Fatma Nur Öğretmen İçin Kitlesel Eylemde, Sendikalar Sınıfta Kaldı

Öğretmen haberleri ve gelişmelerden hemen haberdar olmak için Telegram kanalımıza katılın!

Tarih 2 Mart 2026. Yer, Bir okulun koridoru. Fatma Nur Çelik öğretmen, tam bir yıl önce ismini disiplin kuruluna verip "Can güvenliğim yok!" diye haykırdığı öğrencisi tarafından okulun içinde bıçaklanarak katledildi.
 

Peki, bu vahşet sonrası ne oldu? Biz neyi gördük?

"Dostlar Alışverişte Görsün" Eylemleri
 

Bir öğretmen can vermiş; öğretmenler ayağa kalkmış sendikaların verdiği tepki ise tam bir "plansızlık" örneğiydi.
 

Gece geç saatte alınan kararlar, sabahın köründe duyurulan "iş bırakma" eylemleri...
Kimisi "sadece İstanbul" dedi, kimisi "bir gün" dedi, kimisi "iki gün" dedi.
Parçalanmış, günü kurtarma derdinde olan, öğretmeninden her ay aidatını tıkır tıkır alan sendikalar; ortak, koordineli ve sarsıcı bir duruş sergileyemediler.
 

Sayıca cılız, birbirinden kopuk ve darmadağınık bir görüntü sergilediler.
Bu kadar "hayati bir meselede dahi yan yana gelemeyen sendikalar", ne zaman birleşecek?
Ya da eğitimciler uyanıp, kendilerine sahip çıkmayan sendikalara sahip çıkmaktan ne zaman vazgeçecek?

Aman Tadımız Kaçmasın!
 

Basın açıklamaları yapıldı, sloganlar atıldı ancak bu tepki asla toplumun geneline yayılan kitlesel bir öfkeye dönüşmedi. Çünkü sendikalar küçük hesapların peşine düştü:
İktidara yakın olanlar; "aman tadımız kaçmasın" edasıyla güvenlik tedbiri vurgusu yapıp yumuşak bir tutum sergiledi.
 

Muhalif olanlar; üyelerini tatmin etmek için sert göründü ancak o sertlik katılıma yansımadı sayıca zayıf kaldılar. "Dostlar alışverişte görsün eylemlerine" bir yenisi eklenmiş oldu.
Eğer salı günü dev bir basın açıklamasıyla başlayıp, çarşamba-perşembe-cuma kesintisiz 3 gün iş bırakma ve dev bir mitingle Ankara'ya yürünseydi, bugün o "Eğitimcileri Koruma Yasası" Mecliste yasalaşması için sunulmuştu bile. Ama olmadı, yapılamadı. Tıpkı toplu sözleşme görüşmelerinde olduğu gibi.

Parçalanmışlık Güçsüzlük Getirir
 

Öğretmen örgütlenmesi yıllardır bu ideolojik kamplaşma ve bölünmüşlük yüzünden kan kaybediyor. Kendi meslektaşının kanı okulun zeminindeyken bile ortak bir platformda buluşamamak, Türkiye'de eğitim iş kolundaki sendikal hareketin yetersizliğinin en somut kanıtıdır.
Bu da yetmezmiş gibi, cılız kalan eylemler kendilerine sahip çıkılmaması, öğretmenlerin üzerindeki umutsuzluk havasını daha da derinleştiriyor.

Başka Öğretmenler Öldürülmesin Bu Son Olsun!
 

Mesela "Eğitimcileri Koruma Yasası" derhal çıkarılsın. Riskli öğrenciler önlemler alınsın, durumları sürekli bildirilsin, ailelerine yaptırım uygulansın, kurulacak şiddeti önleyici bir sistem tarafından ciddiyetle takip edilsin.
 

Ve en önemlisi; öğretmenin arkasında durması gereken eğitim sendikaları, siyasetin arka bahçesi olmayı bırakıp öğretmenin canını korumayı "birinci öncelik" haline getirsin
 

Can korkusu yaşayan bir öğretmenden, bir neslin geleceğini inşa etmesini bekleyemezsiniz. Eğitim sevgiyle başlar ancak sevgi kurşun geçirmez bir yelek değil. Öğretmeni sınıfta koruyamayan bir sistem, toplumun geleceğini de koruyamaz. Eğer bir öğretmen sınıfa girerken arkasını kolluyorsa, o sınıftaki tahtada ne yazdığının hiçbir önemi yoktur. Öğretmenin can güvenliği, müfredattan daha acil, sınav başarısından daha hayati bir meseledir. Şiddeti meşrulaştıran "çocuktur yapar" anlayışından acilen uzaklaşılmalıdır.
 

Konuyu toparlayalım; kendi koltuğunun derdinde olan sendika yöneticilerinden, sendikal parçalanmışlıktan kurtulmadığımız sürece; gerekli yasal adımların atılması hayal olacak, okullarımız eğitim yuvası değil, korku tüneli olmaya devam edecektir.
 

Alpay Cavlak
Eğitimci Yazar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

backlink paketleri
tez yazdırma