ÜSTÜN VE ÖZEL YETENEKLİ ÇOCUK 

Üstün veya özel yetenekli çocukların yeteneklerini geliştirerek kapasitelerini en üst düzeyde kullanmalarını sağlamak ülkemizin bugünü ve geleceği açısından büyük önem taşımaktadır.
Geçmişe ve günümüze baktığımızda toplumlara yön veren, çağları açıp kapayanların pasif çoğunluğun değil liderlik ve yaratıcılık gibi özelliklere sahip olan aktif azınlık dediğimiz üstün veya özel yetenekli kişilerin olduğunu görmekteyiz.
Üstün veya özel yetenek, kişilerin başarılı bilim ve iş adamı olmaları için belki gerekli, fakat asla yeterli değildir. Üstün veya özel yetenek başarıyı etkileyen diğer faktörlerle uygun bileşim oluşturduğu zaman kişiler için bir güç kaynağı haline dönüşür. Aslında üstün veya özel yetenekliler ciddi bir risk grubudur. Eğer yüksek zihinsel potansiyelleri uygun şekilde geliştirilip yönlendirilebilirse, başarılı birer fert olarak ülkemize ve insanlığa önemli hizmetlerde bulunabilirler; aksi halde kendileriyle barışık olmayan aile ve toplum için sorunlu grup haline dönüşmeleri ihtimali oldukça yüksektir. 
Bu sebeple üstün veya özel yetenekli çocukların özelliklerini ve ihtiyaçlarını bilmeye ve bunlara karşı ailelerin sergileyeceği davranışların neler olması gerektiğinin bilinmesine ve özel öğrenme ihtiyaçlarına cevap verecek ve öğrenme hızlarına uyum sağlayacak eğitim modellerinin geliştirilmesine ihtiyaç vardır.
İlköğretim çağına gelinceye kadar bir çocuğu yetiştirmede en önemli görev hiç kuşkusuz aileye düşmektedir. Aileler için sürekli değişen gelişen dünyada durmadan çoğalan zorluklar ve problemlerle mücadele etmenin yanı sıra üstün veya özel yetenekli bir çocuğa sahip olması durumunda görev ve sorumluluğu bir kat daha artmaktadır. Çünkü çoğu kimseler üstün veya özel yetenekli çocukların yadırgatıcı yabansı davranışlara sahip olacaklarını sanırlar. Şimdiye kadar kuşaklar boyunca üstün veya özel yetenekli çocukları hep imrenme, korku ve aşağılama duygusuyla karışık bir tutum içerisinde ele almış, onlar üzerinde düşünmüşüzdür.
Üstün veya özel yetenekli çocuklarımızı daha fazla yitirmemek, feda etmemek için ilk işimiz onlar hakkında etraflıca bilgi edinmek olmalıdır.
“Uygar dünyada yerimizi korumayı sağlamlaştırmayı istiyorsak yeteneğin her zerresine, zekanın her kıvılcımına ve maharetin en küçük ışığına bile ihtiyacımız vardır.”
ÜSTÜN VEYA ÖZEL YETENEKLİ ÖĞRENCİLERİN EĞİTİMİ
TARİHÇE
Cumhuriyet döneminde üstün veya özel yetenekli öğrencilerin eğitimi için çeşitli düzenlemeler yapılmış ve kanunlar çıkarılmıştır. 1960 öncesi düzenlemeler daha ziyade bireysel niteliktedir. Ancak, 1960’lı yıllarda özel üst sınıfların açılmasıyla üstün veya özel yetenekli öğrencilerin eğitimi daha kapsamlı bir şekilde ele alınmıştır. Ciddi problemlerin ortaya çıkması üzerine, İlkokulların bünyesindeki özel üst sınıf uygulamasına son verilmiştir.
GEREKÇE
İlgi, yetenek ve statü farkı gözetmeksizin, tüm öğrencilerin okul hayatlarının bir bölümünde ortak öğrenim yaşantılarını paylaşmaları; demokratik değerlerin gelişimi sayesinde insanlığın elde ettiği önemli bir kazanımdır. Bugün bütün ülkelerin ilköğretim okullarında bazı ülkelerin ise ilköğretim ve orta öğretim okullarında öğrenciler ortak öğrenim yaşantılarını paylaşırlar. Söz konusu öğrenim süresince ilgi ve yeteneklerine göre farklılaştırılmamış müfredat programlarını izlerler.
Bireylere toplum içinde birlikte yaşama bilincinin kazandırılması ve demokratik değerlerin geliştirilmesinde son derece faydalı ve vazgeçilmez olan bu uygulamanın sıra dışı öğrencileri mağdur ettiği gerçeği göz ardı edilemez. Çünkü, bu uygulamada müfredat programları ortalama öğrencilerin normal çalışmayla başarabilecekleri düzeyde hazırlanır. Ortalamanın altındaki öğrenciler fazla çalışma ile başarılı olabilirler. Ama bu programlar ciddi öğrenme güçlüğü olanlarla, üstün veya özel yetenekliler gibi sıra dışı iki grubun ihtiyaçlarına cevap veremez.
Ciddi öğrenme güçlüğü olanlar özel eğitim okullarında eğitime alınmaktadırlar. Okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretim çağındaki üstün veya özel yetenekli öğrenciler için ülkemizde pek fazla bir şey yapıldığı söylenemez. Orta öğretimde ise Fen Liseleri ve Anadolu Güzel Sanatlar Liseleri gibi üstün veya özel yetenekli öğrencilerin devam edeceği okul türleri vardır. Bunlara rağmen eğitim sistemimizin en fazla mağdur ettiği grubun üstün veya özel yetenekliler olduğu söylenebilir.
Üstün veya özel yetenek, kişilerin başarılı bilim veya iş adamı olmaları için belki gerekli fakat; asla yeterli değildir. Üstün veya özel yetenek başarıyı etkileyen diğer faktörlerle uygun bileşim oluşturduğu zaman kişiler için bir güç kaynağı haline dönüşür. Aslında üstün veya özel yetenekliler ciddi bir risk grubudur. Eğer üstün veya özel yeteneklilerin bu potansiyelleri uygun şekilde geliştirilip yönlendirilebilirse; başarılı birer fert olarak ülkemize ve insanlığa önemli hizmetlerde bulunabilirler. Aksi halde kendisi ile barışık olmayan, aile ve toplum için “sorunlu grup” haline dönüşmeleri ihtimali oldukça fazladır. 
Bu sebeple; üstün veya özel yeteneklilerin özel öğrenme ihtiyaçlarına cevap verecek ve öğrenme hızlarına uyum sağlayacak eğitim modellerinin geliştirilmesine ihtiyaç vardır. 
Üstün veya özel yeteneklileri, öğrenme özellikleri açısından “normal” kabul edilen akranlarından ayırarak özel sınıf veya ayrı bir okulda eğitime alma gibi bir zamanlar ülkemizde de yapılan uygulamaların soruna çözüm olmaktan ziyade daha büyük sorunlara kaynaklık ettiği ortaya çıkmıştır. Bunun yerine üstün veya özel yetenekli öğrencilerin normal akranlarıyla birlikte eğitim görürken bireysel yeteneklerinin farkında olmalarını ve kapasitelerini geliştirerek en üst düzeyde kullanmalarını sağlayacak ve özel öğrenme ihtiyaçlarına cevap verecek eğitim yöntemlerinin geliştirilmesi ile ek imkanların sunulması daha sağlıklı bir yaklaşım olarak kabul edilmektedir. 
Böyle bir modelin öğrencilerin okul eğitimlerine ilave olarak devam ettikleri kurslarda verilen eğitimden farklı bir eksene oturtulması da gerekir. Kısaca ihtiyaç duyulan model, öğrencilerin destek veya tamamlama kurslarında aldıkları eğitimden çok farklı olmalıdır. 
Üstün veya özel yetenekli öğrenciler ilgi duydukları alanlardaki bilgiyi yaratıcılıklarını kullanabilecekleri düzeyde almak isterler. Halbuki okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretim programlarında konular genelde bilgi ve kavrama düzeyinde işlenir. Tamamlama ve destek kursları da okul programlarının tekrarı mahiyetinde olduğundan, bu programlar üstün veya özel yeteneklilerin özel öğrenme ihtiyaçlarını karşılayamaz. Geliştirilecek model; bu ihtiyaçlara cevap vermeli, öğrencilerin bireysel yeteneklerinin farkında olmalarını ve kapasitelerini geliştirerek en üst düzeyde kullanmalarını sağlamaya odaklanmalıdır. 
PROBLEM 
Okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretim programları ile kapasitelerini tam olarak kullanamayan üstün veya özel yetenekli öğrenciler, farklı davranış biçimleri sergilemektedir. Bunların bazıları şunlardır: 
« Öğretmen tarafından anlatılan konuyu hemen kavrayan öğrencinin, konunun tekrarı sırasında arkadaşlarını rahatsız ederek sınıfta huzursuzluk çıkarması, 
« Dersle ilgilenmiyormuş gibi görünerek arkadaşlarının konsantrasyonunu bozması, 
« Farklı konularda sorular yönelterek, sınıf seviyesinin üstünde tartışmalar açmaya çalışması, 
« Grup çalışmalarında gruba uyum sağlayamaması, 
« İçine kapanması,
« Yaratıcılığını ve hayal gücünü kullanamaması, 
« Kapasitesini okul dışında değerlendirmesi ve okula karşı ilgisinin azalması, ve bunun gibi. 
Yukarıda sayılan davranışlar nedeniyle bazen üstün veya özel yetenekli öğrencilerin öğretmenleri tarafından uyumsuz, problemli hatta başarısız olarak değerlendirildikleri bilinmektedir. 
Bunların yanında; 
« Okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretim programlarının üstün veya özel yetenekli öğrencilerin bireysel yeteneklerini fark etmelerine ve kapasitelerini geliştirerek kullanmalarına yönelik olmayışı, 
« Kapasitelerini okul dışı eğitim faaliyetleri ile değerlendirmeye çalışan öğrencilerin önündeki hemen hemen tek imkanın bir üst öğrenime hazırlık kurslarına devam etme seçeneğinin olması, ancak söz konusu bu kursların da öğrencileri sınavlara hazırlamak amacıyla düzenlenmiş olması, öğrencilerin yaratıcılıklarının gelişmesine ve bu suretle doyum sağlamalarına hizmet etmemesi, 
« Müfredat programlarının üretim ve hizmet sektörlerindeki gelişmeye ve ihtiyaca ayak uyduramaması, iş hayatının aradığı nitelikli insan gücü ihtiyacına cevap verememesidir. 
ÖZEL EĞİTİM NEDİR? 
Normal eğitimden yararlanamayan veya kısmen yararlanabilen çocuklar için bu alanda yetiştirilmiş özel eğitimciler tarafından özel araç, gereç ve programlar kullanılarak gerçekleştirilen bir eğitimdir. 
ÜSTÜN VEYA ÖZEL YETENEKLİ ÇOCUK: 
Zeka, yaratıcılık, sanat, liderlik kapasitesi veya özel akademik alanlarda yaşıtlarına göre yüksek düzeyde performans gösteren ve bu tür yeteneklerini geliştirmek için okul tarafından sağlanamayan hizmet veya faaliyetlere gereksinim duyan çocuklardır. 
Üstün veya Özel yeteneklilik dört temel insan özelliği arasındaki etkileşimden oluşur. 
Bunlar;
1- Ortalamanın üstünde yetenek düzeyi, 
2- Yüksek düzeyde görev sorumluluğu, 
3- Yüksek düzeyde yaratıcılık, 
4- Yüksek düzeyde motivasyondur. 
ÜSTÜN VEYA ÖZEL YETENEKLİ ÇOCUKLARIN ÖZELLİKLERİ: 
1- Gelişimin tüm alanlarında yaşıtlarının ilerisindedirler.
2- Erken yürür, erken konuşur, okumayı erken yaşta öğrenirler.
3- Sürekli soru sorarlar, meraklıdırlar.
4- Zihinsel ve fiziksel olarak büyük bir enerjiye sahiptirler.
5- Ayrıntılara olağanüstü dikkat ederler.
6- Öğrenme ve bilgiye sürekli açlık duyarlar.
7- Zengin sözcük hazinesine sahiptirler. Kelimeleri doğru telaffuz ederler, yerli yerinde kullanırlar ve akıcı bir konuşmaları vardır.
8- Çabuk öğrenme, kavrama ve akılda tutma özellikleri vardır.
9- Uzun süre dikkatlerini bir konu üzerinde yoğunlaştırabilirler.
10- İlgi alanları geniştir.
11- Karmaşık problemler çözmekten hoşlanırlar.
12- Sorumluluk duyguları kuvvetlidir. Sorumluluk almayı çok ister ve bunu yerine getirmekten hoşlanırlar.
13- Gözlem güçleri vardır.
14- Genelleme ve soyutlama yaparak bilgilerini başka alanlara aktarabilirler.
15- Sebep-sonuç ilişkisine ilgi duyarlar.
16- Yaratıcılık ve mucitlik özellikleri vardır.
17- Azimli ve sebatlıdırlar.
18- Kendilerine güvenleri tamdır.
19- Espri yetenekleri vardır.
20- Duyarlıdırlar, başkalarına karşı empati duyarlar.
21- Güçlü bir konsantrasyona sahiptirler.
22- Liderlik özellikleri vardır.
23- Amaçlarına ulaşmaktan ve başarıdan zevk duyarlar.
24- Orijinal ve eleştirel düşünceye sahiptirler.
25- Başkalarıyla kolayca işbirliği yaparlar.
26- Alçak gönüllüdürler, başkalarına yardım etmekten hoşlanırlar.
27- Çalışkandırlar.
v Ancak bütün bu özellikler her çocukta bulunmaz. 
ÜSTÜN YETENEKLİ ÖĞRENCİ KİMDİR? 
Üstün yetenekli öğrenci, yaşıtlarına göre daha hızlı öğrenen, sınıf arkadaşlarının istediği veya ihtiyaç duyduğundan daha derin ve geniş ilgi alanlarına sahip, karmaşıklıktan (zorluktan) hoşlanan, soyut fikirleri anlayan, kendisisin seçtiği konuda veya ilgi alanlarında bağımsız çalışmayı seven çocuklardır.
Bu tip çocuklar, başarılı oldukları alanda yüksek performans ve potansiyel kabiliyetlerini tek başına veya birleştirerek kendilerini gösterirler. 
ÜSTÜN VEYA ÖZEL YETENEKLİ ÇOCUKLARDA; 
A-Müzik Alanındaki Yetenek Özellikleri 
1- Ritim ve melodiye diğer çocuklardan fazla tepkide bulunur.
2- Müzikle çok ilgilidir. Plak, kaset dinler. Nerede müzik etkinliği varsa ona katılmak ister.
3- Müzik parçaları yapmaya büyük istek ve çaba gösterir.
4- Başkaları ile şarkı söylerken onlara uymaktan hoşlanır.
5- Yaşıtlarına, duygu ve düşüncelerini anlatmak için sık sık müziği araç olarak kullanır.
6- Çeşitli müzik aletleri ile ilgilenir, onları çalmayı dener.
7- Müzisyenler, şarkıcılar ve müzik parçaları ile ilgili koleksiyonlar yapar.
8- Dinlediği müzik parçasını kısa zamanda öğrenir, anlamlı ve uygun şekilde söyleyebilir. 
B-Resim Alanındaki Yetenek Özellikleri 
1-.Çeşitli konularda çizimler yapar.
2- Resimler, planlar, resimlere derinlik verir ve parçalar arasında uygun oranlar kullanır.
3- Resim çalışmalarını ciddiye alır ve resim yapmaktan haz duyar.
4- Diğer çocukların yaptığından değişik çizimler yapar.
5- Resim yapma, çizme ve boyama için çok zaman harcar.
6- Resmi kendi yaşantılarını ve duygularını ifade etmek için başarılı olarak kullanır.
7- Diğer insanların, sanat-resim çalışmalarına ilgi duyar.
8- Diğerlerinin eleştirilerinden hoşlanır ve içlerinden yeni şeyler öğrenir.
9- Çamurdan, sabundan, plastirinden vb. yumuşak gereçlerle üç boyutlu şeyler yapmaya özel ilgi gösterir. 
C- Fen Alanındaki Yetenek Özellikleri: 
1- Okur ve Fen Raporlarını yorumlayarak bir ilgi zemini oluşturur.
2- Fen Bilgisi konusunda otorite olan kaynakları tarar.
3- Fikir ve hipotezleri test etmeye yönelik deneyler yapar.
4- Fen ve teknik araçları kullanabilir ve bunlara vakıf olur.
5- Yerinde ve yeterli veri seçer.
6- Verilerden geçerli çıkarımlar yapar ve tahminlerde bulunur.
7- Problem çözmede kullanılan teknik ve süreçlerin altında yatan varsayımları tanır ve değerlendirir.
8- Fikirleri hem niceliksel hem de niteliksel ifade edebilir.
9- Fen Bilgisini toplumsal değişim için kullanır ve uygular.
10- Bilinen gerçek ve kavramlardan yeni ilişki ve fikirler oluşturur.
11- Bilimsel gözlem, veri toplama ve yorum yapma becerileri vardır.
12- Problemlere yönelik duyarlılığa, yeni fikirler geliştirme yeteneğine, değerlendirme yeteneğine sahiptir.
13- Devamlı meraklıdır.
14- Tutarsızlıkların tespitinde tetiktir.
15- Yüksek düzeyde mekanik düşünmeye sahiptir.
16- Uzay ilişkilerine ilgi duyar.
17- Planlama ve iletişim yeteneğine sahiptir.
18- Öğrenme ve bilgiye sürekli açlık duyar.
19- Çabuk öğrenir, kavrar, akılda saklar.
20- Genelleme ve soyutlama yaparak elindeki bilgiyi diğer alanlara aktarabilir.
21- Kararlı ve sabırlıdır.
22- Yaratıcıdır.
23- Düşünceleri ve nesneleri sistematik biçimde bir araya getirebilir.
24- Sorgulamalarında“ne”,“nasıl”,“neden” sorularının ötesine ulaşmaya çalışır.
25- Kendine güvenir, kendi başına bir iş üstlenebilir.
26- Yaşıtlarına göre alışılmışın dışında nitelikli ürün ortaya koyar.
27- Birbirini takip eden konular ve olaylar dizisi karşısında bir sonraki adımı takip edebilir.
28- Bir alanda öğrendiği konu ile başka bir alanda öğrendiği konu arasında mantıklı ilişkiler kurabilir.
29- Olaylar arasındaki bağıntıları, neden-sonuç ilişkilerini ve benzerlikleri yaşıtlarından daha çabuk ayırt edebilir.
30- Öğrendiklerini yeni ve farklı alanlarda kullanabilir.
31- Çeşitli konularda mantıklı eleştiri getirebilir.
32- Bir kez öğrendiğini kolay kolay unutmaz.
33- Kimsenin aklına gelmeyecek sorular sorar.
34- Bir cümlede ya da sözde, doğrudan bildirilmeyen, kastedilen anlamları bulup çıkarabilir.
35- Sorun çözümünde karmaşık yöntemler kullanabilir.
36- Yetişkin denetimi olmaksızın bir proje, deney üzerinde çalışabilir.
37- Arkadaşlarının etkinliklerini örgütleyip planlayabilir.
38- Yeni deneyler yapmaya isteklidir. 
D- Matematik Alanındaki Yetenek Özellikleri: 
1- Verilerin ele alınmasında, düzenlenmesinde göze çarpan yeteneğe sahiptir.
2- Zihinsel çevikliğe sahiptir.
3- Orijinal yorumlar yapar.
4- Fikirlerin iletilmesinde göze çarpan yeteneğe sahiptir.
5- Göze çarpan genelleme yeteneği vardır.
6- Yazılı iletişimden ziyade sözlü iletişimi tercih eder.
7- Aynı problem çözümüne yönelik değişik yöntemleri kullanır.
8- Olağan dışı Matematiksel işlemler yapar.
9- Gayret gerektiren olağan dışı problemler sorar.
10- Uygulamaya, analize, senteze ve değerlendirmeye odaklanır.
11- Problemi kısa sürede çözer.
12- Matematiği başka kategorilere entegre edebilir.
13- İlgisiz gibi görünen işlemler arasında ilgi kurar.
14- Yanlış ve doğruyu seçme güçleri fazladır.
15- Yaşıtlarının çözemediği zor problemleri çözebilir. 
E- Sosyal Alandaki Yetenek Özellikleri: 
1- Yaşına göre kavramsal olarak ilerlemiştir.
2- İleri düzey, teknik bilgi birikimine yada çok özel bilgilere sahiptir.
3- Güç veya karmaşık işlerden hoşlanır.
4- Bağımsız projeler için yüksek standartlar belirler.
5- Sınıf arkadaşları tarafından yeni fikir ve bilgilerin kaynağı olarak görülür.
6- Sınıf arkadaşları tarafından bir grup stratejicisi yada organizatörü olarak görülür.
7- İnsan ilişkilerinde mizahı görür ve kendi kendine gülebilir.
8- Yaratıcı öyküler anlatır yada yazar.
9- Geniş bir alana yayılan ve/veya oldukça kapsamlı ilgileri olur.
10- Diğer insanların görmediği ilişkileri görebilir.
11- Bilgiyi kolayca ve süratle kazanır.
12- İlerlemiş yoğunlaşmış ve geniş konulara eğilen bir okuyucudur.
13- İnsanlara ve sosyal etkileşimin sonuçlarına karşı duyarlılık, samimi ilgi ve başkalarının fikir ve ahlaki değerlerini takdir eder.
14- Özellikle insan davranışlarının değerlendirilmesi açısından eleştirel yargı kapasitesi vardır.
15- Hayal gücü, zaman ve mekan bakımından farklılık gösteren sosyal durumlara kendini yönlendirme yeteneği vardır.
16- Zaman duygusu ve birbirini izleyen olayların başka olaylarla ilişkisini görme yeteneği vardır.
17- Sosyal problemlerde araştırma, uygulama, bir problemin sınırlarını algılama, verileri saklama,kanıtları sıralama, hipotez oluşturma, anlamlı sonuçlara varma ve yazılı yada sözel sunular için sonuçları etkin biçimde düzenleme yeteneği vardır.


PARLAK ÇOCUK

ÜSTÜN ÇOCUK
Yanıtları bilir. Sorular sorar.
İlgilidir. Aşırı meraklıdır.
Dikkatini yoğunlaştırır. Hem zihinsel hem de fiziksel olarak katılım gösterir.
İyi fikirleri vardır. Çılgın, saçma gelen düşüncelere sahiptir.
Çok çalışır. Etrafta dolanıp çalışmaz gibi görünürken sınavlarda başarılıdır.
Soruları yanıtlar. Ayrıntıları dikkate alarak tartışır, zenginleştirir.
Üst grubu oluşturur. Grubun ötesindedir.
İlgiyle dinler. Kuvvetli duygu ve düşünceler sergiler.
Kolaylıkla öğrenir. Zaten biliyordur.
Tam olarak öğrenmesi için 6-8 tekrar gerektirir. Tam olarak öğrenmesi için 1-2 tekrar yeterlidir.
Düşünceleri anlar. Soyutlamalar yapar.
Yaşıtlarından hoşlanır. Yetişkinleri tercih eder.
Anlamı yakalar. Varsayımlar ortaya atar.
Ödevlerini tamamlar. Yeni proje atılımlarında bulunur.
Alıcıdır. Ateşlidir.
Doğru olarak kopya eder. Yeni bir desen yaratır.
Okulu sever. Öğrenmeyi sever.
Bilgileri emer. Bilgilerle oynar.
Teknikçidir. İcatçıdır.
İyi ezberler. İyi tahmincidir.
Doğru, ardıl bir sonuçtan hoşlanır. Karmaşıklığa açlık duyar.
Uyanık, dikkatlidir. Keskin gözlemcidir.
Öğrendiği kadarıyla tatmin olur. Çok fazla öz eleştiri yapar.

Üstün zekâlı çocuklar çoğu zaman -özellikle halk arasında ve yazılı ve görsel medyada- kalın gözlüklü, sıska, yerinde duramayan, çokbilmiş ve hazır cevap olarak tasvir edilirler. Çok meşhur olmasa da yıllar önce yapılmış olan Yeşilçam filmlerinden Hüdaverdi filmindeki çocuk kahraman Hüdaverdi bu tiplemeye iyi bir örnektir. Üstün zekâlı bireylere atfedilen diğer yaygın bir tipleme ise şizofrenik, paranoyak, anti sosyal ve asosyal tiplemelerdir. Bu tür tiplemelere göre üstün zekâlı bireyler, toplumun genelinden sadece zihinsel özelliklerinden dolayı ayrılmazlar; akıl sağlığı ve davranış uyumluluğu açısından da toplumdan uzaklaşma gösterirler. Halk arasında bu tür kişiler için “fazla zekâsından dolayı kafayı yemiş” sözü bolca kullanılır. Bu tür karakter tiplemelerine Hollywood filmlerinde de yer verilir. Akıl Oyunları filmi bu tarz karakter tiplemelerinin en güzel örneklerinden biri kabul edilir. Bir matematik dâhisi olan John Nash, aynı zamanda şizofrenik bir kişiliğe sahiptir.
Üstün zekâlı çocuklar bir grup olarak homojen bir yapıya sahipmiş gibi gözükseler dahi, bireysel olarak -özellikle zihinsel olarak- normal bireylerin oluşturduğu gruptan daha karmaşık bir yapı özelliğine sahiptirler. Normal öğrencilerin oluşturduğu bir grupta zekâ dağılımı genelde 90-110 arası olduğu halde üstün zekâlılarda zekâ dağılımı 130 ve üzeridir. Yani, normal bir gruptaki bireyler arasında en fazla 20 puanlık bir zekâ farkı olurken, üstün zekâlı bireylerin oluşturduğu bir grupta 100 puanlık hatta daha fazla zekâ farkı oluşabilmektedir. Bu düzeyde zekâ farkı zihinsel olmayan diğer bireysel özellikleri de etkileyebileceği düşünüldüğünde, üstün zekâlı bireylerin normal zekâ düzeyine sahip bireylerden ne kadar farklı olabileceği çok daha açık anlaşılacaktır.
Kendi aralarında bu kadar farklılık gösteren bir grubu anlamak kadar, bu grubun özelliklerine uygun eğitim olanakları hazırlamak da başlı başına zor bir iştir. Örneğin,
– Eğitim ve öğretim programlarının geliştirilmesinde üstün zekâlı öğrencilerin hangi özelliklerinin temel alınması gerektiği; öğretim programlarının nasıl farklılaştırılacağı;
– Onlar için geliştirilmiş olan eğitim programlarının özellikleri ve türleri;
– Normal öğrenciler ile aynı ortamlarda mı yoksa farklı ortamlarda mı eğitim verilmesinin uygun olacağı;
-Bu tür öğrencilerin öğretmenlerinde hangi özelliklerin bulunması ve bu öğretmenlerin de üstün zekâlı olup olmamasının gerekliliği;
– Gerçekte üstün zekâlı bireyin kim olduğu;
– Üstün zekânın rakamlarla betimlenip betimlenemeyeceği ve gerçekte toplumun belli bir yüzdesinin üstün zekâlı olup olmadığı;
– Üstün zekâlı öğrencilere farklılaştırılmış eğitim vermek için onları ille de tanılayıp tanılamanın gerekliliği ve eğer tanılamak gerekirse nasıl tanılanacakları;
– Hangi tanıma aracı kullanılırsa kullanılsın gerçek üstün zekâlı bireylerin tanılanabilip tanılanamadığı;
– Genelde zekâ testlerinin üstün zekâlı öğrencilerin yüzde kaçını doğru olarak tanılayabildiği ve bunun gibi birçok konu üstün zekâlı öğrencilerin eğitimlerinde tartışılan ve zaman zaman çelişkilere ve çatışmalara neden olan son derece önemli konulardır.
Üstün Zekâ Tanımları
Tarihsel süreç içerisinde üstün zekâ kavramları ve tanımları incelendiğinde 20.yüzyılın başlarında üstün zekâ kavramı deha kavramı ile neredeyse aynı anlamda kullanılmakta, üstün zekâlı kişiler deha kişiler olarak görülmekteydi. Örneğin 20.yüzyıl başlarında üstün zekâ konusunda öncü psikologlardan olan Lewis Terman, 140 veya üstü IQ’sü olan çocukları deha çocuklar sınıfına yerleştirmekteydi. Ona göre üstün zekâ, standart zekâ testlerinde %1’lik üst dilim ile tanımlanabilirdi.
Örneğin ünlü Marland Raporu’nda altı alanda üstün zekâlı olunabileceği vurgulanmıştır:
Genel zihinsel yetenekte, özel akademik yeteneklerde, yaratıcı veya üretken düşünmede, liderlik yeteneğinde, sanat yeteneğinde veya psikomotor yetenekte olağanüstü başarı gösteren veya potansiyel yeteneğe sahip olan çocuklar” üstün zekâlı olarak tanımlanmıştır.
21.yüzyıla gelindiğinde üstün zekâ tanımlarında üstün zekâ terimi tanımlardan düşürülerek yerine üstün yetenek teriminin kullanıldığı göze çarpmaktadır. Örneğin Amerika’da Milli Eğitim Bakanlığı’nın kabul etmiş olduğu tanımda üstün zekâlı çocuk yerine üstün yetenekli çocuk kullanılmış olup;
“Akranlarına göre olağanüstü düzeyde başarı veya başarı potansiyeli gösteren çocuk” üstün yetenekli olarak kabul edilmiştir. Bu çocukların zihinsel, yaratıcılık veya sanatsal alanlarda yüksek performans kapasitesi gösterdiklerinin, sıra dışı liderlik kapasitesine sahip olduklarının veya akademik alanlarda olağanüstü başarı gösterdikleri vurgulanmıştır.
Daha geniş kapsamlı bir tanım ortaya çıkaran Amerika Birleşik Devletleri Üstün Zekâlı Çocuklar Ulusal Derneği üstün zekâlı çocuğu;
“Bir ya da daha fazla alanda olağanüstü performans gösteren veya olağanüstü potansiyeli olan birey” olarak tanımlamıştır.
Daha çağdaş bir tanım yapan Columbus Grubu üstün zekâyı;
“Üst düzey bilişsel yeteneklerin ve yoğun duyguların birleşerek alışılmışın dışında deneyimler yarattığı eş zamanlı olmayan gelişim” olarak tanımlamışlardır. Eş zamanlı olmayan gelişim zekâ düzeyi arttıkça daha da atmaktadır.
Tanımlardan da anlaşılabileceği gibi, üstün zekânın tanımı konusunda henüz evrensel düzeyde bir tanım yapılamamıştır. Hatta üstün zekâ tanımının zamandan zamana ve coğrafyadan coğrafyaya farklılıklar gösterdiğini ileri sürmek yadsınmamalıdır; çünkü her kültürün değer verdiği bireysel özellikler farklılıklar gösterebilmektedir. Örneğin batı toplumları daha çok akademik başarı ile ilişkili olan analitik yeteneğe ve yaratıcı yeteneğe değer verirken doğu toplumlarının erdem gibi değerlere daha fazla önem verdikleri görülmektedir.
Erken Çocukluk Yıllarında Üstün Zekâlı Çocuk
Üstün zekâ işaretlerinin yaşamda ne kadar erken ortaya çıkmaya başladığı her zaman merak konusu olmuştur.
Bebeklikte Üstün Zekâ
Üstün zekâlı çocukları özellikle bebeklik döneminde tanılamak zor olsa da, çoğu anne-baba üstün zekâlı çocuklarının diğer çocuklardan farklılıklarını az çok anlayabilmektedir. Örneğin, üstün zekâlı olarak tanılanmış çocukları olan 1039 ebeveynin katıldığı bir araştırmada ebeveynlerin neredeyse yarısı, çocukları daha 0-1 yaş döneminde iken üstün zekâ işaretleri gösterdiklerini belirtmişlerdir.
Bebeklik döneminde erken ve üst düzey dil gelişimi, dikkat, güçlü hafıza, çevredeki alışılmış objelere karşın yeni objelere karşı gösterilen yüksek ilgi düzeyi ve tepki türleri ile çeşitli çevresel uyaranlara karşı uyanık olma hali daha sonraki yıllardaki zekâ düzeyi ile ilişkili olan bebeklik döneminin karakteristik üstün zekâ göstergelerindendir. Örneğin, bir araştırmada üstün zekâlı çocukların ebeveynlerinin yaklaşık olarak %90’ı çocuklarının bebeklik yıllarında olağanüstü dikkat düzeyine ve zengin kelime dağarcığına sahip olduklarını bildirmişlerdir.
Yapılan bir başka araştırmada ise, üstün zekâlı çocuklar ile üstün zekâlı olmayan çocuklar arasındaki zihinsel farklılıkların bir ile iki yaşlarında bile IQ testleri ile saptanabilmesi, üstün zekânın bebeklik döneminde dahi belirlenebileceğinin bir göstergesi olarak düşünülebilir. Üstün zekâlı çocukların ailelerinin raporlarına göre, bu çocukların bebeklik yıllarında, özellikle doğumu takip eden ilk aylarda göstermiş oldukları karakteristik özellikler:
-Uzun dikkat süresi
-Az uykuya ihtiyaç
-Aktiflik
-Doğumu takip eden ilk aylarda bakıcılarını tanıma ve onlara gülümseme
-Gürültüye karşı aşırı tepki ve öfkelenme
-Olağanüstü hafıza (gördüğü şeyin büyük bir çoğunluğunu hatırlama gibi)
-Hızlı öğrenme (herhangi bir şeyi bir kez gördükten ya da yaptıktan sonra onu başkalarının yardımı olmadan tekrar yapabilme)
-İlk aylarda dil gelişiminin başlaması
-Kitaplara karşı aşırı ilgi
-Meraktan dolayı aşırı soru sorma
-Uyaranlara karşı tepkisel olma
Bu özelliklerin en azından dörtte üçünü bebeklik yıllarında sergileyen çocukların üstün zekâlı olma olasılığı yüksektir. Örneğin, yapılan bir araştırmada, çocuklarının yukarıdaki özelliklerin dörtte üçünü gösterdiğini ifade eden ailelerin yaklaşık % 80’nin çocukları, yapılan IQ testlerinde de üstün zekâlı olarak belirlenmişlerdir. Yapılan bir diğer araştırmada ise, çocuklarının üstün zekâlı olduğunu düşünen ailelerin çoğunluğunun çocukları, yapılan testlerde de üstün zekâlı olarak tanılanmıştır. Bu durum, ailelerin kendi çocuklarının zekâ düzeylerini tahmin edebilme yeteneğinin çok yüksek olduğunu göstermektedir.
Her üstün zekâlı çocuğun yukarıdaki özelliklerin tamamını göstermesi beklenmemelidir; çünkü bu özelliklerin sayısı ile zekâ düzeyi arasında önemli bir ilişki olup olmadığı kesin olarak saptanmış değildir. Örneğin, olağanüstü matematik yeteneğine sahip çocuklar yukarıdaki özelliklerden sadece birkaçını bebeklik yıllarında gösterirken, muhteşem dil yeteneği olan çocuklar bu özelliklerin büyük bir çoğunluğunu bebeklik yıllarında göstermeye başlarlar. Hatta bazı utangaç ve içe dönük çocukları ne kadar yetenekli olsalar dahi fark etmek çok zor olabilir.
İlerleyen Yıllarda Üstün Zekâ
Bebeklik döneminde olduğu gibi, çocukluk döneminin ilerleyen yıllarında gösterilen bazı olağanüstü özellikler, üstün zekâlı çocukları diğer çocuklardan ayırt etmemize yardımcı olabilmektedir. Ancak bu yıllarda üstün zekâlı çocuklar çoğunlukla zekâ testleri ile tanılanırlar. Çocukluk yıllarında zekâ testlerinde ortaya konan üstün performans üstün zekânın bir işareti olarak düşünülebilir. Kesinlikle üstün zekâlı diyebileceğimiz çocuklar erken çocukluk yıllarında aşağıdaki özelliklerden bir ya da birkaçını göstermesi gerekir:
-Henüz 3-4 yaşlarında iken ya da daha da erken bir yaşta okumaya başlama
-Okumaya başladıktan kısa bir süre sonra yazmaya başlama
-Henüz 3-4 yaşlarında iken ya da daha erken bir yaşta basit aritmetik problemlerini çözebilme
-10 yaşından daha önce müzik, matematik ve yaratıcı yazın gibi alanlarda yetişkin performansı gösterme
Bu özellikleri üstün zekâlı çocuklar içinde çok küçük bir grubu oluşturan deha çocuklar gösterirler. Üstün zekâlı çocukların önemli bir kısmında söz konusu özelliklerin gelişimi okul yaşamıyla başlar.
Deha Çocuklar
Deha çocuklar bir ya da daha fazla alanda erken yaşta olağanüstü hızlı gelişim gösteren ve muhteşem denecek düzeyde özel yeteneğe sahip olan çocuklardır. 10 yaşına kadar ya da daha öncesinde herhangi bir alanda yetişkin düzeyinde gösterilen performans, bu çocukları diğer üstün zekâlı çocuklardan ayıran en önemli özelliktir. Bu çocuklara çoğunlukla matematik, müzik, satranç, resim ve bazen de yaratıcı yazın alanında rastlamak mümkündür.
Deha çocuklar, üstün zekâlı çocuklar içinde çok küçük bir grubu oluşturur. Bu çocukların sayısı diğer üstün zekâlı çocuklar ile karşılaştırıldığında ancak on milyonda birkaç tane ile ifade edilebilir. Oysa yeteneğin çok geniş bir yelpazeye yayıldığı düşünüldüğünde, sıradan bir toplumun yaklaşık % 10 ile %15’i en azından bir alanda üstün zekâya ya da üstün yeteneğe sahip olduğu düşünülmektedir.
Normal düzeyde üstün zekâlı olarak düşündüğümüz çocuklar sahip oldukları yeteneklerinin bir kısmını doğumla getirdikleri, bir kısmını ise yaşamla geliştirdikleri halde, deha çocukların olağanüstü yeteneklerini tamamıyla doğumla getirdikleri düşünülür. Bu çocukların büyük bir kısmı doğumlarını izleyen birkaç ayda konuşmaya ve 2 yaş civarında da okuyup yazmaya başlarlar.
Toplumda üstün zekâlı çocuk denildiğinde, yetişkin gibi olağanüstü özel yetenek gösteren deha çocuklar hayal edilir. Bu bağlamda, 4 yaşında Avrupa krallarına müzik ziyafeti veren Mozart, toplumun benimsediği üstün zekâlı çocuk sembolünü karakterize eder. Maalesef, üstün zekâlı çocuklar için yaratılmış olan bu denli yüksek standart, gerçekte üstün zekâlı olup ta toplumun koymuş olduğu standarda erişemeyen üstün zekâlı çocukların büyük bir kısmının üstün zekâlı olarak kabul görmesinin önüne geçmektedir.
Çocukların üstün zekâlı olup olmadıkları yargılanırken bu denli yüksek yetenek düzeyi beklenmesine adil ne de gerçekçidir. Çünkü normal eğitim sisteminde deha çocuklar kolayca fark edilebildiklerinden onlar için gerekli eğitimsel düzenlemeleri yapma şansı doğarken üstün zekâlı çocukların büyük bir kısmı, toplumun üstün zekâ imgesinin bu çocuklardan farklılık göstermesi yüzünden fark edilmeden kaybolabilmektedirler.
Üstün Zekâlı Çocukların IQ Düzeylerine Göre SınıflandırılmasıRuf, üstün zekâlı çocukları IQ düzeylerine göre 5 gruba ayırmıştır. Üstün zekâlı çocukların göstermiş oldukları davranışsal, bilişsel ve duyuşsal özellikler, bu grupların IQ sınırlarının belirlenmesinde etkili olduğu görülür. Gerçekte üstün zekâlı çocukları IQ puanlarına göre belirli gruplara ayırmak çok doğru ve işlevsel değildir; çünkü aynı IQ seviyesine sahip üstün zekâlı çocuklar bile gelişimsel olarak çok farklılıklar gösterebilmektedirler.
Birinci düzeydeki çocuklar, standart zekâ, yetenek veya başarı testlerinde üst % 90-98’lik dilim arasında performans gösterirler. Heterojen bir sınıfta sınıfın yaklaşık üçte biri veya dörtte biri bu düzeydedir. Diğer çocukların anaokulunun sonlarına doğru kazanabildikleri becerileri, bu düzeydeki çocuklar henüz anaokuluna başladıkları dönemde kazanırlar.
İkinci düzeydeki çocuklar, standart zekâ, yetenek veya başarı testlerinde üst % 98-99’luk dilim içinde bir performans gösterirler. Otuz kişilik heterojen bir sınıfta genelde bir ile üç öğrenci bu düzeyde olabilir. Bu düzeydeki çocuklar, normal çocukların okulöncesinde kazandıkları becerilerin çoğunun gelişimini 4 yaşlarında tamamlarlar.
Üçüncü düzeydeki çocuklar, standart zekâ, yetenek veya başarı testlerinde üst % 98-99’luk dilimin daha üst kesimlerini kapsarlar. Heterojen bir sınıfta bu düzeyde en fazla bir öğrenciye rastlanabilir. Bazı sınıflarda ise hiç rastlanmayabilir. Bu düzeydeki çocuklar 3 ile 4 yaşlarındayken okulöncesinde kazanılan becerilerin çoğunun gelişimini tamamlarlar.
Dördüncü düzeydeki çocuklar, standart zekâ, yetenek veya başarı testlerinde üst % 99’luk dilimin içindedirler. Bu düzeydeki çocukların büyük bir kısmı okulöncesinde edinilen becerilerin büyük bir kesimini 3 ile 4 yaşlarına kadar kazanırlar. Her sınıfta bu düzeyde çocuğa rastlamak mümkün değildir. Bir okulda bir iki öğrenci bu düzeyde olabilir.
Üstün Zekâlı Çocukların IQ Seviyelerine Göre Yaygın Olarak Gösterdikleri Özellikler
Üstün zekâlı çocukların erken çocukluk yıllarında ne tür özellikler gösterdiklerine ilişkin olarak ebeveynler ile yapılan araştırmalar, bu çocukların erken çocukluk dönemlerindeki gelişimlerini daha iyi anlamamıza yardımcı olmaktadır. Anne ve babaların üstün zekâlı çocuklarının özelliklerini ay ay kaydettiği bu araştırmalarda, üstün zekâlı çocuklar gerek takvim yaşı düzeylerine gerekse zihinsel yaş düzeylerine göre bazı ortak özellikler göstermişlerdir.
Birinci Düzeyde Üstün Zekâ İşaretleri
Bu çocukların,
-önemli bir kısmı 2 yaşından önce renkleri tanıyabilir ve ezbere sayıları sayabilir;
-büyük bir kısmı 1,5 yaşından önce birçok kelimeyi anlamsal olarak bilir ve telaffuz eder;
-önemli bir çoğunluğu 2 yaşından önce bulmacalara ilgi göstermeye başlar;
-büyük bir kısmı 18-30 ay aralığında sessizce oturup televizyonu pür dikkat izler;
-büyük bir kısmı 3 yaşına kadar sayıları, harfleri ve renkleri bilir;
-önemli bir grubu 3 yaşına gelinceye kadar karmaşık seviyede konuşmaya başlar ve zengin kelime hazinesine sahiptir;
-büyük bir çoğunluğu 4 yaşına gelinceye kadar, basit işaretleri, kendi isimlerinin yazılış şekillerini ve alfabeyi öğrenir;
-büyük bir kısmı 4 yaşına gelinceye kadar basit toplama ve çıkarma işlemlerini yapmaya başlar;
-büyük bir çoğunluğu 5 yaşından önce okumayı öğrenmeye karşı ilgi gösterir;
-büyük bir grubu 6 yaşına gelinceye kadar basit kitapları okumaya başlar;
-büyük bir kısmı 6 yaşına gelinceye kadar kendi kendilerine bilgisayar kullanmaya başlar;
-hepsi 7 yaşına gelinceye kadar okumayı öğrenir; akranlarından 2-3 sınıf daha üst düzeyde okuyabilir;
-hepsi 7-7,5 yaşına gelinceye kadar bölümlü kitapları okumaya başlar;
-çoğu 8 yaşına gelinceye kadar okulda derslerin yavaş işlenmesi ve derslerdeki tekrarlardan dolayı sabırsızlık emareleri göstermeye başlar.
İkinci Düzeydeki Üstün Zekâ İşaretleri
Bu çocukların,
-neredeyse hepsi 6-12 aylıkken yetişkinlerin verdiği yönergeleri ve soruları anlar;
-büyük bir çoğunluğu 11-15 aylıkken bağımsız olarak kitapları okur, sayfalarını çevirir;
-çoğu 15-18 aylıkken birçok kelime bilir;
-çoğu 15-20 aylıkken birçok rengi tanır;
-birçoğu 12-15 aylık iken parçalı bulmacalar ile oynamayı sever;
-çoğu 11-16 aylıkken market ve mağaza gibi yerlerin adlarını ve marka isimlerini tanır;
-neredeyse hepsi 2 yaşına kadar, 3 ya da daha fazla kelimelik cümleler kurar;
-birçoğu 12-20 aylık iken sayıları tanır;
-yaklaşık olarak % 25’i 17-24 aylık iken bütün alfabeyi bilir;
-çoğu 3 yaşına kadar renklerin ve harflerin çoğunu bilir;
-çoğu 3 yaşına kadar zengin kelime dağarcığına sahip olur ve karmaşık cümleler kurar;
-birçoğu 3-4 yaşlarında harfleri, kelimeleri ve sayıları yazar;
-bir kısmı 3,5-4,5 yaşlarında gerçek olay ve durumlar hakkında ve doğa, fizik gibi fen bilimlerine karşı fazla ilgi duyar;
-çoğu 4,5 yaşına gelinceye kadar kendi başına bilgisayar kullanmaya başlar;
-çoğu 5 yaşına gelinceye kadar sayı saymaya başlar ve sayılar konusunda bazı temel gerçekleri öğrenir;
-çoğu 5 yaşına gelinceye kadar kendilerine üst düzey kitap ve hikâye okunmasını sevmeye başlar;
-çoğu 5 yaşına gelinceye kadar kolay kitapları okumaya başlar;
-neredeyse hepsi beş buçuk yaşına gelinceye kadar kolay kitapları okumaya başlar;
-çoğu 6 yaşına gelinceye kadar kitapları zevk almak ve öğrenmek için okumaya başlar;
-hepsi 7 yaş civarında iken kendilerinden 2-5 yaş üst düzeyler için yazılmış olan kitapları okur;
-hepsi 7 ya da 7,5 yaşına gelinceye kadar, bölümlü kitapları okumaya başlar;
-çoğu 6 ya da 7 yaşına gelinceye kadar okulda derslerin yavaş işlenmesi ve derslerdeki tekrarlardan dolayı sabırsızlık belirtileri göstermeye başlar.
Üçüncü Düzeyde Üstün Zekâ İşaretleri
Bu çocukların,
-çoğu doğumdan hemen sonra çevreye karşı duyarlılık göstermeye başlar;
-çoğu henüz 1 yaşından önce kitaplara karşı yoğun ilgi gösterir;
-neredeyse hepsi 6 aylık olana kadar çevrelerindeki kişilerin ne konuştuğunu anlamaya başlar;
-çoğu 10 aylık olana kadar kendi kendilerine kitapları karıştırmaya ve sayfaları çevirmeye başlar;
-çoğu henüz 1 yaşından önce ailelerine ne istediklerini anlatabilir;
-çoğu 16 aylık olana kadar zengin kelime hazinesine sahip olur ve kendilerini ifade edebilir;
-birçoğu 1 yaşından önce renkler, şekilleri, rakamları ve harfleri tanır;
-birçoğu 12-15 aylıkken sayıların ve harflerin anlamlarını bilir;
-çoğu 15-18 aylık iken renklerin çoğunu bilir;
-birçoğu 15-24 aylıkken yapboz bulmacalar ile oynamayı sevmeye başlar;
-çoğu 20-44 aylık iken levhalar ve marketler üzerindeki marka ve diğer isimleri okuyabilir;
-birçoğu 2 yaşından önce kendilerine okunan kitabı ezberleyebilir;
-birçoğu 2 yaşından önce harf seslerini ve kısa kelimeleri hecelemeye karşı ilgi gösterir;
-çoğu 15-24 aylık iken dörtten fazla kelimeden oluşan karmaşık cümleler ile konuşabilir;
-birçoğu 15-24 aylıkken 10’dan fazla sayıları sayabilir;
-neredeyse hepsi 17-24 aylık olana kadar bütün alfabeyi öğrenir;
-çoğu 2,5-3 yaşlarında iken harfleri, rakamları, kelimeleri ve kendi isimlerini yazabilir;
-çoğu 3-4 yaşlarına gelinceye kadar bilimsel gerçeklere ve aletlerin nasıl çalıştığına dair ilgi göstermeye başlar;
-yaklaşık yarısı 3-3,5 yaşlarına kadar basit kitapları ezberden de olsa okuyabilir;
-çoğu 3-4 yaşlarına gelinceye kadar, atlayarak ve geriye doğru saymaya ve basit toplama ve çıkarma işlemleri yapmaya başlar;
-çoğu 4-5 yaşlarına gelinceye kadar basit kitapları okumaya başlar;
-çoğu 3-5 yaşlarında gerçek dışı şeyleri sorgulamaya başlar;
-çoğu 4,5-5,5 yaşlarında çocuklar için yazılmış kitapları okuyabilir;
-birçoğu beş buçuk yaşına gelinceye kadar, bazı çarpma ve bölme işlemlerini anlamaya başlar;
-çoğu 6 yaşına gelinceye kadar kitapları zevk almak ve bilgi edinmek için okumaya başlar;
-hepsi 6 yaşlarındayken takvim yaşlarından 2 ile 5 yıl daha üst düzeyde okumaya başlar;
-hepsi 7-7,5 yaşlarında iken gençler için yazılmış kitapları bağımsız olarak okuyabilir.
Dördüncü Düzeyde Üstün Zekâ İşaretleri
Bu çocukların,
-nerdeyse hepsi daha 1 aylıkken, kendilerine okunan kitaplara ilgi göstermeye başlar;
-henüz 3-4 aylıkken kitaplar favori ilgi alanları olmaya başlar;
-neredeyse hepsi 6 aylık olana kadar, ailelerinin verdiği yönergeleri anlamaya başlar;
-çoğu 5,5-5,9 aylıkken bazı kelimeleri bilir ve telaffuz edebilir;
-birçoğu 14 aylık olana kadar zengin bir kelime hazinesine sahip olur ve ifadeleri iyidir;
-birçoğu 12-15 aylıkken harfleri ve sayıları tanır ve anlamlarını bilir;
-birçoğu 15-36 aylık iken yapboz bulmacaları ile oynamaktan hoşlanır;
-neredeyse hepsi 15-22 aylık iken bütün alfabeyi öğrenir;
-çoğu 20-44 aylık iken levhalar ve marketler üzerindeki marka ve diğer isimleri okur;
-birçoğu 2 yaşından daha önce kendilerine okunan kitapları ezberler;
-birçoğu 2,5 yaşından önce harf seslerini ve kısa kelimeleri hecelemeye karşı ilgi gösterir;
-çoğu 15-24 aylık civarında iken dörtten fazla kelimeden oluşan karmaşık cümleler ile konuşur;
-birçoğu 13-20 aylık iken 10’dan fazla sayıları sayabilir;
-çoğu 3-4 yaşına kadar bilimsel gerçeklere ve aletlerin nasıl çalıştığına dair ilgi göstermeye başlar;
-çoğu 3-4 yaş civarında iken atlayarak ve geriye doğru sayabilir ve basit toplama ve çıkarma işlemleri yapabilir;
-çoğu 3-4,5 yaşlarında bilgisayarı kendi başlarına kullanmaya başlar.
-çoğu 3,5-4,5 yaşlarında iken kitap okumaya başlar;
-çoğu 3-4 yaşlarındayken gerçek dışı şeyleri sorgulamaya başlar;
-birçoğu 5 yaşına gelinceye kadar bazı çarpma ve bölme işlemlerini anlamaya başlar;
-hepsi 6 yaşlarında iken takvim yaşlarından 2 ile 5 yıl daha üst düzeyde okumaya başlar;
-hepsi 6-6,5 yaşlarında iken gençler için yazılmış bölümlü kitapları okumaya başlar.
Beşinci Düzeyde Üstün Zekâ İşaretleri
Bu çocukların,
-hepsi doğumdan hemen sonra çevreye karşı duyarlılık göstermeye başlarlar;
-önemli bir kısmı henüz 3-4 aylık iken kitaplar favori ilgi alanları olmaya başlar;
-hepsi henüz 4 aylık iken ya da daha öncesinde ebeveynlerinin verdiği yönergeleri anlar;
-çoğunluğu 6 ayını doldurana kadar kitapların sayfalarını çevirmeye başlar;
-çoğunluğu 5,5-9 aylık iken bazı kelimeleri söylemeye ve konuşulanları hemen kapmaya başlar;
-neredeyse yarısı 1 yaşına gelinceye kadar bozuk olsa da konuşmaya başlar;
-hepsi 2 yaş civarında iken bir yetişkin düzeyinde konuşmaya başlar;
-neredeyse hepsi 15 aylık olana kadar renkleri, sayıları, alfabeyi ve şekilleri bilir;
-birçoğu 10-14 aylık iken harfleri ve sayıları tanır ve anlamlarını bilir;
-birçoğu 12-15 aylık iken yapboz bulmacaları ile çok iyi oynar;
-büyük bir çoğunluğu 18 aylık olana kadar müzikal yetenek belirtileri gösterir;
-hepsi 2 yaşına gelene kadar bazı levha üzerindeki ve kitaplardaki kelimeleri okur;
-hepsi 20 aylık olana kadar kendilerine okunan kitapları ezberleyebilir;
-hepsinin 6-8 aylık olana kadar favori televizyon programları ve filmleri vardır;
-birçoğu 13-20 aylık olana kadar 10’a kadar, bazıları ise 10’dan daha fazla sayabilir;
-çoğu 2 yaşına basana kadar kelimeleri, sayıları ve kendi isimlerini yazmaya başlar;
-çoğu iki yaşına gelinceye kadar bilimsel gerçeklere ve aletlerin nasıl çalıştığına dair ilgi göstermeye başlar;
-çoğu 18-24 aylık iken basit kitapları okumaya başlar;
-çoğu 2 yaşına gelinceye kadar atlayarak sayabilmeye, geriye doğru sayabilmeye, basit toplama ve çıkarma işlemlerini yapmaya başlar;
–hepsi 2 yaşına gelinceye kadar kendi kendilerine bilgisayar kullanmaya ve 3 yaşına gelinceye kadar da klavyeyi kullanmaya başlar;
-hepsi 3,5-4,5 yaşlarına gelinceye kadar bölümlü kitapları okumaya başlar;
-hepsi 4 yaşından önce soyut matematik kavramlarını ve temel matematik işlemlerini anlamaya başlar;
-hepsi 6 yaşlarında iken altı sınıf daha üst düzeyde okur.
Üstün zekâlı yetişkinlerin bazıları bu kısımda ele alınan üstün zekâ belirtilerinin hiçbirini erken çocukluk dönemlerinde göstermeyebilirler. Bazıları ise sadece birkaçını açık bir şekilde ortaya koyabilir. Erken çocuklukta bu özellikleri göstermeyen bir çocuğun üstün zekâlı olmadığının düşünülmesi yanlış olur. O, sadece hızlı gelişim dönemini ya da gerekli çevresel koşulların onu şekillendirmesini bekliyor olabilir.
Üstün Zekâlı Öğrencilerin Tanılanması
Üstün zekâlı öğrencilerin tanılanması, öğrencilerin zekâ düzeyleri, yaratıcı yetenekleri ve motivasyonları gibi bireysel özelliklerine ilişkin olarak bilgilerin toplandığı ve bu bilgiler doğrultusunda öğrencilerin zihinsel kapasiteleri ve potansiyelleri hakkında kararların alındığı bir süreçtir. Bu süreçte öğrenciyle ilgili olarak toplanan bilgilerin detaylı, doğru ve güvenilir olabilmesi için bilgi toplama araçlarının çeşitlilik göstermesine ve farklı disiplinlerden uzmanların tanılama sürecine katkıda bulunmasına özen gösterilir.
Akranlarından çok farklı düzeyde özel yeteneklere, ilgilere, motivasyona ve yaratıcı yeteneğe sahip olan öğrencilerin özel eğitim ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tanılanması, üstün zekâlı öğrencileri tanılamanın salt amacı olmalıdır. Yalnızca merak amacıyla ya da çocukları etkilemek için yapılan tanılamanın hiçbir faydası olmadığı gibi zararları bile olabilir. Örneğin, üstün zekâlı olarak etiketlenen bir çocuk, arkadaşları ve öğretmenleri tarafından dışlanabildiği gibi, kendi kendini de akranlarından dışlayabilir.
Tanılama Sürecinin Aşamaları
Tanılama süreci tüm öğrencilerin birtakım araçlar kullanılarak taranması ile ya da öğretmenlerin, velilerin veya öğrenci hakkında bilgisi olan kişilerin öğrencileri aday olarak göstermesi ile başlar. İkinci aşamada -test aşaması- öğrenciler ya grup testleri ya da bireysel zekâ testleri alırlar. Bu aşamada öğrencileri seçen kurumun misyonuna göre birden fazla yetenek veya zekâ testi uygulanabilir. Üçüncü aşamada -karar alma- öğrenciler hakkında toplanan bilgiler bir komisyonca incelenerek hangi öğrencilerin programlara alınacağı belirlenir.
Tarama/Aday Gösterme: Çoğu tanılama uygulamalarının ilk basamağı var olan öğrencilerin zekâ veya özel yetenek seviyelerinin taranması ile başlar. Bu aşamada öğrenciler hakkında bulunabilen bilgiler toparlanır. Daha sonra toplanan bu bilgiler derlenerek uzmanlarca incelenir. Bu aşamada ne tür bilgilerin ve bu bilgilerin hangi kaynaklardan toplandığı da son derece önemlidir. Örneğin bir okuldaki öğrencilerin tamamı grup yetenek testi veya grup IQ testi alabilirler. Bu testlerde üst düzey performans gösteren öğrenciler tanılamada ikinci aşamaya geçerler. İkinci aşama daha özel olup çoğu zaman öğrencilerin üstün zekâlı olup olmadığına bu aşamada toplanan bilgiler temel alınarak karar verilir.
Tarama ve aday gösterme uygulamalarında çoğu zaman yetenek testleri kullanmak yerine öğretmen ve velilerin görüşlerine başvururlar. Aday gösterme sadece sözlü bildirimle yapılmaz. Bu aşamada genel olarak üstün zekâ veya üstün yetenek dereceleme ölçekleri veya özellikli tarama testleri kullanılır. Bu ölçekler üstün zekâlı öğrencilerin sahip oldukları ortak özelliklerden oluşur. Öğretmen veya veliler aday gösterdikleri öğrencilerin zihinsel, yeteneksel ve diğer bireysel özelliklerini belirli dereceye göre puanlarlar.
Tarama aşamasında aday gösterilen öğrencilere ait dereceleme ölçekleri alan uzmanları tarafından incelenir. Bu ölçeklerdeki öğrencilere ait bilgiler temel alınarak hangi öğrencilerin bir sonraki aşamaya geçeceği kararlaştırılır. Öğretmenler, formda bulunan özellikleri öğrencilerde ne sıklıkla gözlemlediklerini işaretlerler. Bu özelliklere, “Kelime hazinesi yaşıtlarının düzeyinin üstündedir.” örnek olarak gösterilebilir. Gözlem formlarının değerlendirilmesi sonucunda belli özellikleri gösteren veya belli ölçütleri karşılayan öğrenciler grup yetenek testlerini alırlar.
Tarama aşamasında öğretmenler süzgeç görevi üstlenirler. Öğretmenlerin üzerinde zihinsel veya akademik olarak iyi izlenim bırakmamış öğrencilerin süzgecin üstünde kalması zordur. Öğretmenlerin bu aşamadaki süzgeç rollerinin dezavantajı ise sınıfta aktif olmayan veya öğretmenin gözüne giremeyen; ama gerçekte üstün zekâlı olan öğrencilerin dereceleme ölçeğinde ya da tarama listesinde üstün zekâlı olarak aday olarak gösterilmeme olasılığıdır.
Test Aşaması: Öğretmenler tarafından üstün zekâlı olarak aday gösterilen öğrenciler daha sonra ya grup zekâ testi ya da bireysel zekâ testi alırlar. Hangi testin alınacağı genelde aday gösterilen öğrenci sayısına ve bu öğrencileri tanılamaya çalışan kurumun görevine bağlıdır. Binlerce öğrenciye bireysel zekâ testi uygulamak ne pratik ne de ekonomik bir yöntemdir. Bu yüzden, eğer aday gösterilen öğrenci sayısı fazla ise, sadece grup zekâ testi kullanılır ya da grup zekâ testleri süzgeç olarak kullanılıp bu testlerde başarılı olan öğrenciler bireysel zekâ testleri alabilirler.
Tarama aşaması gibi bu aşama da üstün zekâlı öğrencilerin tanılanmasında çok önemli bir yere sahiptir. Çünkü bu aşamada öğrencilerin gösterdikleri performans eğitim programlarına kabulünde en önemli ölçüt olarak kullanılır. Her testin doğru tanılama oranı farklı olduğundan bu aşamada kullanılan test türleri çok önemlidir. Bu testler sadece zekâ veya yetenek testleri olmayabilir. Nitekim bazı ülkelerde başarı, yaratıcılık testleri, dereceleme ölçekleri ve öğrenci ürünlerinin saklandığı portfolyolar bu aşamada öğrenciler hakkında bilgi toplamak amacıyla kullanılmaktadır.
Karar Alma: Öğrencilerin bireysel özellikleri hakkında toplanan bütün bilgiler bu aşamada incelenir ve bir komisyon tarafından değerlendirilir. Komisyon, öğrenciler hakkında “Programa kabulü uygundur.” ya da “Programa kabul koşullarını karşılayamamıştır.” şeklinde bir karara varır.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol