İnsandan daha kıymetli bir ürünü işleyen bir bir meslek var mı? Peki, işlediği ürün insan olan bir mesleği değersizleştirmek ne kadar doğru o halde?  
            Bunun uzun vadede sonuçları neden düşünülmez?  Toplumsal  yapıya  etkileri ve toplumda  açtığı yaraların yansımaları neden göz ardı edilir? Bir toplumun  var oluşu nitelikli insanlarla mümkün değil midir?  Hepimiz de biliyoruz ki, toplum  vatandaşlık bilinciyle yetişmiş, nitelikli bireylerle varlığını sürdürür. Bu da ülkenin eğitim sistemi ile gerçekleşir. Eğitim sisteminin  vazgeçilmezi de öğretmenlik mesleğidir.  Öğretmenlik mesleğinin gördüğü değer o toplumun eğitime verdiği değerin yansımasıdır.
 Ne kadar üzücü ki eğitim sisteminin merkezinde bulunan öğretmenlik mesleği değer kaybına uğramıştır. Dolayısıyla öğretmenlik mesleğinin icracıları öğretmenler de itibar kaybına maruz kalmıştır. Basına ve medyaya yansıyan öğretmene dair söylemler ve  şiddet haberleri  durumu gözler önüne sermekte zaten.
       Evet ne yazık ki öğretmenlik mesleği her geçen gün değersizleşiyor. Bu olumsuzluğun altında yatan nedenler dediğimizde hemen; eğitime gereken değerin verilmemesi serzenişlerini duyarız en başta. Ve sebepler  gelir peş peşe, iki öğretmen sohbet ederken kendi arasında...
Öğretmenliğin sıradan bir meslek gibi görünmesi, herkesin öğretmenlik mesleğini icra edebileceğinin düşünülmesi...
Öğretmenlik mesleğinin gelirinin düşük olması, çünkü toplumda maddiyatla saygının doğru orantılı olması gibi yanlış bir tutumun yerleşmişliği ...
Öğretmenlik mesleğinin yetkisizlikten dolayı  herhangi bir yaptırımının söz konusu olmaması...
Öğretmenlik mesleğinin özlük haklarının mesleğin itibarını koruyacak biçimde düzenlenmemiş olması...
Öğretmenlerin  var olan özlük haklarını bilmemesi ve özlük haklarını sahiplenmemesi...
Öğretmenlik mesleğini ve öğretmeni  MEB’in ve taşra teşkilatlarının sahiplenmemesi...
Öğretmenlerin kendi kurumlarında  da eğitim paydaşları olan öğrenci ve velileri karşısında yalnız bırakılması...
Öğretmenlerin sendika adı altında faaliyet gösteren   bazı yapılar  tarafından ayrıştırılması, sindirilmesi, güçten yana olma düşüncesi...
Ve yine öğretmenlerin, sendika adı altında faaliyet gösteren yapıya üye olarak özlük  haklarının iyileştirilmesi bir yana, var olan haklarını da sendikanın istediği gibi kullanması için yetkilendirmeleri ve yanlışlara  sessiz kalmaları...
Öğretmenlerin kişisel  kaygı güderek ya da duyarsızlığı tercih ederken kendi aralarında beraber hareket edemeyip bölünmeleri, birlik olamayışları...
Öğretmenlerin  dünya görüşlerine hatta branşlara göre bile  gruplaşması, kendi güçlerinin farklılıklarının verdiği zenginliğin farkında olamayıp parçalanmaları ve yalnızlaşmaları...
İmkansızlıklar  ve ya çeşitli nedenlerle öğretmenlik mesleğinde kendini güncelleyememesi...
Basının ve medyanın  öğretmenlik mesleği üzerinde yaptığı gerçek dışı haberler ve  söylemlerle öğretmenlik mesleğini hedef haline dönüştürmesi .Öğretmenlik mesleğini çalışmayan, yatarak para kazanan, toplumun sırtına yük bir meslek gibi göstermesi ve bu konuda engelleyici yasal düzenlemenin yapılmaması...
Öğretmenlik mesleğini koruyan, mesleğin önemini ve niteliğini artıran mesleğe özel kanunların olmaması...
Tüm toplumda olduğu gibi öğretmenlik mesleğinde de BİZ duygusunun unutulmasını sayabiliriz.
 Ayrıca  eğitim sisteminin, öğretmen yetiştirmenin ve öğretmen istihdam etmenin bir devlet politikası olmaması, hükümetlerle hatta bakanlarla birlikte değişiklik göstermesi de öğretmenlik mesleğinin değersizleştiren belki de en önemli sebeptir.
Halbu ki öğretmenin eğitim sisteminin en temel  öğesi olduğunu  görmek belki de tüm sorunları çözecektir. 
      Çünkü, eğitim insanı ilmek ilmek dokur, hayata hazırlar. Ait  olduğu toplumun değerleriyle işler. Aidiyet duygusu ile birlikte kazandırdığı niteliklerle toplumsal yapıda en uygun yere yerleştirir. Çünkü her birey toplumun değerli bir parçasıdır. Tıpkı puzzle da olduğu gibi... Bir parça eksikse veya yanlış yere konmuşsa ya da parçada bir hata varsa  hedefe ulaşamazsınız, bütünü elde edemezsiniz. O halde bu parçalardan her biri olan insanı işleyen,  ona şekil veren öğretmeni, öğretmenlik mesleğini hak ettiği yere koymanın zamanı gelmedi mi? En değerli varlığımız evlatlarımızı emanet ettiğimiz öğretmene, değerli olduğunu hissettirmenin zamanı gelmedi mi? Değersizleştirilen nedir, öğretmenlik mesleği mi yoksa öğretmenin işlediği insan mı? Ve biz öğretmenler  olarak, ne zaman birlik ve beraberlik içinde mesleğimize sahip çıkacağız? Hepimiz biliyoruz ki öğretmenlik mesleğinin hak ettiği değeri görmesi  eğitimin tüm paydaşlarının yararına olacaktır. Devlet de millet de öğretmenlerin yetiştirdiği aidiyet duygusuyla kendisine bağlı nitelikli vatandaşlarla yarına güvenle bakabilir. İşte bu yüzden öğretmenlik mesleğinin yeri  hepimizin başının üstü olmalı.
Kadriye DEMİREL
TES Antalya 2 Nolu Şube Bşk. Yrd.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol