Zerafet ,


Gönüllerdeki zerafet dışa yansıdıkca hayat güzelleşir.

Bir zarif adam dedi ki:

"Çocukluğumu hatırlarım, biraz hızlı yürüsem, ayağımı yere vurarak bassam, babam, kızarak, parlayarak değil; inandırarak, anlatarak:

"Her şeyin bir canı var yavrum, tahta incinmez mi?

Bizi üstünde gezdiriyor, bizim de ona hürmet etmemiz gerekmez mi?" derdi.

"Bardağı yere koyarken ses çıkarmak ayıptı. 
Bardak ve konulduğu yer incinmemeliydi...

Uyandırılmak istenen kişinin yastığına hafifçe vurularak :

"Âgâh ol erenler! denilirdi. "Ben" diye konuşulmaz, "fakir" ifadesi kullanılırdı.

Şayet ağızdan "ben" sözü kaçsa derhal ilave edilirdi "Benliğime lanet!"...

Gelen misafirin ayakkabıları içeri doğru çevrilirdi.

Kapıya doğru çevirmek, bir daha gelme, demekti.
İçeri dönük ayakkabılarını giyen misafir, evdekilere arkasını çevirmeden giyer ve kapıdan çıkardı....!

"Kapıyı kapat!" denilmezdi .
Kapıyı ört, ya da, sırla." denirdi.

"Lambayı söndür." denilmezdi . 
Kimsenin ışığı sönmesin diye 
"Lambayı dinlendir" denirdi..

-Lamba yakılmaz, uyandırılırdı...

Yolda karşılaşanlar selamlaşırken el kalbe götürüldüğünde
"muhabbetin yüreğimde", dudağa götürüldüğünde "yâdın dilimde", başa götürüldüğünde 
" başımın üstünde yerin var" denilmek istenirdi...

Canlı cansız her şeyin bir hatırı vardı eskiden. 
63 yaşını geçmiş büyüklerimiz yaşları sorulduğunda ' Haddi aştık ' derlerdi.

Yolda küçük büyüğünün önünden yürüyemezdi...

-Nereden nereye? Kendimize yabancılaştık, nezaketin, güzel ahlakın, öz sevginin, gerçek saygının dünyasını unutur olduk!
Yazan,
"Haddi aşan"dır.

**Alıntı**
***

Anahtar Kelimeler:
Zerafet

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner14

banner13