Zevkle okuyacağınız bir öğretmen anısı.. Deli La Bu Örtmen

Zevkle okuyacağınız bir öğretmen anısı..
Deli La Bu Örtmen
Karacalar’a 10 kilometre mesafedeki Ulaş’ta çok güzel bir devlet üretme çiftliği var, Ulaş’tan Kangal’a doğru gider-ken sağınıza bakarsanız görürsünüz. Çiftliğin bakımlı bir okulu, bakımlı bakımlı öğretmenleri var. Öğrenciler de bakımlı bakımlı, memur çocukları. “Şeherli” yani… Her şeyiyle bizden farklı bir okul.
Bir gün iki öğretmen beni ziyarete geliyor, bir kadın bir erkek. Kadın, Ulaş Çiftlik İlkokulunun müdürüymüş, erkek olan da okulun müzik öğretmeni. Lojmanda demleyip, müdür odamda çay ikram ediyorum. Hoş beş sohbetin ardından ko-nuya giriyorlar. 23 Nisan haftası için Ulaş’taki üç okul ortak-laşa bir etkinlik planlıyorlarmış. Civar köylerden dileyen okullar da katılsın istiyorlarmış. Şiir, türkü, şarkı, halk oyunu ne varsa. Katılmak ister miymişim?.. Şöyle bir gözlerimi ta-vana dikip düşünüyorum, 23 Nisan’a bir buçuk ay var.
“Olur, katılırız,” diyorum.
“Şiir mi yaparsınız, piyes gibi bir şey mi? Etkinlik programına ne yazalım?”
“Karacalar Köyü İlkokulu Koro ve Orkestrası diye yazın,” diyorum.
İkisinin de gözleri yerinden oynuyor:
“Koronuz, orkestranız mı var sizin?”
“Şu anda yok da, yaparız bir şeyler, siz öyle yazın.”
“Peki, haberleşiriz,” deyip vedalaşıyorlar.
* * *
Ömeraa’nın küçük kardeşi Ayhan beşinci sınıfta, iyi trak-tör sürer. Bir de harika türkü söyler. Ömeraa genç, ufak tefek, zayıf ama yakışıklı bir adam. Ufak tefek yapısı yüzünden gıyabında ondan bahsederken “Ömeraa” demezler. Onun adı, Seferaa’nın taktığı şekliyle “Gırk Kilo Ömer”dir. “Gırk Kilo Ömer”in kardeşi Ayhan’ın bir “Aman Eşref” söyleyişi var, sanırsın radyo sanatçısı. Böyle sesi, kulağı iyi olup öğrettiğim okul şarkılarını, türküleri pek güzel söyleyen çocuklar var.
Müzik derslerimiz keyifli geçiyor. Daha önce müzik dersi diye bir şey görmemişler. “Müzik” sözcüğünü bilmiyorlar. Bir yıl sonra epeyce yol kat ettik. Kanon bile söylettim ço-cuklara; baştan kötüydü, kanonlarda şaşırmamak için kulakla-rını tıkayıp öyle söylüyorlardı. Şimdi koromuz daha iyi, daha temiz söyler oldu.
Muammer hocamın “Biz Tam Yedi Cüceyiz” kanonunu pek güzel ve severek söylüyorlar. Bir de “Uzun İnce Bir Yoldayım”ı güzel söylüyorlar. Hep gitarla eşlik ediyorum çocuklara söyletirken.
