Peki 19 Mayıs Nasıl Oldu ?


Peki her şey bu kadar basit olabilir mi? Böyle birşey mümkün mü? Elbette hayır! Dönüp bakılmayan birçok kaynakta yazdığı ve artık hemen her tarihçinin bildiği gibi, M.Kemal Paşa yola çıkmadan önce Sultan Vahdettin ile birkaç defa başbaşa görüşmüştür. Hatta bir defasında Sultan, devlete en büyük hizmeti yapmanın zamanı geldiğini kendisine söylemiştir. Son görüşmesi, yola çıktığı gecenin gündüzünde, 16 Mayıs günü Cuma namazından sonra Yıldız Camiinin hünkar mahfelinde olmuştur. Bu görüşmede M.Kemal Paşa, her ikisi de ayakta olduğu halde Padişahın tam karşında durmuş, sadrazam ve yaver paşalar da hazır bulunduğu halde Kur'an'a el basarak, kendisine verilen 21 maddelik hususi talimata uygun davranacağına, Anadolu'daki askeri ve mülki erkanla birlikte hilafet ve saltanat makamının kurtulması için tam bir sadakat ile çalışacağına Allah adına yemin etmiştir.

M.Kemal Paşa Samsun'a giderken geniş yetkiler veren resmi vazife belgesi dışında gizli ve hususi bir hattı hümayûn yani yazılı padişah emri ile de güçlendirilmiştir. Bu belgede hilafet ve saltanat makamının tehlikede bulunduğu, vatanın düşman işgalinden kurtulması için Anadolu'daki herkesin birlikte çalışması gerektiği yazılı idi. Samsun'a giderken maaşı 11 bin kuruş, tahdisatı ise aylık 115 bin kuruş olarak belirlenmişti ve bir miktarı avans verilmişti. Ayrıca Sultan Vahdettin, şahsi malı olan atlarını satarak temin ettiği 30 bin lirayı, o sıralar Pera Palas'ta kalan M.Kemal Paşaya yeğeni vasıtasıyla ulaştırmış bulunuyordu.

M.Kemal Paşa, Samsun'a 35 kişilik bir heyetle gitmeyi planlandığı halde, İzmir'in işgalinin ülke çapında oluşturduğu tedirginlikten dolayı acele yola çıkıldığından 19 kişi heyete katılabilmiştir. Ayrıca şoför, doktor, katip gibi görevliler de bulunmaktadır. Bandırma Vapurundaki heyetin İstanbul boğazından gemi ile çıkış yapması için gerekli izin kağıtlarını ise, padişahtan gelen bilgi notu üzerine İngiliz komutanının talimatıyla istihbarat subayı Yüzbaşı Bennett imzalamıştır.

Bütün bunlar anlatılsa, bilinse... M.Kemal Paşa'nın yaptığı işin büyüklüğüne bir eksiklik gelir mi? Bence hayır. Tam tersine, tarih daha bütüncül bir yaklaşımla öğretilse, çocuklarımızın hem bu toprakların devlet geleneğine saygısı artar, hem de Anadolu'daki bin yıllık devlet ve millet hayatımızdaki devamlılığı hissettikleri için özgüvenleri yüksek olur. Niçin bunları sadece tarih merakları kendi aralarında konuşur, okur yazar... Bunca esere, hatırata, arşive dayanan akademik eserlere niçin kimse bakmaz? Bunlar niçin ders kitaplarına girmez, giremez... Niçin bu bilgiler kütüphane raflarında kalmaya mahkumdur? Böyle yaparak biz devletimizi korumuş, M.Kemal'i ve Cumhuriyeti yüceltmiş mi oluyoruz?

Çocuklarımıza, kafası çalışan kimsenin belli bir yaştan sonra aklına yatmayan itinayla ayıklanmış bilgileri masalsı bir dille ezberleterek onlara iyilik mi yapıyoruz? Yoksa hayal alemine mi yönlendiriyoruz? Sultan Vahdettin'in ve diğer devlet adamlarının hataları, doğruları, tercihleri birlikte öğretilse gençlerimiz yanlış yollara mı sapar? Gençliğimize, tarihin büyük bir milletinin ferdi, büyük bir devletinin vatandaşı olduğu duygusunu vermek hangi yolla mümkündür? Türkiye'de bu konularda düşünen kimse var mıdır?

Her devletin bir resmi ideolojisi olur. Bugün en demokrat, en liberal, en özgürlükçü bilenen batılı ülkelerin de çok güçlü resmi ideolojileri vardır. Havadaki oksijen gibi, resmi ideolojileleri her yerdedir ama içinde yaşayan insanlar onu farketmez bile... Gerçekten işe yarayan resmi ideojiler böyle olur. Esnek ve ikna edici; ben buradayım diye bağırmaz fakat o ülkeye dair herşeyi içerir... Çünkü resmi ideojiler devletler için vardır, devletler resmi ideojiler için değil...
 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner14

banner13