“Yaşar Bey'in dördüncü sınıf öğrencileri, geçmişte gördüğüm sınıflardan farklı değilmiş gibi görünüyorlardı.

HUZUR İÇİNDE YAT
“Yaşar Bey'in dördüncü sınıf öğrencileri, geçmişte gördüğüm sınıflardan farklı değilmiş gibi görünüyorlardı. Öğrenciler beşerli sırada dizilmiş altı sırada oturuyorlardı. Öğretmen masası en önde öğrencilere bakıyordu. Panoda öğrencilerin çalışmaları asılıydı. Birçok açıdan geleneksel bir ilkokul havası hissediliyordu. Yine de sınıfa ilk girdiğimde bir şey bana farklı görünmüştü. Belirli bir heyecan söz konusuydu.
Yaşar Bey, emekliliğine sadece iki yıl kalmış, Tirebolu'da küçük bir kasaba öğretmeniydi. Ayrıca bölge çapında düzenlenmiş personel geliştirme projesine gönüllü olarak katkıda bulunuyordu. Eğitim sürecinde öğrencilerin kendilerini iyi hissetmeleri ve hayatlarının sorumluluğunu üstlenmeleri temel alınıyordu. Yaşar Bey'in işi, eğitim sürecine katılmak ve sunulan kavramları uygulamaya koymaktı. Benim işim ise, sınıf ziyaretleri yapıp, uygulamaya hız kazandırmaktı.
Arka sıralardan birine oturdum ve izlemeye koyuldum. Bütün öğrenciler bir şeyler yazıp karalıyorlardı. Benim yanımda oturan 10 yaşındaki kız öğrenci, kâğıdını "Ben yapamam" cümleleriyle doldurmuştu.
"Futbol topunu kaleye gönderemem."
"Üçlü sayılarla bölme işlemi yapamam."
"Zehra'nın beni sevmesini sağlayamam."
Sayfanın yarısı dolmuştu ve yazmaktan bıkmışa benzemiyordu. Kararlılıkla ve ısrarla yazmaya devam ediyordu. Öğrencilerin defterlerine bakarak sıraların arasında yürümeye başladım. Hepsi de cümleler yazıyorlar ve yapamadıkları şeyleri tanımlıyorlardı.
"On atış üst üste yapamam."
"Sol alanda vuruş yapamam."
"Bir kurabiye ile yetinemem."
O anda egzersiz bende merak uyandırdı. Öğretmene olup bittiğini sormaya karar verdim. Yanına yaklaşınca öğretmenin de yazmakla meşgul olduğunu gördüm. En iyisinin rahatsız etmemek olduğuna karar erdim.
"Tamer'in annesini zorla veliler gününe getiremem’’
"Kızımdan arabaya benzin koymasını isteyemem."
"Yalçın'dan bileğini değil, kelimeleri kullanmasını isteyemem."
Öğretmenin ve öğrencilerin "Yapabilirim" türü olumlu cümleler kurmak yerine, neden böyle bir olumsuzluğa saplandığı düşüncesine karşı savaş verirken, oturduğum sıraya geri döndüm. Yeniden etrafımı izlemeye koyuldum. Öğrenciler bir on dakika daha yazmaya devam ettiler. Çoğu kâğıtlarını doldurmuş, başka kâğıda geçmişti. Yaşar Bey, "Elinizdeki kâğıdı bitirin, ama başka bir kâğıda geçmeyin." diye seslenerek egzersizin sonuna geldiklerini vurguladı. Öğrencilere kâğıtlarını ikiye katlamalarını ve teslim etmelerini söyledi. Öğrenciler kâğıtlarını öğretmen masasının üzerindeki boş ayakkabı kutusunun içine koydular. Bütün kâğıtlar toplanınca Yaşar Bey, kendi kâğıdını da kutuya koydu. Kutunun kapağını kapadı. Kutuyu kolunun altına aldı ve kapıdan çıkıp koridorda ilerledi. Öğrenciler öğretmenin peşinden giderken, ben de öğrencilerin peşine takıldım.
Koridorun ortasında yürüyüş tamamlandı. Yaşar Bey, güvenlik odasına girdi ve elinde bir kürekle dışarı çıktı. Bir elinde kürek, bir elinde ayakkabı kutusu, öğrenciler arkasında, bahçenin en uzak köşesine doğru yol aldılar. Ve kazmaya başladılar.
Yapamam cümleciklerini gömeceklerdi! Kazma işlemi yaklaşık on dakika sürdü; çünkü bütün öğrenciler sırayla kazıyorlardı. Çukur, bir-bir buçuk metre olunca, kazma işlemi sona erdi. Yapamam cümlecikleri kutusu çukurun dibine kondu ve üzeri toprakla örtüldü.
Otuz bir tane on-on bir yaş çocuğu, yeni kazılmış çukurun başında bekleşiyorlardı. Her birinin bir metre aşağıdaki kutunun içinde en az bir sayfa süren yapamam cümlecikleri vardı. Öğretmenin de öyle.
"Arkadaşlar! Bugün burada 'Yapamamlar' anısına toplandık. Yeryüzünde bizimle birlikteyken bir şekilde hepimizin hayatına girdi: kimimizinkine az, kiimizinkine çok. Adı her okulda, toplantı salonunda hatta Çankaya’da bile anıldı. 'Yapamamlar'ı sonsuz uykusuna göndermeye karar verdik. Erkek ve kız kardeşleri 'Yapabilirim, Yapacağım ve Yapıyorum' hayatlarına devam ediyorlar. Onlar 'Yapamamlar' kadar ünlü, güçlü ve kuvvetli değildirler. Belki bir gün sizin de yardımınızla dünyaya ayak izlerini bırakabilirler.
İnşallah, 'Yapamamlar' huzur içinde yatarlar. İnsanlar onlar olmaksızın hayatlarına devam edebilirler. Amin."
Bu methiyeyi dinlerken, öğrencilerin hiçbirinin bugünü unutamayacaklarını düşündüm. Bu aktivite oldukça sembolik bir anlam taşıyordu. Gerek bilinçten, gerekse bilinç dışından asla silinmeyecek bir beyin egzersizi gibiydi.
Yapamam cümlecikleri yazmak, onları gömmek ve methiye dinlemek. Bunların hepsi de öğretmenin gayretleri ile gerçekleşmişti. Methiyenin sonunda öğrencilerini etrafına topladı ve onları sınıfa götürdü.
'Yapamamlar'ın ebediyete intikalini keklerle, patlamış mısırlarla ve meyve sularıyla kutladılar. Kutlamaların bir parçası olarak, Yaşar Bey, kalınca bir kâğıttan mezar taşı kesti. En üste 'Yapamam'ı, en alta o günün tarihini yazdı.
Kâğıttan yapılmış mezar taşı o yılın anısına Yaşar Bey'in sınıfına asıldı. Nadiren de olsa öğrencilerden biri unutup, 'Yapamam' dediğinde Yaşar Bey, bunu gösterdi. Öğrenciler de böylece 'Yapamamlar'ın öldüğünü hatırlayıp, yeni cümle kurmak zorunda kaldılar.
Yaşar Bey'in öğrencilerinden biri değildim. O benim öğrencilerimden biriydi. Yine de o gün ben ondan ömür boyu unutamayacağım bir ders aldım. Şimdi yıllar geçmesine rağmen, ne zaman 'Yapamam' gibi bir cümle duysam, dördüncü sınıf öğrencilerinin düzenlediği cenaze merasimi gelir aklıma. Ben de öğrenciler gibi 'Yapamamlar'ın öldüğünü hatırlarım.”

Cevdet KILIÇ_B.Hikayeleri

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner14

banner13