Ah bir de mandolinim olsa çok daha iyi sonuçlar alacağım ama gitar da idare ediyor. Ankara’ya bir gidişimde kendime bir mandolin alayım bari. Bir tane daha güzel okul şarkısı seçersem dört eserle Ulaş Çiftlik İlkokulu’nun mini 23 Nisan Şenliği’ne katılabiliriz. Yine Muammer öğretmenimin tembel Türküsü”nü seçiyorum. Bunları müzik kulakları ve sesleri iyi olanlardan oluşturduğum 25-30 kişilik bir gruba ayrı çalıştırıyorum. Paydos saatinde gitmeyip kalıyorlar, öyle çalışıyoruz. Yakın köylerden Yapalı’nın öğretmeni güzel bağlama çalıyor, iyi bir bağlaması da var. Yapalı çok yakın bize, yürü-yerek kırk beş dakika kadar. Öğretmen bağlamayı iyi de çalı-yor. Bir gün haber gönderip rica ediyorum, bağlamasıyla geliyor. Aman Eşref Türküsü’nü Ömeraa’nın kardeşi Ayhan’a bağlama eşliğinde söyletiyorum ve ben de gitarla eşlik ediyorum, hiç fena olmuyor. Türkünün nakarat bölümlerini koroya öğretmem gerekecek. Öğretmene teşekkür ediyoruz, gidiyor.
Koromuz iyi gidiyor da henüz orkestramız yok ortada. Yapalı’nın öğretmeni bağlama, ben gitar, aaa bir dakika! Baharözü’nün, hani şu iki bekâr kız öğretmeninden birinin man-dolini vardı. Her halde bizi kırmaz. İş kaldı vurmalı çalgıla-rımıza. Muhtara rica edip Sivas’tan bir küçük davul aldırıyo-rum. Birkaç tane de imalat: Tahta çubuklar, üçe bükülmüş bir demir, evlerden tahta kaşık. Beş öğrencimiz vurmalı çalgılar grubunu oluşturuyor. Böylece orkestramız tamamlandı, iş çalışmaya kaldı.
Biz tüm bunlarla uğraşırken komşular meraktan çatlayacak, biri gidiyor, biri geliyor.
Okul duvarının dışına dinelmişler, iki elleri arkalarında, açık sınıf penceresinden bana da duyura duyura:
“Bizim hoca dellendi heralım,” diyor Garpuz Memed, Se-feraa’ya. Memedaa’nın yüzü yusyuvarlak ve kırmızımsı ol-duğundan lakabı “Garpuz Memet” idi. Köydeki lakapların menşei çoğunlukla Seferaa olduğundan muhtemelen bu lakap da onun eseri. Ama gözlerinde hiçbir sorun olmamasına rağmen Seferaa’ya neden “Kör Sefer” dediklerini bir türlü anla-yamamıştım ve ona bu lakabı kimin taktığı da meçhuldu.
“La dellense nolur dellenmese nolur, zati aklı başında deel ki! Aklı fikri Baarözü’nün ooretmeninde. Şunnarı everek de gurtulak garpız.”
Keh keh keh gülüşüyorlar. Ben de duyup pencereden ba-ğırıyorum gülerek:
“Dellendim, dellendim. Hadi gidin isteyin kızı bana.”
Çocuklar kıkır kıkır camın önüne doluşup, sağ ellerinin işaret parmaklarını camdan dışarı sallaya sallaya:
“Tembeel, tembeel tembeel oooy tembeel oy.”
“La yörü namazı gaçıracaaz, yörü gidek.”
“Sen get Seferaa, ben bunnarı diğneyecaam.”
Garpuz Memed canı istediğinde camiye gider, bugün bizi dinlemeyi yeğliyor.
Bir çalışmamızda da Kör İmam Bahattin ziyaret edip il-giyle izliyor. Aman Eşref türküsünde bize katılıyor katılma-sına da pek tutturamıyor.
* * *
Şenliğe katılmamıza bir hafta kala programımız hazır. Muammer Sun’un “Yedi Cüce” kanonu eşliksiz seslendirilecek. “Uzun İnce Bir Yoldayım”, küçük orkestramızın eşliği ile daha da güzel oldu, “Tembel Türküsü” de öyle. Programımızın en gösterişli eseri olan “Aman Eşref”i en sona koyu-yorum. Başta Yapalı’nın öğretmeni bağlamayla bir uzun hava çalıyor, türküye öyle başlıyoruz. Gırk Kilo Ömer’in kardeşi Ayhan’ın solosu, nakaratlarda giren koro ve minik orkestra-mız eşliğinde öyle bir oluyor ki kalk git Uluslararası Salzburg Festivali’nde dinlet.
Orkestramıza mandolinle katılan Baharözü’nün öğretmeni hem çalışıyla hem de güzelliğiyle göz dolduruyor. Nereden haberleri olur bilmem, prova saatine çeyrek kala köyün deli-kanlıları okulu gözetleyebilecek pozisyonda yakınlardalar. Kızcaazın her gelişinde Seferaa ters ters bakar bana: “Bak bunnarı getiriyon Garacalı’ya, milleti günaa sokuyon habarın olsun!”
* * *
Konserimize birkaç gün kala ekipte heyecan dorukta:
“İşallah şaşırtmayız örtmenim.”
“Şaşırmazsınız, şaşırmazsınız.”
“Ama Yedi Cüce’de ötekilee girince hep gafam garışıyo şaşırtıyom örtmenim.”
“Dikkat edersen kafan karışmaz Gülbeyaz.”
“Gözel olacağ mı örtmenim?”
“Olacak Ayhan’ım olacaaak, merak etme.”
“Bitince elleeni çırpcekler deel mi örtmenim?”
“Söyledim ya Ahmet, ellerini çırptıklarında biz de hep be-raber selamlayacağız onları, çalıştığımız gibi.”
“Hep barabar selamlayacaz örtmenim.”
* * *
Konser günü Garadayı traktörünün römorkunu takıyor, çocuklarla doluşuyoruz römorka. Seferaa, Garpuz Memed durur mu, onlar da araya sıkışıyor. Kör İmam Bahattin’le beş-on komşu daha, Cingöz Sadettin’in traktörüyle gelecekler.
İmam sinekkaydı tıraşını olmuş, sarı kareli kırmızı göm-leğine Almancı komşulardan birinin hediye ettiği mavili be-yazlı bir kıravat takıp öyle gelmiş. Ayakkabılarını da bir gü-zel boyamış… Yapalı’nın öğretmeni ile Baharözü’nün öğretmenini, Baharözü Okul Müdürü Anadol marka arabasıyla getirecek. Mandolinci kız öğretmen yine yüreğimizi attıracak, dar giymese bari.
Ulaş Devlet Üretme Çiftliği çok güzel bir yer. Yemyeşil ağaçlar, temiz, bakımlı... Montofon inekleri çok gösterişli, burada üretiliyorlar. Başka hayvanlar da...
Cümbür cemaat Çiftlik İlkokulu’na ulaşıyoruz. Şenliğe Ulaş’taki diğer okullar da hazırlanmış. Bizimle birlikte dört okul var. Bizden başka katılan köy okulu yok.
En başta tembihlediğim gibi yazmışlar etkinlik programı-na:
KARACALAR KÖYÜ İLKOKULU KORO VE ORKESTRASI
Program:
Muammer Sun, Yedi Cüce
Muammer Sun, Tembel Türküsü
Âşık Veysel, Uzun İnce Bir Yoldayım
Türkü, Aman Eşref Canım Eşref
Solist: Ayhan Ünal
Okulların gösterileri başlıyor. Kimi toplu şiir hazırlamış, kimi küçük piyes. Bir okul çok güzel bir halk oyunu gösterisi sunuyor, Sivas Halayı oynuyorlar. Sıra bize gelince, cızırtılı mikrofondan anons ediliyoruz.
“Karacalar Köyü İlkokulu Koro ve Orkestrası!”
İzleyenler şaşkın şaşkın bakıyorlar. Hiç beklemedikleri bir şey: Karacalar Köyünden bir koro ve orkestra.
Güneş yanığı yüzler, limon suyu sürülüp taranmış saçlar, her ne kadar özene bezene giyinseler de, ya yırtık lastik pabucundan, ya da özenle yamanmış pantolonundan “ben sizden farklı bir çevreden geliyorum”u gizleyemeyen çocuklar topluluğu. Her parçadan sonra coşkuyla alkışlıyorlar.
Programın sonundaki “Aman Eşref”ten sonra bir alkış, bir alkış... Ömeraa’nın kardeşi Ayhan da tam döktürdü yani, yanık yanık.
Kalabalık salonu, çalıştırıp öğrettiğim gibi selamlıyoruz. Konserimizi izlemeye gelen beş on komşu ile Kör İmam Bahattin alkış nedir orada görüp öğreniyorlar, çocuklarına bolca el çırpıyorlar. Sonunda diğer okulların öğretmenleri ile çoğu memur olan izleyenlerin coşkulu tebriklerini kabul ediyoruz.
Bize ayran ikram ediliyor. Çiftlikte üretilen montofon ineklerin sütünden yapılmış, nefis.
Vedalaşıp traktörün römorkuna doluşuyoruz.
Çocuklar o kadar coşkulu ki, doyamamışlar, buz gibi soğuk havada yol boyu konserdeki parçalarımızı bir daha, bir daha söylüyorlar.
Seferaa sıkış tepiş römorkta hoplaya zıplaya giderken Garpuz Memed’e:
“La deli la bu ortmen, deli la! Şu goduğumun Garacalı-sında bi dene eğsiğimiz deliyidi o da oldu Allaama şükürler olsun,” diyor gülerek. Bunları söylerken gözleri öyle sevgi dolu ki Seferaa’nın, ben de göğsüne bir sevgi yumruğu oturtuyorum.
Garpuz Memed oralı değil, Aman Eşref türküsünü bağıra bağıra söylerken kafasını sallayarak onaylıyor Seferaa’nın sözlerini. Zaten kırmızı olan yüzü bağırmaktan dolayı biraz daha karpuz kırmızısına dönüyor.
Nisan sonu olmasına rağmen henüz erimemiş olan karların donmuş beyazının üzerine akşam karanlığı çökerken traktörlerimiz köye giriş yapıyor. İmam Bahattin, beş dakikalık gecikmeyle akşam ezanına ve namazına yetişip, ezan için minareye tırmanmak üzere koşturuyor.
Hiç bir namazına katılmadığımı bile bile, şerefeden okuduğu ezanların sonuna bazen beni de eklerdi rahmetli dostum Bahattin İmam, aynı makamdan… Şu an sesini duyar gibiyim:
“Allahü ekbeeer, Yakup Hoca sen de geeel…”
Aradan çoook yıllar geçti, ona cevap vereyim, rahmetli belki duyar:
“Çok yorgunum be Bahattin, espri kaldıracak halim yok, git sen ahaliye akşam namazını kıldır, ben biraz gitar çalışıp yatacaam. Özledim seni, gelirim.”
Bütün evlerin bacalarından tezek sobası dumanları tütüp, kokuları yayılıp köyün üstüne yığılırken yirmi dakikalık yolculukta çok üşümüş olan Ulaş yolcuları da ısınmak üzere sıcacık evlerine koşturuyor; ben ise buz gibi lojmanıma…
Karanlık ve akşam ayazı iyice çöktü yine elli metre ötem-deki köy mezarlığının üstüne. Daha soba yakılacak, gaz lam-basının doyumsuz ışığında klasik gitar çalışılacak. Andreas Segovia’nın piyanodan gitara uyarladığı Isaac Albeniz’in meşhur “Asturias”ını çalışıyorum, eseri bitirmek üzereyim. Ziya Aydıntan hocam ara sıra yazdığı mektuplarıyla bana moral vermeye çalışıyor.
Hocam; bu ayazda, bu kör karanlıkta, bu karda kışta kime çalacaaaz, kime dinleteceez bunu…
Yakup KIVRAK
Alıntı: http://www.sivaspostasi.com.tr/haber/bir_ogretmenin_ulas_anilari-7598.html?fbclid=IwAR3Qfzl3JCet91e9d5-jUc1b3f-1AAXD6-1ArFHXvIeCPNHh6PWO4L0tQxs

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol