ÇOCUĞUNUZU AZARLAMAYIN VE KİMSENİN DE AZARLAMASINA MÜSADE ETMEYİN !

Okullar arası şiir yarışmasında okul korosuna katılan bir öğrencim, yarışmada kötü bir sonuç alınca kendilerine kızan öğretmenlerinden söz etti. Aslında koro sadece okuyuculardan oluşmaz, o yarışmaya bir takım katılmıştı ve bu takımın kaptanı da öğretmenleri idi. Dolayısıyla başarının takıma mal edileceği gibi, başarısızlık da takım olarak herkesin başarısızlığı olarak değerlendirilmeliydi. Şiir okumayı çok seven bu öğrencimiz, çokça azarlandıktan sonra bir daha şiir okumayacağını bana söyledi.

Daha bunun gibi birçok örnek var etrafımızda.
Çocukların özel yetenekleri ve her şeyi kavramaya hazır potansiyelleri vardır. Onların her biri insanlık için yönlendirici birer yıldızdır. Eğer çocukları kaybedersek, geleceğimiz karanlıktır.

Çocukları azarlamanın, onların hormonal aktivitelerinin dengelerini bozmaktadır.
İnsan beyni üzerinde yapılan çalışmalar, beynimizin duygusal ve bilişsel olmak üzere iki katmandan oluştuğunu ortaya koymuştur. Bunlardan, korteksin talamusu kapsayan iç katman duygusal beyindir. Buna limbik sistem denir. Öfke, korku, endişe, sevinç gibi duygular buradan yönetilir.

Limbik sitemin üzerindeki dış katman ise bilişsel beyindir. Günlük yaşama dair pratik beceriler, kavramlar ve bilme ile alakalı her şey bu bölgenin görevidir.

Azarlamanın, bağırıp çağırmanın, çocuğun bilişsel, duygusal ve devinimsel süreçlerine etkisi yadsınamaz.

Bilişsel süreçler: Çocukların aile içerisinde olumsuz tutum ve davranışlara maruz kalmaları, çocuklarda dikkat eksiliği, karamsarlık, değersizlik, suçluluk duygusu gibi sorunların ortaya çıkmasına sebep oluyor.
Robert Ellis, bu tür durumlarda ortaya çıkan bilişsel sorunları üç öbekte toplamış: “aşırı istemcilik”, “kötümserlik” ve “kendini eleştirme”. Bu olumsuzluklar, olaylardan rasgele sonuç çıkarma, olumsuz seçicilik, aşırı genelleme, fazla büyütme ve azımsama, olayları kişileştirme ve gri alanları görmeme biçiminde ortaya çıkan durumlardır (Jeffreya Miller, Çocuklarda Depresyon, 2002:234). 

Duygusal Süreçler: Bu noktada çocuklarda görülen küçük olaylardan büyük sorun çıkarma, nedensiz üzüntü, denetim kaybı ve çabuk öfkelenme, içine kapanıklık, güvensizlik ve dünyaya açılamama gibi sorunlar, azarlanmanın yaşamsal sonuçlarıdır.

Duygular, gereksinimlerimizi ve hislerimizi ifade etme aracıdır. İnsan duygusuz yaşayamaz. Koruku, sevinç, kaygı, hüzün vb. bütün duygular, aslında yaşam içerisinde bizlere yol gösteren önemli bir rehberdir. Dolayısıyla ailenin, çocukların ileride fazlasıyla ihtiyaç duyacakları duygusal beceri yeteneklerini geliştirmelerine katkıda bulunmaları, yani duygusal boşluğu doldurmaları gerekir.

Harvard üniversitesi psikologları tarafından yapılan bir çalışma, çocukları azarlamanın nörolojik olarak duyusal ve bilişsel beyin üzerindeki etkilerini ortaya koydu. Buna göre duygular ve hafızayla ilişkili hipokampüs yapısı küçülüyor. Ayrıca beynin iki yarım küresinin birleştiği yer olan korpus kallosumda daha fazla kan akışı oluyor, bu da çocuğun duygusal dengesini bozuyor, dikkati dağılıyor ve diğer bilişsel işlevleri zarar görüyor.

Devinimsel Süreçler: Aslında davranışlar, bilişsel ve duygusal süreçlerin tetikledikleri tepkilerdir. Dolayısıyla bu süreçte görülen aksaklıklar, yukarıda kısaca özetlediğim sorunların bir tezahürüdür.

Genel olarak azarlanmalara maruz kalan çocuklarda çocuklarda yorgunluk, aşırı uyku veya uykusuzluk, klasik uyuşukluk, motivasyon eksikliği, iştahsızlık, nedensiz ağlamalar ve pasif davranış gibi görüngeler ortaya çıkmaktadır.

0-6 yaş aralığı, her ömrün temelini oluşturan eğitim dönemidir. Çocukların bilişsel, duygusal ve davranışsal kazanımları bu dönemde gerçekleşir. Dolayısıyla topluma nasıl bir insan kazandırılacağı anne-babanın bir tercihi.
Bağırmak hiçbir sorunu çözmediği gibi, ortaya çıkardığı öfke, kaygı ve korku gibi duygusal durumlar ile çocuklarda sorun çözme, anlama ve aktarma gibi yetenekleri körelterek, onları kendine güveni ve saygısı olmayan birey haline getiriyor.

Yine anne-babaların öncelikli rol-model oluşları, o çocukların ileride kendisine ve çevresine zarar veren, korku saçan, sürekli bağırıp-çağıran bir karakter yapısına sahip olmalarına sebep olabiliyor. Özellikle okul çağındaki bireylerde görülen bu saldırganlığın temelinde, yukarıda sözünü ettiğim yanlış tutum ve davranışlar yatmaktadır.

Ebeveynin hamurunu yoğurduğu bu çocuklar aslında kendine ve ailesine zarar vermektedir. Yani söylemek istediğim şey, şu çzlü ifadede özetlenmiştir: Keskin sirke küpüne zarar. Öyle değil mi?

Buna benzer olarak, Pittsburg Üniversitesinden Dr. Ming te Wang, yapmış oldukları bir çalışmadan elde ettikleri verileri bir “kısır döngü” olarak değerlendirmiş. Çünkü ebeveynin sert tavrı, çocuklarda sert mizaca sebep oluyor ve karşılıklı olarak etkilenme söz konusu oluyordu. 

Dr. Ming te Wang da bu durumu bizim yaptığımız gibi bir özlü söz ile ifade etmek istemiş. Ben başlığa onun yaptığı bu yorumu almak istedim: Kırk katır mı, kırk satır mı?

Karar ebeveynlerin.

Psikolog Kadir Özsöz

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol