BİLGİ ALMAK MI HESAP SORMAK MI?

Birgün teneffüste yanıma bir bayan veli geldi. “Hocam biraz görüşebilir miyiz?” Dedi.  Ses tonunu pek beğenmesem de okula kadar gelmiş bir veliyle görüşmemek olmazdı, kabul ettim. Uygun bir alana geçip oturduk. 
-Ben, dedi vali yardımcısının eşiyim, oğlumla ilgili konuşmaya geldim. 
-Buyurun dedim, mesele nedir?
-Hocam, e okuldan gördüm, ilk performans notları girmişsiniz, oğluma çok düşük not vermişsiniz, babası görünce çok kızacak!
Cevap vermeden önce derin bir nefes aldım, biraz bekledim, içimden gelen o ilk sesleri bastırdım. Kalktım, ödevlerini not aldığım defterimi aldım, yeniden yanına oturdum. Sonra hiç konuşmadan, çocuğun sınıfının olduğu sayfayı gösterdim; ödevlerinin büyük çoğunluğunu yapmadığı için, isminin karşısı eksilerle doluydu: 
-Bakın dedim, ben kimseye kafadan not vermedim. İşte burası sizin oğlunuzun kısmı, diğerlerini de görüyorsunuz. Bütün ödevlerini yapan pek çok öğrenci var; sizinkisi gibi az ödev yapan ya da hiç yapmayan da. Şimdi ben tutup da hepsine aynı notu versem haksızlık olmaz mı? Bütün ödevlerini yapanlarla yapmayanları aynı kefeye koyarsam bu benim vicdanımı sızlatır. Öğrencilerime; anne babalarının makam ve mevkilerine, akademik kariyerlerine göre değil, çalışmalarına ve gayretlerine göre not veririm. O yüzden anne babası ne iş yapıyor sormam öğrencilerime. Şimdiye kadar iyi notu hak edecek bir gayreti olmadı ama bundan sonra çalışırsa tabiki karşılığını alır, ben de o notu düzeltirim, sonuçta bu bir not, kutsal bir metin değil. 
Akademik seviyesi çok iyi olan bir sınıfta bulunuyordu, açıkçası kendi seviyesi de iyiydi ama çalışmıyordu, belli ki birilerine güveniyordu. 
Veli defteri incelerken, biraz öğrenciliğimden ve öğretmen olana kadarki eğitim hayatımdan, yaşadığım zorluklardan bahsettim;  bugünkü çocukların her türlü rahatlığa rağmen gayretsizliklerine ne kadar çok üzüldüğümü de ekleyerek. 
İlgiyle beni dinledi, oğlunun durumunu gösteren tablo ve anlattıklarım belli ki onu etkilemiş hatta üzmüştü. Yüz hatlarının ve renginin değişmesi bunun en güzel kanıtıydı. 
-Ben böyle olduğunu bilmiyordum Hocam, dedi, evde bir şeyler yapıyor, bu kadar ödevlerini aksattığını hiç düşünmemiştim.
Veliye dedim ki: 
-Sizin oğlunuz çok çalışsa, bütün ödevlerini yapsa ve öğretmen ona 100 verse; başka bir çocuk da hiç çalışmasa, ödevlerini arada sırada yapsa ama babası makam sahibi olduğu için o da 100 alsa, bırakın öğrencileri, bir veli olarak siz bunu kabul edebilir miydiniz?
Yutkundu, yüzüme baktı ve “hayır” anlamında kafasını salladı. 
Dersin başlayacağını bildiren zilin sesi, bu minik görüşmeyi de bitirmişti. Kendisine kitaplarımı hediye ettim, çok mutlu ve memnun oldu. 
Tehditvari bir şekilde, yüksek tonajlı ses tonuyla başladığı konuşmasını, mahcubiyet içinde alçak ve yumuşak bir ses tonuyla dilediği özürle bitirmişti. 
Aile, insanın yetişmesindeki en temel taştır, öğretmenler, ailenin attığı temel üzere bina inşasını sürdürürler. Veliler, hangi makamda, mevkide bulunuyor olurlarsa olsunlar, -velev ki küçük hatalar yapsalar bile- çocuklarının öğretmenlerinin yanında durmalılar; okula hesap sormak için değil, “çocuğum daha iyi nasıl olur, hataları nelerdir, nasıl düzeltiliri” sorup öğrenmek için öğretmenle/öğretmenlerle görüşmeye gelmelidir . Aksi halde, öğretmenin çizdiği çizgi/ istikamet benimsenmez, herkes kendi yolunu çizmeye kalkarsa ortaya, “eğitilmiş robotlar” çıkar ama “istediğimiz özelliklere sahip “insan” çıkmaz.  
Sanırım biz şimdi bunun sancısını yaşıyoruz ve korkarım ki bu kafalar değişmezse daha çok yaşamaya devam edecek ve daha çok nesiller heba olup gidecektir.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol