Bir ülkedeki eğitim sistemi, o ülkede geçerli olan üretim tarzından bağımsız düşünülemez. Türkiye kapitalizmi, 80’li yıllarla birlikte dışa açılma, liberalleşme adı altında neoliberal politikaları hayata geçirmeye başladı. Bu gelişmeyle birlikte neoliberal ekonomik sistemin, eğitim sistemini yavaş yavaş etkilemeye başladığını görüyoruz.

Neoliberal ekonomik programın en belirgin özelliklerinin; kamunun geri çekilmesi, bu alanların özel sektörce doldurulması, bakir sektörlerin/alanların metalaşma sürecine dâhil edilmesi, kar oranı yüksek alanlara yönelim, özelleştirme, ticarileştirme, esnekleştirme, güvencesizleştirme, kuralsızlaştırma gibi özellikler olduğu ve bu özelliklerin eğitim sistemi de dâhil olmak üzere, bütün alanları etkilediğini görüyoruz.

Bugünden bakıldığında eğitim sisteminde, toplum aleyhine olumsuz anlamda gelişen üç kavramdan söz edilebilir. Bunlar; özelleşme, ticarileşme ve niteliksizleşmedir.

Eğitimde Özelleşme

İlk olarak eğitimde özelleştirme kavramına bakıldığında, yıllar itibarıyla özel okulların gelişimine ve öğrenci sayılarındaki artışa bakmak gerekir.

Bu anlamda, Milli Eğitim Bakanlığının resmi verilerine göre, eğitimde 4+4+4 uygulamasının başladığı yıl olan 2012’den bu yana devlete ait ilkokul sayısı 5 bin 369 azalmıştır. Aynı dönemde devlet okullarına giden öğrenci sayısındaki azalış ilkokulda 420 bin 602, ortaokulda ise 271 bin 261 olmuştur. Aynı döneme özel okul ve özel okula giden öğrenci sayısı açısından bakıldığında karşımıza bambaşka bir tablo çıkmaktadır.

2020-2021 eğitim ve öğretim yılı itibarıyla örgün eğitimin tüm kademelerinde toplam 14 bin 466 özel okul bulunmaktadır. 2002-2003 eğitim öğretim yılında özel okullarda okuyan öğrencilerin oranı sadece yüzde 1,9 iken 2019-2020 eğitim ve öğretim yılı sonu itibariyle özel okullarda kayıtlı öğrencilerin toplam öğrenci sayısına oranı yüzde 8,81’e ulaşarak tüm zamanların rekoru kırılmıştır. 2021 itibariyle örgün eğitim içindeki özel okul sayılarının toplam okul sayısına oranı ise yüzde 20,2’ye çıkmıştır.  

Yukarıdaki tabloda, AKP iktidarı döneminde özel okulların ve öğrencilerin gelişiminin hangi seviyelere geldiği görülmektedir. Velilerin, çocuklarını özel okullara yönlendirmesinin temel nedenleri arasında öğretmen yetersizliği, fiziki koşullar, niteliksiz eğitim ve altyapı yetersizlikleri gibi pek çok neden bulunmaktadır.

Eğitimde Ticarileşme

İkinci olarak, eğitimde ticarileşme kavramına ve bu kavramın eğitimi nasıl etkilediğine bakmak gerekir. Eğitimde ticarileşme, eğitim sürecinin belirli kısımlarının paralı hale gelmesi ve eğitim hizmetinden faydalananların bu hizmetin bazı maliyetlerini kendilerinin karşılaması olarak tanımlanabilir. Eğitim sisteminde ticarileşme uygulamalarına; velinin, katkı payı adı altında okul harcamalarına katılması, bazı alanların hizmet satın alımı yoluyla karşılanması, temizlik, güvenlik ve diğer yardımcı personelin sözleşmeli statüde istihdam edilmesi,  kantinlerin ihale usulüyle özel kişilere verilmesi, okullarda açılan ücretli kurslar örnek olarak verilebilir.

Bu anlamda bütünlüklü olarak bakmak gerekirse, eğitim harcamalarının ne kadarının devlet, ne kadarının hane halkı tarafından karşılandığı oranının bilinmesi, eğitimde ticarileşmenin geldiği boyutu göstermesi anlamında, önemlidir.

Türkiye'de 2019 yılında yapılan eğitim harcamalarının %74,0'ı devlet tarafından finanse edilmiştir. Eğitim harcamaları içinde hane halkının yaptığı harcamaların payı ise %20,8’dir. Salgın süreciyle birlikte hane halkının üzerindeki ekonomik yükün daha da artmasını tahmin etmek zor değildir.

Eğitim Harcamaları Temel Göstergeleri, 2011-2019

2020-2021 eğitim öğretim yılının büyük bölümünde uzaktan eğitim yapıldığından eğitim harcamalarının ne kadar arttığı belli değildir. Ancak salgın öncesi ile kıyaslandığında eğitim masraflarında daha önce hiç olmadığı kadar yüksek oranlı artışlar yaşandığı gözlenmektedir.

OECD ülkeleri ortalamasında ilköğretim ve ortaöğretim kademelerinde kamu kaynaklarından yapılan harcamalar eğitim harcamalarının yüzde 90’ını, hane halkı ve özel kaynaklardan yapılan harcamalar ise yüzde 9’unu oluşturmaktadır. Türkiye’de ise eğitimde yaşanan ticarileşmenin sonucu olarak kamusal eğitim harcamalarının oranı yüzde 74, hane halkı ve özel kaynaklardan yapılan eğitim harcamalarının oranı yüzde 26 gibi yüksek bir orandır.

Eğitimde Niteliksizleşme

Son olarak da eğitimde niteliksizleşme kavramına bakacak olursak; eğitim sisteminde varolan ve süreç sonunda yetişen kuşakların niteliğini değerlendirmek durumundayız. Bu değerlendirmeyi yapabilmek için de uluslararası değerlendirme kuruluşlarının raporlarını irdelemek ve çeşitli alanlarda yapılan ölçümlemeleri ortaya koymak gerekir.

Bu anlamda PISA VE TIMMS raporları, çeşitli düzeylerdeki çocukların eğitim durumlarını ölçümlemektedir.

Bu değerlendirmelerden PISA raporlarına bakmak eğitimin niteliği konusunda yeterli olacaktır. Açılımı "Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı" olan PISA, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından üçer yıllık dönemler hâlinde, 15 yaş grubunda örgün eğitime devam eden öğrencilerin matematik okuryazarlığı, fen okuryazarlığı ve okuma becerilerini ölçmek için yapılmaktadır.

PISA-2018’de yapılan değerlendirmede “Okuma becerileri alanında” ülke ve ekonomilerin ortalama puanları 340 ile 555 arasında değişmektedir. Türkiye’nin ortalama puanı (466), ile 79 ülke arasında 40. sırada, 37 OECD ülkesi arasında ise 31. sırada yer almıştır. Matematik alanında elde edilen 454 puan, matematik sıralamasında 79 ülke arasında 42. sırada, 37 OECD ülkesi arasında ise 33. sırada yer almıştır. Türkiye fen alanı sıralamasında (468) puan ile 79 ülke arasında 39. sırada, 37 OECD ülkesi arasında ise 30. sırada yer almıştır.

Görüldüğü gibi bu sonuçlar olumlu denilebilecek bir seviyede değildir. Ayrıca pandemi döneminde okullarını en fazla süre kapalı tutan ülke Türkiye olması nedeniyle ilk yapılacak PISA değerlendirmesinde sıralamaların daha gerilere gideceği kuşkusuzdur.

Eğitimde niteliksizleşmenin bir başka boyutu da ülkemizdeki yetişkinlerin eğitim düzeyidir. Yetişkinlerin eğitim düzeyleri Türkiye’de 25-34 yaş aralığındaki genç yetişkinlerin %41’i ortaöğretim mezunu bile değildir. OECD tarafından yetişkinlerin eğitim düzeyine ilişkin sunulan verilere göre, eğitime katılım düzeyi OECD genelinde artış göstermektedir. Ancak, 25-34 yaş aralığındaki genç yetişkinlerden ortaöğretim mezunu dahi olmayanların oranı %15’tir. Türkiye’de ise bu oran %41’dir. Türkiye, Kosta Rika ve Meksika ile birlikte OECD ülkeleri içinde ortaöğretim mezunu dahi olmayan genç yetişkin oranının en yüksek olduğu ülkeler arasında yer almaktadır.

Bütün bu veriler bir arada değerlendirildiğinde, eğitim sisteminde neoliberal uygulamaların olanca hızıyla devam etmesi nedeniyle, varolan özelleşme, ticarileşme ve niteliksizleşme sürecinin artacağının tahmin edilmesi hiç de zor değildir.

Son olarak, eğitim sisteminin içinde bulunduğu bu olumsuz durumun; insanı zihinsel,

psikolojik ve bedensel gelişim olmak üzere bütün yönleriyle yetiştirecek,  üretim süreçleri konusunda bilinçlendirecek, birçok bilim, kültür, sanat ve sosyal bilimler öğretimini de içeren bir eğitim modeliyle aşılacağını ifade etmek gerekir.  

Kaynaklar

Bir Bakışta Eğitim 2021: Türkiye Üzerine Değerlendirme ve Öneriler-TEDMEM

2020-2021 Eğitim-Öğretim Yılında Eğitimin Durumu-Eğitim Sen

PISA-2018 Ön Değerlendirme Raporu

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol