Depo Mepo Öğretmen Oldun Ya!

Depo Mepo Öğretmen Oldun Ya!

Yıl 1992.
Almanca öğretmenliğinden mezun olalım iki koca yıl olmuş. Şimdiki KPSS ye benzer “Yeterlilik Sınavı” adında bir sınav var. Sadece Ankara’da yapılıyor. Hatta başvuru formları bile sadece 10-12 İl Milli Eğitim Müdürlüğüne dağıtılmış. Adana’da başvurup Ankara’da sınava giriyorum. 2 kere girdiğim sınavda birinde 11. diğerinde 52. oluyorum ama Almanca alımları 5-10 ile sınırlı olduğundan atanamıyorum. Umudumu kesip önce araba yıkamada çalışıyorum. Kullanılan deterjanlar ayaklarımı yara içinde bırakıyor. Sonra bir arkadaş vasıtayla bir pastaneye gidiyorum. Patron, evli ve üniversite mezunu olduğumu öğrenince beni işe almak istemiyor. “Vereceğim para seni kurtarmaz” diyor, ben ne verirse razı olduğumu söylüyorum.
Çünkü evliyim, bir oğlum üç küçük erkek kardeşim bir anam var. Bir de her zaman yanımda olduğunu bildiğim can yoldaşım eşim. Hepsine tek başıma ben bakıyorum.
Sabah 06.30 gece 23.00 pastanede çalışmaya başlıyorum. O zamanlar bir yaşında olan oğlumu neredeyse hiç göremiyorum. Sadece iki haftada bir pazar günleri öğleden sonra iznim var. Onda da tüm vaktimi oğlumla geçiriyorum. Pastanenin yakınlarda bir okul var, çocuklar sabahları simit alıyor. En sıcaklarını onlar için ayırıyorum. Parası çıkışmayana göz kırparak “yarın verirsin” diyorum. Bazen öğlenleri öğretmenler geliyor. Koşuyorum hemen masaya “buyurun” diyorum. Yakın olmaya çalışıyorum. Ne konuşuyorlar çok merak ediyorum. Çoğunlukla şikâyet ediyorlar. Ramazan adında bir çocuk varmış, canlarından bezdirmiş. Keşke benim de bir Ramazan’ım olsa da canımdan bezdirse diyorum içimden. Bir başka gün müdürlerinden şikâyet ediyorlar. “Müdürleri çok kılmış, kafayı kendilerine takmış.” Ah keşke benim de bir müdürüm olsa da kıl olsa diyorum iç çekerek. Anlıyorlar galiba dinlediğimi, “Canım sen bizi mi dinliyorsun yoksa” deyip gülüşüyorlar. Cevap vermeme fırsat vermeden yine kendi sohbetlerine geri dönüyorlar. Hâlbuki neler anlatacağım onlara beni adam yerine koysalar. Bazen de ortaokul çocukları geliyor kızlı oğlanlı. Oğlan kızın yanında bana hava atıyor. “Hişşt, baksana buraya” diyor. Hemen koşuyorum. “Buyur abi” diyorum. “Önce kızlara sorulur, bilmiyor musun?” deyip kahkahayı basıyor. “Zaten ben de öyle yaptım, erkek olsan böyle yapmazsın” diyemiyorum.
Hiç üzülmüyorum.
Hiç ağlamıyorum.
Çünkü evliyim, bir oğlum üç küçük erkek kardeşim bir anam var. Bir de her zaman yanımda olduğunu bildiğim can yoldaşım eşim. Hepsine tek başıma ben bakıyorum…
Sıcak bir Ağustos günü öğleye doğru eşim telefon ediyor. Postacı benim adıma bir mektup getirmiş, imzalayıp almışlar, Milli Eğitim’den gelmiş, açmamışlar. Açın bakın diyorum, açmıyorlar, korkuyorlar kötü bir şey diye. Patrondan izin istiyorum, bir koşu gider gelirim diyorum, hiç olumlu bakmıyor. Neyse pazar günü de 23.00 a kadar çalışacağımı söyleyip izni kapıyorum. Eve vardığımda tüm aile beni bekliyor, açsaydınız diyorum ve cevaplarını beklemeden neredeyse yırtarak heyecanla açıyorum.
“Diyarbakır İl Milli Eğitim Müdürlüğüne depo öğretmeni olarak atandınız. 10 gün içinde göreve başlamanız aksi takdirde hakkınızdan vazgeçmiş sayılacağı…” yazıyor. Benim kafam allak bullak. Hepimiz birbirimize bakıyoruz. Ne Diyarbakır'ı ne deposu diyoruz birbirimize. En çok da “depo öğretmeni olarak atandınız” kafamıza takılıyor. Gözümde canlandırmaya çalışıyorum. Bir depo var okulda ve ben onun kapısında sandalyede bekliyorum. İçeride haritalar maketler filan var. Annem “ depo mepo öğretmen oldun ya çok şükür, Allah dualarımı kabul etti, hemen komşulara bir şeyler dağıtalım” deyip dışarı çıkıyor. Eşimle elimizde kağıt birbirimize bakakalıyoruz. Sarılsak mı sevinsek mi üzülsek mi bilemiyoruz. Karışık duygular içindeyiz.
****
Diyarbakır'daki depo öğretmeni olarak atandığım okulun önündeyim. Bir sürü depo öğretmeni sırada bekliyor. Önümdeki bayana, siz ne öğretmenisiniz, diye soruyorum. Resim Öğretmeniyim diyor. Arkamdaki ise Fransızca öğretmeniymiş. Anlaşılan sıradaki tek depo öğretmeni benim. Bir okulda zaten kaç tane depo olur ki, normal, diyerek kendimi avutuyorum.
Sıra bana geldiğinde müdür yardımcısı bana bir takım evraklar veriyor, dolduruyorum bir güzel, elimdekileri alıyor, özenle mühürlüyor imzalıyor, (Allah'ım ne güzel mühürlüyor) İs Bankasında hesap aç, bize getir diyor ve sıradaki öğretmeni çağırıyor. Ben şaşkın şaşkın çıkmakla kalmak arasında kararsız duruyorum. Müdür yardımcısı ve odada bulunanlar hayırdır, gibi bana bakıyor. Ben utana sıkıla, depo nerede, diye soruyorum. Anlamıyorlar, tekrarlıyorum.
-Depo nerede?
-Ne deposu?
-Şey işte, çalışacağım depo?
Uzun bir sessizlik.
-Hocam ne deposu ne çalışması, iyi misin?
Elimdeki kâğıdı uzatıyorum, depo öğretmeniyim ya diyorum.
Zaman olarak abartmak istemem ama sanırım on dakika kimse gülmeden cevap veremiyor. Gülüşmelere müdür ve diğer çalışanlar da geliyor ve aynı gülme onlara da bulaşıyor.
Koca okulda tek gülmeyen benim.
Sadece ben…
Meğer henüz atanacak okulu belli olmayan öğretmenler maaşlarını ve özlük haklarını alsınlar diye bir okulda geçici olarak görevlendirilirlermiş, yerleri belli olunca oraya atanırlarmış, daha 10-15 gün sürermiş, memlekete geri gidip haber beklemeliymişiz, aslında sınıf öğretmeni olarak atanmışım.
Bir rahatlıyorum, bir rahatlıyorum ki sormayın.
10-15 gün sonra Diyarbakır Bismil İlçesi Korukçu Köyüne müdür yetkili öğretmen olarak atandığım haberini alıyorum.
İçimden “Ulen hani sınıf öğretmeniydim, şimdi bu müdür yetkili öğretmen nereden çıktı? Bu Milli Eğitim Bakanlığı da bir âlem, beni ne olarak atayacaklarına bir türlü karar veremiyorlar” diyorum. Fakat bu sefer gideceğim okulda kimseyi kendime güldürmeyeceğim diyorum ve gerçekten de gittiğim okulda kimseyi kendime güldürmüyorum.
Çünkü koca okulda sadece ben varım.
Sadece ben…

Alıntıdır 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol