Ebabiller Hâlâ Var!

Öğretmen haberleri ve gelişmelerden hemen haberdar olmak için Telegram kanalımıza katılın!

Ebabiller Hâlâ Var!

Zaman zaman, aralarında Üst düzey yönetici ve okul müdürlerinin de bulunduğu eğitim camiasından insanlar yaklaşıyor. Alçak sesle, bazen çekinerek, hatta konuşmaya başlamadan önce sağına soluna bakıp dile gelerek, bazen gözlerinin içine bakarak bazen de paylaşımlarımıza mesaj yoluyla şunları söylüyorlar: “Takip ediyoruz mücadelenizi… Gerçekten takdir ediyoruz. Destek olmak isterdik. Doğru olanı yapıyorsunuz. Hatta olması gereken sendikacılığı siz yapıyorsunuz.”

Bu sözler elbette onur verici. Ama aynı zamanda insanın yüreğine ağır bir gerçek de bırakıyor: Bir çaresizlik

Çünkü bu cümlelerin satır aralarında şu var: “İçimizde bir çığlık var ama gücümüz yok. Cesaretimiz yok. Biz yapamıyoruz. Bizi kurtaracak olan sizsiniz.”

Hatta bazıları resmî olarak bizimle aynı tarafta bile değil. Üyesi oldukları yapıların tam karşısında durduğumuzu bildikleri hâlde, gönüllerinin bizimle olduğunu öyle güçlü hissettiriyorlar ki… İşte bu, insanın omzuna yük değil, kanat oluyor.

Biliyoruz; bu çok büyük bir mücadele, cepheler çok, cepheler kalabalık. Biliyoruz; meşakkatli, bazen koşarken bazen beklemek zorunda kalabiliriz. Biliyoruz; yorulacağız, bazen yolu uzatacaklar, taşlar koyacaklar. Siz, bir düğümü ha çözdüm ha çözüyorum derken başka bir düğüm atacaklar… Bu mücadelede tırnaklarınız kanayacak, avuçlarınız kabaracak… Gömleğiniz arkadan da yırtılacak!…

Ama şunu da biliyoruz: Bir gün bu mücadele anıldığında, “Onurluca direndiler. Haksızlığa karşı ses çıkardılar. Sayısal güçleri yoktu, o yüzden zayıf kaldılar belki… Ama yüreklerine biz şahidiz. Samimiyetlerine şahidiz. Olduğumuz yerdense Keşke biz de orada olsaydık; tarafımız belli olsaydı, en azından niyetimizle amelimiz yazılsaydı” diyen çok insan olacak.

Ve bu bilgi bile, tek başına büyük bir güç.

Her köşe başında biri durduruyor bizi: “Bu cesareti nereden alıyorsunuz?” “Bu kadar büyük bir güce karşı nasıl mücadele ediyorsunuz?” “Kim var arkanızda?”

Anlam veremiyorlar. Haklılar da… Dışarıdan bakınca bu, biraz “deli cesareti” gibi görünüyor.

Ben de onlara şunu soruyorum: Nemrut’un ateşine su taşıyan o karınca, ateşi söndüreceğine inanmış mıydı sizce? Ya da o karınca, gerçekten söndürebileceğini mi sanıyordu?

Hayır. Ama asırlar geçse de biz hâlâ o karıncanın onurunu konuşuyoruz!

Bugün siz bile bizi tanımak istiyorsunuz. Gönülden desteklediğinizi söylüyorsunuz. Hem de resmen karşısında durduğumuz yapılara mensup olduğunuz hâlde.

Neden? Çünkü şunu iyi yansıttık: Bu iş, samimiyetle ve onurla yapılınca daha doğru oluyor. Daha sahici oluyor. İnsanların içindeki adalet duygusuna dokunuyor.

Fillere karşı ebabiller galip gelmedi mi? Eğer öyleyse, tarih niçin yanlış tarafı kutsasın?

Musa’ya “sihirbaz” demediler mi? Dediler. Ama samimiyetle inananlar, bugün hâlâ ebedi mutluluğun sembolü olarak anılıyor.

“Peki, ne vaat ediyorsunuz?” diye soruyorlar sonunda.

Cevabım kısa ama net: Samimiyet ve güven.

Yetmez mi? Bugünün dünyasında bundan daha kıymetli ne kaldı?

Güce değil, hakikate yaslananların yolu zordur. Ama o yolun sonunda başı öne eğik bir kazanç değil, başı dik bir duruş vardır.

Biz de tam olarak bunu seçtik.

(Yazarın Notu: Bu yazı gerçek hayattan alınmıştır. Doğada hiçbir canlı bu anlatıdan zarar görmemiştir.)

Ömer KACAR

Denizli Merkezefendi Eğitim Gücü Sen Temsilcisi

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

backlink paketleri
tez yazdırma