Öğretmenliğimin ilk yılı Doğu’da göreve başladım. Terör hat safhada. Üzerimizde yoğun bir baskı var.

Fizik öğretmeniyim ve Almanca dersine de giriyorum. O zaman yabancı dil dersi 6. sınıfta başlıyor. Sınıf çok istekli ve kalabalık. Her soru sorduğumda hepsi birden cevap vermek istiyor ve bu beni müthiş öfkelendiriyordu. Sert davranmaya başladım, ben söz vermeden kimse konuşmayacaktı.

Dersteyim, soru sordum, en ön sırada ufak tefek, köyden gelen öğrencim H. oturuyor. Ona sert bir şekilde, “Sen söyle!” dedim.

Kalktı! Gözleri kocaman açılmıştı! Titredi ve ağlamaya başladı.

İşte benim öğretmenliğim o gün başladı. Tarif edilemeyecek kadar kötü olmuştum. Küçük bir çocuk söz verdiğimde ağlayacak kadar benden korkmuştu.

Her şeyden önce sevmek olmalıydı öğretmenlikte.

Çok şey kazandırdı o an bana.

***
Farkındasınız değil mi? Öğretmenliğin özünü, gerçek amacını, niyetinin saflığını görmek, öğrenci kimliğinin arkasındaki “insan”ı keşfetmekle başlıyor. Eğitimin gerçek amacının, öğrencilik rolüyle karşısına çıkan insana ulaşmak ve onu geliştirmek olduğunu anlıyor. Ve şunu iliklerine kadar hissediyor: İçindeki “insanı” sevmeden, “öğrenciyi” geliştiremezsiniz.

(Öğretmenim Bir Bakar mısın? / Sayfa 49-50)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.