BİR YETİŞTİRME YURDU ÇOCUĞUNUN KALEMİNDEN

Mürsel Gökcen...

Cevaplanması en zor sorular çıkar karşınıza...

Kocatepe İlkokulu’na yazılmıştık. Okula topluca, ikişerli sıra halinde giderdik. Nedense saç tıraşımız üç numara olduğundan “yurtlu çocuklar” olarak her yerde bilinirdik.

Hem teknik düzeyde hem de duygusal anlamda zorlandığım anlar çok oldu. Aslında bizleri en çok yıpratan konuların başında gelir bu soru.
Okula başlarsınız. İlk soru: “Baban ne iş yapıyor? Kendini tanıt; annen ve baban ne işle meşguller? Eviniz hangi mahallede? Kaç kardeşsiniz?” gibi bizim için cevaplanması en zor sorular çıkar karşınıza. Çocukluğumdaki bu sorular, evlenirken veya hayatımın diğer evrelerinde yine hep karşıma çıktı. Bunlarla baş edemeyenler olduğu gibi, hala bu soruların yanıtlarına karşı savaşanlar da var. Bu bizleri duygusal olarak çok yıpratıyor.

Eğitim konusunda teknik sıkıntılarımız da olurdu. İlkokulda kitaplarımız ve defterlerimiz ödenek ve ihaleler nedeniyle en sona kalırdı. Ekstra olanlar alınmazdı. Boyama kitabı, pastel boya, sulu boya, cetvel gibi malzemeleri, yazın çalışarak biriktirdiklerimizden alırdık. Tabii yaramazlık da yapardık. Mesela ben çok yaramazdım. Neden böyleydim? Belki de şımarma ihtiyacı duyuyordum ama beni anlayan yoktu. Yurtlarda toplu ödül yoktu ama toplu ceza verilirdi.

En sevmediğim noktalar ise, okullarda bize “yurtlu” denmesi ve ayrımcılık yapılmasıydı. Okullarda topluca gidilen piknikler bizim için ızdırap olurdu ve sıkıntılı geçerdi çünkü oralara götürebileceğimiz bir şeyimiz yoktu. Yerli malı haftası kutlanırken yerle bir olurduk çünkü masalara yiyecekler konulur, bizleri de öğretmenlerimiz başka bir köşeye yerleştirir, “Bu çocuk da buraya otursun” derlerdi. İşte yıkıldığımız an bu andı.

Okullardaki kantinler de bizim için değişikti. İlkokulda hiç kantinden bir şey almazdık. O yüzden kantinler bana hep faklı gelmiştir. Bir de topluca bit kontrolü yapılırdı. Hasta olduğumuz, yataktan kalkamadığımız zaman inanılırdı.

Yurt hayatına adapte olabilmek için ilkokul dördüncü sınıftan itibaren yaz aylarında ve okul çıkışlarında çalıştım; kazandıklarımı ise yurttan olmayanlara yetişebilmek için harcadım.

Ayaklarımın üzerinde tek başıma duracağımı 10 yaşında anladım. Artık bir adım ötesini önceden düşünmek zorundaydım.

Aslında bizleri “hayatta ikinci bir şansı olmayanlar” olarak tabir edebilirim. .
Not:fotoğraf Mürsel Gökcen'nin kendisidir.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner14

banner13