Bir Öğretmenin Anısı

Sanırım 2012-2013 Öğretim yılının son haftasıydı. 
Hafif-orta zihinsel engelli öğrencilerin eğitim gördüğü bir özel eğitim okulunun 3. kademesinde (lise düzeyi) özel eğitim sınıf öğretmeni olarak görev yapıyordum.
Kendilerinden öyle bir şey istemediğim halde sınıfımdaki öğrenciler, okulun son haftasında herkesi  şaşırtan bir şey yaptılar:
Kendi aralarında görev dağılımı yapmışlar, kimi merdiven getirip perdeleri indirip evine götürüyor, yıkatıp, ütületip yine merdivenle yerine asıyor; kimi masa örtülerini, sandalye minderlerini evine götürüp, yıkatıp, ütületip getiriyordu.  Cam, dolap, dip bucak vs her yeri silip süpürüp pırıl pırıl hale getirdiler.
Bir öğretmen arkadaş “Çocuklar, siz ne yapıyorsunuz böyle, niçin kendinizi bu kadar yoruyorsunuz, bir daha bu okula hiç gelmeyeceksiniz ki” deyince Erdal adlı güleryüzlü, çalışkan, hassas öğrencim “Hocam, bizden sonra geleceklere temiz kalsın” dedi.
Sanırım diğer okullarda hiçbir öğrenci böyle bir şey yapmaz.
Erdal çalışmaktan mutluluk duyan bir öğrencimizdi. Yapacak iş bulamadığında ağlardı. İş olsun diye canını verir, okulun her işine koşardı.
Ayrıca çok sevecen, arkadaş canlısı, güler yüzlü bir öğrenciydi. Öğrencilerle okulun bahçesine buğday ektik, biçtik, suyunu sattık ve sınıfa gelir sağladık. Bu parayla öğrencileri mezuniyet yemeğine götürdük. Ailelerinden bunun için para istemelerine gerek kalmadı.
Yemeğe gitmeden birkaç gün önce okulda sevdiği bir kız olup olmadığını sordum, varsa onu da misafir olarak bizim sınıfla beraber  yemeğe götürebileceğimi söyledim. Nurgül’ü arkadaş olarak sevdiğini söyledi. Öğretmenine durumu anlattım, ailesinden izin aldık. Erdal o gün çok güzel giyinmişti. Nurgül ise o gün okula geldiğinde  her zamankinden farklı bir giyime sahip değildi, bu beni şaşırttı. Fakat yemeğe gitmeye kısa bir süre kala onu da çok güzel giyinmiş olarak gördüm. Elbiseleri hemen kirlenmesin diye yanında getirmiş ve yemeğe yarım saat kala giyinmiş, süslenmişti. Birkaç arkadaşın aracıyla öğrencileri 2 turla restauranta götürdük. Burada dikkatimi çeken, ikisinin aynı araçta olmasıydı. Yemekte de beraberlerdi ve çok güzel sohbet ediyorlardı, çok mutlulardı. Fotoğraflarını çekip ailelerinden de izin alarak sosyal medyada yayınladım.
Her ikisi içinde tatlı bir anı olarak kaldı bu yemek. Okulda Nurgül’ün öğretmeni ile dünür olduğumuza dair şakalar yapılmaya başlandı, gelinimiz, damat bey gibi sözlerle bayağı neşelendik.
Birkaç yıl sonra başka bir şehre tayinim yapıldı. Burada belediyenin bir tatil kampında görev aldım. Öğrenciler ortaokul ve lise düzeyindeydiler.
Burada öğrenciler çevreyi, yatakhanelerini, yemekhaneyi temizlemeleri şöyle dursun kendi atıklarını bile toplamıyorlardı. Kampın yapıldığı yerin idarecileri, tatil kampındaki öğrencilerin okulu çok kirlettiklerinden ve dağıttıklarından şikayetçiydi.
Çok sıkı takip etmemize rağmen çöplerini devamlı ortalığa atıyorlar ve çok ısrar etmedikçe toplamıyorlardı.
Kamp dışında denize 20 dakikalık mesafede ve diğer gidilecek yerlere giderken uyarılarımıza rağmen yolun ortasından gidiyorlardı. Hiçbir kurala uymuyorlar sabah saat 4-5’e kadar uyumuyorlardı.
Önde giden öğretmeni geçmemeleri gerektiği halde öne geçiyorlardı.
Halı sahaya bir sandalye götürmüşlerdi ve geri getirmiyorlardı. Oraya sandalyeyi kim götürdüyse onun getirmesini istiyorlardı ve hiç kimse de o sandalyeyi halı sahaya götürdüğünü söylemiyordu. Hatta birkaç öğrenci ısrarla benim götürdüğümü bile söyledi. Sandalyeyi götüren geri getirmezse o gece saat 12’de herkesi yatıracağımı söyledim, biri hırsla sandalyeyi getirdi ve sert biçimde sandalyeyi kırarcasına yere attı. Bu davranışından dolayı en ağır cezayı aldı. (Telefonunun alınması). Sonunda kamera kayıtlarına bakarak götüreni tesbit edeceğimi söyleyince sandalyeyi götüren öğrenci kendisinin götürdüğünü hiç sıkılmadan itiraf etti.
Yerlerde kitaplar, dergiler vardı ve 9 öğrenci aldırış etmeden, rahat tavırlarla koltukta otururken kampta daha önce görev almış babalarından daha yaşlı 54 yaşında bir öğretmen geldi, o öğrencilerin gözleri önünde yere düşmüş kitap, dergi ve materyalleri topladı, temizleyerek yerlerine koydu, öğrenciler umursamaksızın tüm bunları izlediler ve hiç sıkılmadılar.
Kampa misafir olarak gelen 54 yaşındaki aynı öğretmen yemeğini yedikten sonra öğrencilerin gözleri önünde masaları sildi ve yine öğrenciler bunu izledi.
Bir başka hoca öğrencilere jest olsun diye mangal partisi yaptı. Malzemeleri getirdi. Tüm öğretmenler öğrencilerin mangalda bir şeyler yemelerini sağladık ama mazemelerin toplanması yine memleket meselesi oldu. Öğrenciler dağıldı ve uzun ısrarlar, zorlamalar sonucu malzemeleri topladılar, hatta külleri hiçbiri süpürmedi, onların gözleri önünde öğretmen süpürdü.
Bu mangal partisini organize eden  öğretmeni bir öğrenci “O sandalye benim” diyerek kaldırdı.
Hiçbiri de dışarıdan gelip drama eğitimi veren ve mangalı organize eden hocaya teşekkür etmedi.
Yemekten sonra tabldotu masada bırakıp giden öğrencileri dedektif gibi tek tek tesbit edip çağırıp tabldotları aldırmak gerekiyordu.
3 öğrenci ranzayı kırdı, inkar ettiler ama sonra kabul etmek zorunda kaldılar ve yine en ağır cezayı aldılar.
Marketten aldıkları çikolata, meyve suyu vs.nin kağıtlarını, ambalajlarını ortaya atıyorlar ve toplamıyorlardı, öğretmenlerin topladığı oluyordu.
Öğretmenler olarak en çok mesaimizi onların pisliklerini temizletmek alıyordu ve her şeye rağmen başarılı olamıyorduk.
Zeka oyunları materyallerini yerlere atıyorlar ve toplamıyorlardı.
Sevmedikleri etkinliği yaptıran öğretmeni kovmak istediklerini bana söylüyorlardı.
Buzdolabına adımı yazdığım şişeden su içmemelerini söylediğimde bana “Ben alır, içerim, yazıyı görmem” şeklinde ukalaca cevap verdiler.
Kamp boyunca kendilerinden bir bardak su, çay bile istemedik, tabldotlarımızı kendimiz kaldırdık.
Her uyarıya ukalaca karşılık veriyorlardı.
Havuzdan, denizden çıkma zamanı geldiğinde tekrra tekrar söylememize rağmen çıkmıyorlar, çıkanlar gözümüze baka baka tekrar suya atlıyorlardı.
Plajda küfürlü konuşmalarıyla çevredekileri rahatsız ettiler ve şikayet geldi.
Telefonlarını aldığım için beni şikayet etmekle tehdit ettiler.
Hoparlör gibi eşyalarımı izinsiz alıp kullandılar.
Bir öğretmenin kredi kartı ve parası çalındı.
Ayrılırken öğretmene teşekkür etmediler.
Kampın son saatinde bu anının başında anlattığım  engelli öğrencilerimin kendiliklerinden sınıfı temizlemelerini vs kendilerine anlattım, biraz utandılar ve gitmeden biraz temizlik yaptılar. (Kendi atıklarını).
Hiçbir isteğim olmadan, bir daha gelmeyecekleri sınıfı temizleyip düzenleyen engelli öğrencilerimle bu normal öğrencileri kıyasladığımda özel eğitim öğretmeni olmakla doğru tercihte bulunduğumu düşünüyorum. Tabii ki tüm normal öğrenciler böyle değil. Ama ben her şeye rağmen engelli öğrencilerin çok daha saygılı, temiz, disiplinli olduğunu düşünüyorum.
     Not: Burada gerçek isimler yerine başka isimler kullanılmıştır.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol