İçinde bulunduğumuz dönem tarihi bazı bilgilerin bugüne kadar bize yanlış ya da eksik verildiğinin tartışıldığı, bu bilgileri tamamlama ya da düzeltme çabalarının görüldüğü bir dönemdir. Bilginin yanlış ya da eksik olmasının nedeni tarihin ideolojilere dayanak sağlama çabasıyla yazılmasıdır. 
Türkiye’nin kurulmasıyla birlikte milli bir tarih anlayışı benimsendi, tarih Kemalist ideoloji ile yazılmaya başlandı. Bu tarih yazımına göre I. Dünya Savaşı’nı bitiren Mondros Ateşkes Anlaşması sonrasında İstanbul’da kimsenin aklında yokken Mustafa Kemal’in Anadolu’ya geçip bir mücadele başlatmayı düşünmesi ve imparatorlukta bağımsızlık fikrine sadece Mustafa Kemal’in sahip olduğu bilgisidir. Padişah Vahdettin, Sadrazam Damat Ferit ve diğerleri, manda yanlısıdır. Onlara göre bağımsız bir devlet olmak mümkün değildir. Durum böyleyken Mustafa Kemal Anadolu’ya geçer, burada halkı, askeri ve sivil örgütleri etkiler, desteklerini alır, mücadeleye başlar. Padişah ise buna karşıdır. Günümüzde ortaya atılan sava göre ise Mustafa Kemal’e Anadolu mücadelesini başlatma görevini Padişah Vahdettin bizzat vermiştir. Daha önceki yıllarda da bu sav öne sürülmüştü ama bu sıralar bu düşünce giderek daha kabul edilir bir hal aldı ve TTK bu savı doğrular nitelikte bir video hazırladı.  Bununla beraber Kemalistler bu savı Vahdettin’in İngiltere’ye sığınmasını gerekçe göstererek kabul etmemektedir.  
Burada unutulan temel konu tarihin bir ideolojiye baston olarak kullanılmasının yanlışlığıdır. Tarih bir bilimdir ve gerçekleri anlatmalıdır. Bir ideolojiyi yüceltmek adına tarih yazmak, toplumda sadece kızgınlık yaratacaktır. İdeolojik bir mücadelenin başlamasına yol açacak, her iktidar değişikliğinde tarih yeniden yazılacaktır. Böyle bir ortamda yaşayan toplum kafa karışıklığı yaşayacak, tarih bilim olmaktan çıkacak, kimsenin tarihe ve tarih kitaplarına inancı kalmayacaktır.  Mustafa Kemal de tarihin tarafsızlığının önemini şu sözlerle ifade etmiştir ki umuyoruz bu söz, sözde kalmaz öze de iner: “Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.”
Söz konusu tartışmada dikkat çeken bir durum da ağzı olan konuşuyor tarzı atışmalardır. Tarih birikimine sahip olmayan kimseler de ciddi iddialarda bulunabilmektedir. Ne de olsa onların önemsediği olan değil olmasını istedikleridir. 
Ayrıca Anadolu mücadelesinin dört yıllık dünya savaşı boyunca kimsenin aklına gelmediğini ileri süremeyiz. Bu da büyük bir cehalet olmaz mı? Anadolu’daki komutanların sorgusuz Mustafa Kemal’e destek vermesi, Anadolu’da saklanmış silahlar, İstanbul’dan gizlice Anadolu’ya taşınan silahlar, beraber hareket etme, Kütahya- Eskişehir Savaşı sonrası Enver Paşa’nın Anadolu’ya gelip mücadelenin başına geçme kararı, Vahdettin’in ülkeyi terk ederken saraydan yüklü miktarda değerli maden götürmemesi… Bunların açıklaması nedir? Devletin, devlet adamlarının desteğinin olmadığı hiçbir örgütün Mustafa Kemal’le birlikte hareket etmediğini söyleyebilir miyiz? Ya da Mustafa Kemal’in Vahdettin’in ihanet ettiğine dair bir beyanatı var mıdır? 
Tarihsel bilgideki eksik ya da yanlışlardan ziyade bu tartışmalarda eksik ya da yanlış yok mudur? Kemalistler neden bu kadar düşman padişaha? Mustafa Kemal’i Padişahın gönderdiğini savunanlar, Mustafa Kemal’in hiç emeği yok mudur bu savaşta? İki taraf için de Tarih kurban verilmektedir. İhtiyacımız olan ise sadece gerçek bilgidir. Bırakın biz yorum yapalım olanlar üzerine. Siz kanalize etmeyin fikirlerimizi. Olduğu gibi öğrenelim tarihi. Gerçekler inatçıdır ve er geç açığa çıkacaktır.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner14