiriz, dedim. Dene, dedi.

Attı, vurdum. Nete takıldı. Çok kapalı tutuyordum. Bir daha attı. Yine nete takıldı. Yine kapalı tutuyordum. Raketi açtım. Bir daha vurdum. Çok havaya gitti. Biraz raketi kapattım. Şimdi olmuştu. Top karşıya geçmeye başladı.

“İşte sen böyle tutacaksın. Tek doğru yoktur. Herkesin kendi doğrusu vardır.” dedi.

Hoca çıldırmış olmalı, dedim.

NOT NEREDE?

İlk ders bitti. “Eee hocam, not?” dedim. “Ne notu?” dedi. “Bana kaç verdiniz?” dedim.

“Hocam öğrenmenin olduğu yerde, not olur. Bilmiyor musunuz? Bizim okullarda böyledir.” dedim.

Hoca, not geliştirmez, geri bildirim geliştirir. Çocuk öğrenirken asla not verilmez, dedi. Hoca çıldırmış olmalı, dedim.

BÜTÜNLÜK

İkinci ders zamanı gelmişti. Hoca “Şuraya atacağım ‘forehand’, bu tarafa atacağım ‘backhand’, öne atacağım ‘volley’ vuracaksın,“ dedi.

Hocam, bunlar karışır, bunları ayrı ayrı öğretin, dedim. Bilmiyor musunuz biz okullarda müfredatı fizik, matematik, hayat bilgisi diye ayırırız, ayrı ayrı öğretiriz, dedim.

Hoca, bunu yaparsan oyunu parça parça değil, bir bütün olarak algılayacaksın, dedi.

“Gerçek hayat bir bütündür ve bütünsel öğretilmelidir.” dedi.

Hoca çıldırmış olmalı, dedim.

GÖZLEM

Hocam servisi de öğretin, dedim. Yalnız adım adım gösterin ki yanlış yapmayayım, dedim.

Ben 10 vuruş yapacağım, izle aynısını yap, dedi.

Hocam bu böyle olmaz, dedim. Biz okullarda, özellikle dil öğrenirken, parça parça öğreniriz, sonra birleştiririz, dedim.

Hoca, öğrenirsin ama konuşamazsın, dedi.

Hoca “bütünsel bakışı kavramadan, beyin parçaları birleştirmeye çalışırken amaç unutulur.” dedi. Hoca çıldırmış olmalı, dedim.

EN İYİ HOCA KİM?

İkinci ders de bitmişti. Hoca, dur gitme seni bir tenis hocası ile tanıştıracağım, dedi.

Bir duvara götürdü. Duvarla oyna dedi. Yanlış vurursan, yanlış gelir. Doğrusunu böyle keşfedeceksin. Hoca da sensin, öğrenci de sensin, dedi.

Hocam, öğrenci bilmez, öğretmen bilir. Doğruyu yanlışı öğretmen söyler, dedim.

“Öğrenmenin sorumluluğu öğretmende değil, öğrencidedir. Öğretmenin en büyük görevi de öğretmek değil, çocuğa öğrenmenin sorumluluğunu vermektir.” dedi. Hoca çıldırmış olmalı, dedim.

ÇILDIRMIŞ OLMALI

Hocam, siz çıldırmışsınız, dedim.
Öğrenme sahada olur ve bütünseldir, her öğrenci kendisinin öğretmenidir, öğrenirken not verilmez, geribildirim verilir, herkesin doğrusu farklıdır, diyorsunuz.

“Çıldırmış olmak, illüzyon içinde yaşamaktan ve tiyatro oynamaktan daha iyidir.” dedi.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner14