Fadime Ananın Eli! Fadime Ananın Eli Ne Demek? Peki Kim Bu Fadime Ana?

Fadime Ananın Eli! Peki Kim Bu Fadime Ana?

Herkesin bildiği ve Fadime ananın eli diye bir söz var. Peki bu Fadime ana kim? Fadime ananın eli neden bu kadar popüler bir el? Fadime ananın eli nasıl bir eldi ki, geçmişten beridir bu kadar popüler oldu? Fadime ananının eli diye bir tabir var, insanlar bir iş yaparken çabuk ve kolay olması için, benim elim değil Fadime ananın eli diye söyleme gereği duyarlar. Fadime ananın geçmişi ve hikayesi oldukça hüzünlü. Dillere dolanmış Fadime ananın eli kelimesi bir garip hikayeyle ortaya çıkmış. 
Tabi Fadime ananın hayatının anlatıldığı hikayenin gerçekliği tartışılır. Bu hikayede anlatılanların ne kadarı doğru, ne kadarı kurgu bunu bilmek imkansız. 
İşte geçmişten günümüze söylenilen ve herkesin bildiği Fadime ana eliyle ilgili anlatılan o hikaye

Aslında bu yazı Malatya'da ki mezar taşlarını arşivleyen Sultan KILINÇ hanımın başının altından çıktı. Barguzu mezarlığına gelip mezar taşı yerine ceviz ağacından yapılmış mezarında, salıncakta sallanan fotoğrafıyla Fadime Anayı görünce haliyle sordu; kim bu Fadime Ana.Bende mezarı bu şekilde yapan torunu olarak fırsat bulup cevap verememiştim ,şimdi bu yazıyı bizi ilgisiyle onurlandıran mezarı fotoğraflayıp videosunu kayda alan, yayınlayan Sultan hanıma cevaben yazıyorum.
İşin doğrusu ne ben ne Fadime Ana ne de dünyadaki başka bir kimse bilmiyor kim olduğunu.Anasının babasının yüzünü görmemiş, sesini duymamış bir yetimdir Fadime Ana. Dilini dinini ırkını soyunu sopunu kendide bilmez. Gri gözlü buğday tenli küçücük bir kız iken ablam eniştem dediği kişilerce, kıtlık zamanında, Elazizin fırat kenarındaki Sıçanuşağı köyünün ağasına, karnıda doysun diye hizmetkar verilmiş,onu verenlerinde Arapgir'e göç ettiklerini söylerdi.daha da ne geleni olmuş ne arayanı
ne soranı..Hal böyle olunca, bu sünni kürt köyünde o usule göre büyümüş Fadime.Zaman kıtlık zamanıymış ama köyün ağasının durumu iyiymiş. Tenekelerle yağ,çuvallarla buğday doluymuş ambarları, pişirmekten taşırmaktan canları çıkarmış,elinde kalırlarmış işin gücün.''Bu kadar iş de olmayaydı malda olmayaydı'' dedim,olmadı derdi. Ağasının, hanımına iskarpin kendisine naylon terlik alınca küstüğünü de gülerek anlatırdı.
Malatya'dan gelen çerçi, büyüyüp serpilmeye başlayan o güzel Fadimeyi görünce, ağadan icazet alıp oğlu Cumali'ye gelin götürmüş Fadime'yi. Tabi ne düğünü olmuş ne nikahı ne de Cumali'yi görmüş gelmeden. İhtiyar çerçi elinden tutup, eski hardi köprüsünden fıratı geçirip, Malatya'nın Çarmuzusunda yaşayan oğlu Cumali'ye ''aha karın'' deyip teslim etmiş Fadime'yi. İçini çeker''sahapsızıdım ondan getirdi beni''derdi. Cumali'yi ne siz sorun ne ben anlatayım ,öyle kötü bir adammış ki...ikide kızı olmuş ondan.Akşam Cumali eve gelince, kızların karnına ip sararmış
acıkıp yemek yemesinler diye.Gizli gizli doyururmuş karnını kızlarının Fadime.''Çok zalım bir adamdı''derdi Cumali için. Kendi yer onlara vermez,her gün dayaktan başları ayıkmaz, içkisi kumarı her haltı eksik olmaz.Fadime 'nin gördüğü cabası işkenceler hiç anlatılmaz.
Konu komşu aileler çocukları Cumali'nin elinden zor alırlarmış.Öldürecek diye,evlerine götürüp sabaha kadar saklarlarmış.''Ne kaynanam ne görümcem Cumalinin şerrinden bize yaklaşamaz, ne evime gelir ne de bir şey getirilerdi'' derdi.Mahallenin adamları, kızları Cumaliden kurtarmak için, birini İstanbul'dan gelen bir komserin ailesine,diğerini de Malatya'nın zengin ailelerinden birine evlatlık vermişler. Cumali rahat durmamış tabi .Yaptığı hırsızlıklardan biri anlaşılıp evini basan adamlara ''Bana ilişmeyin aha karımı alın ''diye sızlanınca, camdan atlayıp komşuya sığınmış Fadime daha da gitmemiş ne o eve ne o aileye,tabi Cumali de yine hapse.Tabi bu arada kızını verdiği komserin ailesinden daha da haber çıkmamış, zengin aileye verilen kızda o aile için kaçakçılık eden adamın oğluna gelin olmuş.
Sahiplik eden komşu Çarmuzu'da çok esrar içmesiyle bilinen ama sakin bir adam olan birine eş olarak vermiş Fadime'yi.''Çok yalvardım bir erkek evladım olsun hayırsız olsun dedim'' derdi ''öylede oldu''derdi.Bu adamdan da bir oğlu olmuş ama adamın içtiği esrar canını sürütmeden öldürmüş.Zelil bir adam değilmişsede ne bir evi ne bir bağı bir şeyi de yokmuş, olsada nikahsız diye adamın kardeşleri koymazmış.Adam ölünce kendi gibi bir öksüzle kalakalmış yine ortada Fadime.
Çarmuzu'ya gelip giden hacı analardan biri Fadime'yi duyunca, Barguzu'da karısı yeni vefat etmiş iki kız iki erkek çocuğuyla eşsiz kalan oranın bıçkın adamlarından Küftenin Süleymana eş olsun diye Fadime'yi götürmüş.Tabi Fadime de resmi nikah ve oğlunu da bakıp büyütmesi şartıyla bunu kabul etmiş. Aslında ikiside çaresizliklerini birbirlerine yüklemiş, hacı anada yapmış hacı analığını Süleyman'ın alevi bir türk olduğunu Fadime'ye söylememiş.Bundan sonrasını daha iyi biliyorum.
Süleyman ile Fadime'den olma iki çocuk öldükten sonra kalan tek çocuk olan Mücevherin oğlu Denizim. Ne çektiğine de birebir şahit oldum çocukken bende ne zaman darda kalsam eteğinin altına sığınıp saklanarak büyüdüm.Çok cesaretli yiğit bir kadındı. Şimdi düşünüyorum da bu pervasızlığını, galiba başına gelmesinden korkacak pek bir şeyi de kalmamıştı garibin.Tabi ne geldiği hanede ne geldiği mahallede kabul görmesi kolay olmamış Fadime'nin.Mahallede ne namaz kılanı varmış Fadime gibi ne de oruç tutanı.''Kimsesiz idim umutsuz udum.O niye beni aldı,kendi damarından birini bulaydı''der dururdu
Süleyman'ın çocukları birer birer kendi evlerini bulduysada, getirdiği oğluyla yeni olan kızı yanındaydı.Tabi yanı sıra ineği davarı, bağı, bahçesi...Evin pardaklanması da Fadime'yeydi, bahçenin çapası da,ağaca tırmanması da...Su gelir suvarmaya, odun gelir kırmaya ,gazel olur toplamaya,meyve verir koparmaya...Kış gelir çorap örer, yaz gelir yün eğirir, her sabah su ısıtır. O milyon kere çıkıp indiği iki katlı kerpiç evin tahta merdivenlerinden, süleyman'ın elini ayağını yıkar, kuşağını
bağlayıp çorabını giydirir, tekmesiyle havalandırdığı tepsiden saçılan kırıntıları toplar,akşam havalanacak tepsinin içindeki yemeklerin derdine düşerdi Fadimem. Pilavın içine düşen böceği ayıklayıp da sofraya koyduktan sonraki hınzır gülüşünü siz görseydiniz siz de anlardınız bir suç işlediğini. Bir yalanı beceremezdi Fadime. Şimdi diyeceksiniz ki bu da bir
hizmetkarlıkmış. Evet doğru, bu hayatı da bir hizmetkarlıktı Fadime'nin ama bir farkla;Sütü yoğurdu satıp kırptığı paradan oğlunun cebine harçlığı koydu mu, yere çömelip sırtını duvara yaslar,yüzünde güller açar, gülerken kıstığı gözlerinin aralığından bir sarhoşluk hali gibi ışıl ışıl dünyanın hazzına dalardı Fadime her defasında yaşadığı bu duygu haline ben sarhoşluk diyeyim siz Analık deyin..ben böyle bir mutluluk yaşayan birini daha görmedim .Ana olmak mıydı ona bu sarhoşluğu yaşatan .yoksa
mutluluk muymu onu böyle sarhoş eden bende bilemiyorum. ama ne yorgunluğu kalırdı ne kırgınlığı nede ağrıyan dizlerinin ızdırabı. Sırtında çektiği çırpıyı da unuturdu, yediği dayağın sancısını da,elini kesen otu da, ayağını vurduğu taşı da,kiraz ağacının en tepesinde gözüne inen karartıyı da unutur güler geçerdi Fadimem.Daha dün saçından sürüklendiği evin avlusu cennetten bir köşke dönerdi gözünde.
Bütün acıları yitip gittiysede anlam veremediği dizlerindeki romatizmanın sancısı tazelenip tazelenip çıktı karşısına.''Noluyu bu soyğalara bilmiyim ki?heç mi bunun bi ilacı yok ?''der dururdu. namazı bırakmasındaki en büyük etkende buydu aslında. orucu tutup namazı bıraktıysada Allah ile dostluğu baki kaldı Fadime'nin.Ağasının evinden kalma alışkanlık, ahırın kapısına oturup burası serin deyip azcıkta rüzgar esti mi ''Kanadını sevem kanadını sevem''diye selam yollardı göklere. Tabi yağmur biraz fazla yağınca''Gurban olduğum buralarda bişi yok ,hep
tuvar. ulu dağlara ulu dağlara ,ekin olan yerlere''diye serzenişlerini de unutmadım.Her daim canı gibi yanında bildiği, her lafında ''Ben Allahtan korkarım''dese de korkmayıp dostluk kurduğu, sevincini hüznünü açıp döktüğü Allahtan başka kimsesi de yoktu zaten.
Ezasını cefasını çektiyse de Allah da elini boş bırakmadı Fadime'nin.
Süleyman sözünü tuttu. iyisiyle kötüsüyle büyüttü Fadime'nin oğlunu. Bakmalara doyamazdı yakışığına, fidan gibi bir delikanlı yetiştirdi Fadime. Oğlu mahalleden çıkıp köşeyi dönmeden kapılardan içeri giremezdi. Oğlu askerden gelip işe güce girince, eli ekmek tutup biraz para yapınca kimseye de muhtaçlığı kalmayınca daha fazla çekemedi anasının yediği dayağı. Çarmuzu'dan kalma yeni tanıştığı amcasının demesiyle zaten üvey babada aleviydi. Bir müslüman (!) kız bulup evlendirdiler Fadime'nin fidanını. Fadime de ne düğününü gördü ne gelinini.
Gel zaman git zaman Fadime'nin demesiyle ''Yağmurlar yağdı yarıklar
tutuldu'' Süleyman da Fadime de yaşlandı, torunları boyları kadar oldu. Oğlu kadar olmasada ona yaptığını torunlarına, mahallenin çocuklarına, kedilerine, kuşlarına yapmaya başladı Fadime. Ziyaretine gittiğimde mahallenin on onbeş kedisi hangi evin kapısındaysa işte Fadime oradaydı, herkeste böyle bilirdi bunu.
Analık yapmak zor zanaat, anasız büyüdükten sonra analık yapmak daha zor bir zanaat. işte bu bütün hücrelerini çevreleyen analık etme dürtüsüyle bizim Fadime oldu sana Fadime Ana. Şimdi de diyeceksiniz ki ne alakası var bu anlattıklarınla bu mezarın, şu anlattıklarımın hepsini Allahtan bilip'' Benim şansım kırık''deyip gülüp geçen Fadime, ah Fadime ah, bu kadar mı şansın kırık. Daha gelemedik bile konuya oğul evlendikten bir iki yıl sonra çok sevdiği üvey ağabeyini kıramayıp barıştı üvey
babasıyla. Fadime'nin yüreğinin kanatlanıp uçtuğu gün, yeniden doğduğu gün, dişiyle tutup çektiği bir ipin ucunu görür gibi karşıladığı gün. Allahın böyle güzel günleri de mi vardı Fadime'ye gösterecek.''Eh işte gelinde ne atılacak ne tutulacak'' derdi Fadime.Sonunda geliniyle de tanıştı oğluyla da buluştu. Yaşlandığında ne dayak kaldı ne hasret komsere verilen kız hariç herkesle kucakladı bu yeni hayatını.Evinin işine kızı ağır işlerine de eniştesi yetişti, zaten ne gün gördüyse de eniştesinden gördü.''Herif bişesi yok ama vurucu kırıcı değil, hem kız gözümüzün önünde olur diyerek ikna etmiş dedemi.kızını kendi gibi beş kardeşle yetim büyüyen komşu oğlu
Ayhan'a, yani babama vermeye.Yine dediği gibi de oldu Fadime'nin ama dediği gibi olmayan aklına bile gelmeyen bir şey daha oldu.
Elli yaşına kadar ev yerine meyhaneye cami yerine pavyona giden oğul bir furyaya kapılıp tarikata girince işin rengi değişti. Yeni edindiği bilgilere göre üvey babası gibilere kefere öz Anası Fadime gibilere ibadetsiz fakıh bacısı gibi saçı görünenler cehennemlik. Bunlara emri bil maruf nehyi anil müker yapmayan müslümana da farzı kifayeyi terketmiş günahkar deniliyordu. Hal böle olunca, bir çatışma kaçınılmaz oldu. Fadime'nin çatışmadan çekişmeden korkusu yoktu ya karşısındaki oğlu olunca eli ayağı kesildi dilleri lal oldu ne desin Fadime.''Benim oğlumun kafası yok ne deseler ona inanıyor'' dedi durdu. Kaç zaman oğul anasını kendi kavlince imana yeniden namaza, anası oğlunu insana hayata davet edip durdu.
Oğlunun kendine sırt çevirmesi öyle saplandı ki ciğerine ne biz ne kendi teskin edip çıkaramadık içinden bu acıyı''Kağırt ettiler oğluma ,oğlumun insaniyetliği iyiydi merhametliydi''dedi durdu. Bayramdan bayrama vazifesini yapar görünen oğul arayı uzatınca oğlunu rüyasında gören Fadime ille de oğluma götürün beni diye tutturdu ,ne dediysek ne yaptıysakta tutamadık oğluna doğru uçan bu ana yüreğini, götürüp
teslim ettik oğluna. Akşamına ne olduysa felç geçirip hastaneye götürdüklerinin haberini aldık. Bir ay hastahanede, iki ay evimizde felçli Fadime misafirimiz olduktan sonra canını hakka teslim etti.
O canını hakka teslim etti ama biz cenazesini oğluna teslim edemedik; Zira anan öldü diye çağırdığımız oğulun yeni edindiği dini bilgilere göre (zannımca ibni abin in yazdığı karafi den olmalı): eğer bir kimse anası da olsa fakıh olduğunu yani açık açık günah işlediğini bildiği bir kişinin cenazesinin başında durursa, onu gömerse, onun cenaze namazını kılarsa, hatta rahmet olsun bile derse, demiş olur ki
Allah'ım sen bunlara rahmet etmeyeceğini bize bildirdin ama bir daha düşün. İşte o zamanda Allah'a eksiklik isnat etmiş olur ki o da o kişiyi cehenemlik yapar.Cehennemlik olmaktan kokan oğul, cenazenin başında da durmadı, ucundan da tutmadı, gömmeye de gelmedi ,rahmet de dilemedi,dua da etmedi , namazını da kılmadı ,taziyesini de kabul etmedi. Bırakıp anasının ölüsünü bir leş gibi orada,yürüdü gitti evine.. Hal böyle olunca bu mezar işi de bana düştü .bende kendi bildiğim gibi yaptım bu işi, O çok sevdiği bir çocuğa dokunur gibi okşadığı, ceviz ağacından yapılma mezarda, hatırlamak istediğim gibi salıncakta sallanırken ki haliyle, gri gözlü buğday tenli küçücük bir kız gülüşü varken yüzünde Fadime'nin. Fadime Ananın..
Evvel giden ahbaba selam olsun.
Deniz KENDİRLİ 06.05.2016

Bu arada bu hikaye haricinde Fadime ananın eliyle ilgili bir başka rivayette "El simgesi İslam’a göre en kutsal 2 kadın olan Hz. Fatıma ve Hz. Meryem’in sembolüdür. İnanışa göre Hz. Meryem İsa Mesih’i doğuracağı sırada tuttuğu dal bir el şeklini almıştır. Bunun yanısıra el, Hz. Muhammed’in amcası Abbas’ın simgesi olarak da kullanılmıştır. Hangi anlama gelirse gelsin bu simgenin nazarlık olarak insanları kötülüklere karsı koruyacağına inanılmıştır."

O el simgesi şu şekild eresmedilmiştir:

 Fatma Ananın bereket Eli

Bu anlatılanların hiç birinin gerçekliği bilinmiyor ama uzun yıllardır devam eden inanışlar halen devam etmekte. 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol