TÜRK ÖĞRENCİLERİNİN ONLUK BOZMA İLE İMTİHANI

İlkokul 2.sınıfta çıkarma işleminde onluk bozarak çıkarmaya geldiyseniz tüm sınıf olarak “zurnanın zırt dediği” yere gelmişsiniz demektir.

Onluk bozarak çıkarma işleminde, örneğin kırk ikiden on dokuzu çıkaracaksınız. İşlemi alt alta yazdığınızda ikiden dokuz çıkmaz.

Tam burada çocuklar her zaman pratik düşünür. Evet, ikiden dokuz çıkmaz o zaman dokuzdan ikiyi çıkaralım. Gayet de mantıklı bir çözümdür bence. Şimdi durduk yere niye problem çıkarıyoruz ki?

Çocuklara bu konuyu anlatırken “ikiden dokuz çıkmaz, ne yaparız? Komşudan gider bir onluk alırız. İki olur sana on iki,” diye anlatırız. Onluk alma işlemi bizler açısından da tamamen ezber bir konudur.

Komşudan onluk almak nedir Allah aşkına?

Kim bu komşu?
Hangi komşunuzda onluk var.
Yani benim bildiğim komşudan ekmek istersin, bir bardak şeker istersin.
-Annem yemek yapıyordu, bizde kalmamış. Soğanınız var mı, dersin.
Ama onluk istemek nedir?
Hangimiz şimdiye kadar komşunun kapısını çalıp “onluğunuz var mı?” dedik.
Çocuklara konuyu anlatırken birler basamağı, onlar basamağı bunlar komşu diye hikayelendirip gidip o onluğu isteriz.

Konuyu anlattım tabi anlamadılar. Tekrar tekrar anlatıyorum, boncuklarla, desteleri bozarak her şekilde gösteriyorum. Sınıf soran gözlerle bana bakıyor.

Böyle durumlarda akran öğrenmesi diye bir yöntem vardır. Bu konu da anlam veremediğim bir konudur. Ben yirmi tane süslü püslü örnek veririm. Çocuklar böyle İbrahim Tatlıses gibi uzaklara bakıp dalıp giderler.

Çocuklardan biri benim anlattığımın yarısını bile anlatmaz, anladınız mı derim; hepsi birden anladık derler. Gerçekten de anlarlar.

Ben de çocuklara “Kim anlatmak ister bu konuyu?” diye sordum.

Dilek diye bir kızım vardı. Neredeyse tüm okul Dilek ve maceralarını bilirdi. Şahsına münhasır derler ya. Aynen öyle. Dilek’i gözünüzde canlandırmanızı istiyorum.

Çok sevimli bir yüzü, burnunun üzerinde çilleri, yuvarlak gözlükleri vardı. Saçlarını iki yana at kuyruğu yapar, o kuyruklar sallansın diye de adımlarını sağa sola atarak yürürdü. Her zaman meraklı ve heyecanlıydı.
Bir şey anlatırken gözlerini kocaman kocaman açar, anlattığı her şeyi yaşayarak anlatırdı.

-Ben anlatayım öğretmenim, dedi Dilek
-Tamam, gel bakalım anlat.
Dilek tahtaya çıktı. Başladı anlatmaya.
-Kırk iki tane elmamız var. Bunun on dokuz tanesini yedik. Yedik miiiii? (Herkese soruyor)
Çocuklar da:
- Yedik yedik.
-Elmalar nasıldı? Güzel miydi?
Bu arada sizi gidi siziler gibi hareketler, el kol işaretleri yapıyor.
Çocuklarda baya bir havaya girdi:
-Çok güzeldi. Ay ne tatlı elmalardı. Çok teşekkür ederiz.
-Pekiii elmaların hepsi bitmemiş, bakalım kaç elma kaldı geriye? Bulalım mı?
Ama böyle sonlarını uzata uzata kahkaha atarak soruyor.
Çocuklar da baya bir heyecanlandı:
-Bulalımmmm, diye bağırıyorlar.
Kırk iki ile on dokuzu alta alta yazıp anlatmaya başladı.
-İkiden dokuz çıkar mı?
-Çıkmazzzzzz
-Ne yaparız?????
-Komşuya gideriz. Amaaaaaaaaaaaaaa bakalım komşuda var mı?
Hep birlikte meraklı gözlerle baktık.
Dilek de sanki kapıyı çalar gibi yapıp, dört sayısının üstüne tıkladı.
-Aaaaaaa varmış, komşuda varmışşşş. Komşuda var amaaaa bakalım bize verecek mi?
Tüm sınıf resmen nefesimizi tuttuk bekliyoruz.
O sırada çocuklardan biri yanıma geldi.
-Öğretmenim ne yapıyor bu, dedi.
- Vallahi hiçbir fikrim yok, ben de sonucu merakla bekliyorum.
Dilek böyle ellerini göğsünde kavuşturdu.
- Acaba verecek mi? Belki de vermez?
Bir yandan sesini alçalta yükselte konuşuyor. Bir yandan kahkaha atıyor.
-Eeee onluk onun değil mi? Vermez vermez. Hah hahh ha gülüyor.
İşi gücü bıraktım.
-Allahım, diyorum. İnşallah verir.

Vermezse nasıl ikna edeceğim. Zorla gidip alacak halim yok ya.
Tüm sınıf kader anı gibi komşuya diktik gözü bekliyoruz. Dilek gitti. Komşu ile fısır fısır bir şeyler konuştu. Sonra sınıfa döndü. “Verdiiiii,” dedi.
Sınıfta bir alkış, kıyamet. Hepimiz bir mutluyuz sormayın. Sanki gelin aldık gidiyoruz. Millet birbirine sarılıyor. Aldık, yaşasın diye.
Çocuklara sordum: “Anladınız mı şimdi?” dedim. “Anladık anladık” dediler hepsi.

Biz onluğu almışız yaa, sen daha ne diyon tarzında bakıyorlar ama.
Sonrasında birkaç alıştırma yaptırdım. Baktım ciddi ciddi anlamışlar.

Dedim: “Eeyyy yumurtaya can veren rabbim. Aklımı koru sen benim.”
Dilek ile sonra çok maceralarımız oldu. Şimdi Ege Üniversitesi Psikoloji bölümünde okuyor.
Bazı çocukların ne olacağını gerçekten merak ederim.
Neyse kendime bir çay koyayım. Şu komşuya da gidip bir onluk varsa isteyim. Bende kalmamış çayın yanına iyi gider.
Tabiii verirse .
Verir inşallah J

Alıntı: Tülay Olcum

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol