ÖĞRETMENİN PLATONİK AŞKI

Erzurum'un şirin ilçesi Şenkaya'dan bir öğretmen ağabeyim anlattı.
Altmışlı yılların başı ortaokuldayım. Hayatımın ilkbaharı, gönlüm havalarda. Gönül bu, ferman dinlemez. Yaz ayında kar, zemheride gül ister. İlçemize tayinle batıdan gelen bir kurumun müdürünün kızına aşık oldum. Kız Şenkaya da dillere destan. Ayın ondördü. Saçlar salkım saçak, çehresinde meyveler, güller, çiçekler sergi açmış. Boy endam ikindi gölgesi, kaşlar yay, kalemden ince. Kirpikler ok, elif misali. Ela gözlü, balaban bakışlı, sanki ceren yavrusu.Bir yürüyüşü var, beni öldürüyor. Hadi gelde aşık olma... erkeksen sevme. Gönlüme söz geçirmedim çaresiz aşık oldum. Haftalar, aylar geçiyor o güzelleştikce içimdeki aşk ateşi, büyüdükçe büyüyordu. Şenkaya'nın bütün yükü omuzlarımdaydı. Hayaller kuruyordum, bahçeli ev inşaa ediyor, telli duvaklı düğün yapıyor, halay başına geçiyordum. Bahşişler dağıtıyordum. Kim tutar beni....
Derken yaz tatili geldi. Onlar izine memleketlerine gittiler. Yaz günü Şenkaya'ya güneş doğmaz oldu. Yaz tatili uzun, günler geçmiyor. Günleri sayıyorum. Aylar geçti gelen yok. Her gün ilçemize Erzurum dan gelen otobüs durağında onu bekliyorum.Bu arada ailemin tarla çayır işlerine de yardım etmem gerekiyor. Bir gün kağnı arabamıza ot yükledim eve getirirken ilçenin tek caddesinden geçiyordum. Bir baktım ki bizimki babasının koluna girmiş bana doğru geliyorlar. Aman Allahım..... Cin çarpmışa döndüm. Öküzleri durdurdum, arabaya dayak verdim ve yıldırım hızıyla ot yüklü arabanın altına girdim. Arka üstü uzandım ayaklarımı topladım. Ellerimi başımın arkasında kenetledim. Ellerimin yardımı ile başımı hafifçe yukarı kaldırarak onların gelip geçmelerini izlemeye koyuldum. Kalbim yerinden çıkacak gibi, kulaklarım çınlıyor. Kan ter içindeyim. Sanki Soğanlı dağları üstüme kapandı. Nefes alıp verme de zorlanıyorum. Bir aralık, gözüm pantolonumun ağına ilişti. Pantolon ağının boydan boya yırtıldığını görünce dünyam yıkıldı. Hızlıca bacaklarımı kapattım. Şok geçiriyordum. Bir ona bir de düştüğüm duruma bakarak;Kendi kendime "...... bakmıyor, kaf dağına oduna gidiyorsun" diye mırıldandım. Geçip gittiklerinden emin olduktan sonra, arabanın altından çıktım. Savaş kaybetmiş bir komutan mahcubiyetiyle karışık duygular içinde yola devam ettim.
Gönül maceram beni ummanlara atmıştı, fırtınalara yenik düşmüş, sert kayalara çarpmıştım.Gönlüm param parça olmuş,bütün arzularım kursağımda kalmıştı. Cesaretimi toplayıp, ilan edemediğim aşkım, bir hayalden öteye geçmemişti.
Sonraki zamanlarda, onların tayinleri çıktı. Bir başka şehire gittiler. Giderken kalbimi, gönlümü, umutlarımı, hayallerimi de beraber götürdüler. Ben hem öksüz hem yetim kaldım.
Derslerime odaklandım. Kendi kendime söz verdim;"Okuyacağım öğretmen olacağım. Duygularını, düşüncelerini çekinmeden,korkmadan, utanmadan özgürce ifade edebilecek, soru soracak, sorgulayacak, düşünecek, inceleyecek, acaba diyebilecek, öz güveni yüksek gençler yetiştireceğim "dedim.
Talih yüzüme güldü. Öğretmen oldum. Mesleğime aşık oldum, onu çok sevdim. O da beni çok sevdi. Sözümü tuttum. Özgür gençler yetiştirdim.
Bu öykünün kahramanı öğretmen ağabeyimizle birlikte rahmet i Rahman'a kavuşmuş bütün öğretmenlerimizin ruhları şad olsun, mekanları cennet olsun.
 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol