Hülagü Han ve Han'ın Abbasi Halifesine mektubu.

Yıl 1217′de Cengiz soyundan bir yiğit dünyaya geldi, ataları gibi devlet kurma geleneği olan güçlü ve milletine karşı adil bir insandı. Ömrünü savaş meydanlarında geçiren Hülagü ailesinden kalan mirası devralarak İlhanlı devletini kurdu. İlhanlı bugünkü Afganistan, İran ve Pakistan ile Türkistan’ın aşağı kısımlarını kapsıyordu. 1255 yılına kadar kendi halinde ve devletinin dışına pek çıkmayan Hülagü Han hem kendi düşünceleri hem de abisi Mengü Han’ın verdiği görevleri yerine getirmek amacıyla Anadolu'ya ve Abbasi devleti’ne ayak basmıştır. Bu arada Hülagü Han’ın karısı da Gagavuz Türkleri’ndendir. Bu seçimi de bilerek yapmıştır.

Moğollar genel olarak bütün dinlere karşı hoşgörü olmasına karşın Mengü ve Hülagü kardeşler bu durumu ertelemişlerdir. Çünkü tarihten bildiğimiz üzere Cengiz İmparatorluğu diye anılan devletin bir Türk-Moğol devleti olması (Ordularındaki askerlerin %70′inden fazlası Türk halklarındandır) nedeniyle bu iki akraba halkın birbirine karşı tutumları da sevgi dolu olmasını istiyorlardı. Ancak bu böyle olmadı. 

Orta Asya’dan ve İlhanlı’dan göç eden yörükler sırf müslüman olmadığı (Göktanrıcı) gerekçesiyle Abbasi Halifesi’nin ısrarları yüzünden idam edilmiştir. Bu olayı sonradan haber alan Hülagü dayanamadı, günlerce hırçın bir durumda bekleyekaldı. Onun da çok iyi bildiği bir şey vardı çünkü:”Göktanrı dinine inanan insanlar Tanrı’nın evladıdır. Ve kimse böylesi bir sebeple Tanrı’nın evladını öldüremez” Kan beynine sıçrayan bir tek Hülagü değildi, abisi Mengü Han’da çıldırmış vaziyettedir. Mengü Han hemen haber yollayarak kardeşine Abbasileri yok etmesini söyler. Hülagü’nün ne kadar hırslı, milletine ve inancına ne kadar bağlı olduğunu bilen abisi bile Hülagü’den yapacaklarını beklemiyordu esasında. Hülagü’nün Türk ve Moğol halklarına, arapların baskıları yüzünden yapılan katliamlardan dolayı önlenemez bir intikam hırsıyla dolduğunu sonradan öğrenir.
Hülagü tarih bilgisi olan bir insan olduğundan zamanında Emevi (Arap) valisi Kuteybe adındaki beyinsiz kişinin Orta Asya’da kız-erkek, çocuk-yaşlı demeden yaptığı katliamı çok iyi biliyordu. Bir de bu son olaylar aklına geldikçe daha da hırslanıyordu. Artık intikamını alma zamanı gelmişti, onun için önce düşüncelerini ve planını düzenledi. Sonra da Kafkaslardan Anadolu’ya doğru yola çıktı. Esasında Anadolu’da kimseye zarar gelsin istemiyordu ancak Selçuklu hükümdarı Gıyaseddin Keyhüsrev’in Abbasi halifesine biat etmekten vazgeçeceği yoktu. Milletinden bir mazlum için bin tane fasığın kanını dökmeye ant içen Hülagü ordusuyla birlikte Anadolu içlerine doğru ilerledi ve Sivas’taki Kösedağ mevkiinde Selçuklu askerinin ancak % 35′i kadar bir askeri güce sahip olmasına karşın savaşı kazanmayı başardı. Savaş bitmişti ancak ona göre Göktanrı’nın çocukları güvende değildi. Anadolu’yu karış karış gezerek Türkmen olmayan, Türk halklarından olmayan herkesi kılıçtan geçirdi. En çokta hevalarına düşkün olan araplara saldırmıştır.

Bu sırada Abbasi Halifesine de nota vermiş oldu. Abbasi halifesi ise bir mektup yazdırarak Hülagü Han'a gönderir "eğer bu topraklara ilişecek olursanız Allah’ın gazabına uğrarsınız" der mektubunda.

Hülagü Han'ın cevabı da başka bir mektupla olmuştur: "Biz, Tanrı’nın kuvveti ile kaldık ve onun kuvveti ile muvaffak olduk ve olmaktayız. Hiç şüphe yoktur ki biz, Tanrı’nın yeryüzündeki askeriyiz; kendisi gazabına uğratmak istediği kimselerin üzerine bizi gönderir. Hadiseler, size ibret ve sözümüz size nasihat olsun.
Nice kimseleri yok ettik, nice çocukları atasız bıraktık, yeryüzünün üstünü değiştirdik ve altüst ettik; size kaçmak var, bizde ise kaçanları yakalamak var, sizin için bizim kılıcımızdan kurtulmak yoktur; siz nerede bulunursanız bulunun oklarımız size yetişir, atlarımız her attan ziyade koşar ve oklarımız bütün siperleri deler, kılıcımız indiği yere yıldırım gibi iner, akıllarımız dağlar gibi sağlamdır, sayımız ise kumlar kadar çoktur; bizden aman dileyen selamete erer, bizimle savaşa yeltenenler sonunda pişman olurlar.
Siz bize “kafir” diyorsunuz, biz de size “fasık” diyoruz. Biz, bütün işleri tedvin ve takdir eden Tanrı tarafından, size musallat edildik. Yeryüzünün batı ve doğusu bizim elimizdedir, hiçbir yere kaçıp kurtulamazsınız”………

Ve intikam günü gelir…
Hülagü’nün başarılarını duyan abisi Mengü Han işini kolaylaştırmak adına her 10 moğol erkekten 2′sine Hülagü’nün yanına gitmesini emreder. Beraberinde gelen Türk kökenli bilim adamları sayesinde, girilmesi imkansız denilen Alamut Kalesi’ni altından tünel kazdırarak petrolle doldurur ve o ana kadar eşi görülmemiş bir patlama ile içindekilerle beraber “girilmesi imkansız olan kaleyi” tarihin dibine gömer. Bu yöntem o tarihe kadar kimsenin aklına gelmeyecek bir yöntemdir, bu açıdan Hülagü’nün milleti için neler yapabileceğini çok daha iyi anlıyoruz. Daha sonra Bağdat içine giren Hülagü’yü biraz olsun durdurmayı başarsalarda sonradan yenilmek zorunda kalmışlardır. Zaten Halife Mustasım Billah’a yapılan teslim ol çağrısına da olumsuz yanıt alınca artık Bağdat’ın altını üstüne getirip halifeyi bulmak gerekiyordu. Savaş devam ederken Bağdat’ın tamamı arapların yaptığı gibi delik deşik edildi. Türklerin çığlıklarının karşılığı olarak Hülagü araplara feryad ettiriyordu.
Ve o an geldi. Hülagü Han, halife Mustasım’ı yakaladı. Rivayetlerde bir an için duraksadığı da bulunmaktadır. Büyük olasılıkla aklına karşısındaki sefil, bedbaht bir zavallının verdiği fetvalarla güzelim Türk insanının sebepsiz yere öldürülmesi geldi. O an belkide aklına kuteybe bin müslim’in ayrım yapmaksızın Orta Asya’yı kana buladığı geldi. İşte Hülagü Han o an yüksek bir tepeye çıkıp halifeye bütün halkının katliamını ve bağdat denilen binlerce yıllık tarihli bu şehrin kül oluşunu izlettirdi. Ve sıra geldi halifeye Göktanrı dininin kurallarına göre kral, hükümdar veya halk yöneticisinin kanı asil olduğundan akıtılmazdı. İşte o an pratik bir çözümle bu kül olmuş şehri terk etmeye karar veren Hülagü önce halifeyi dürüm şeklinde keçeden halıya sardırdı daha sonrasında ise üzerinden defalarca atları sürerek korkunç bir intikam almayı başardı.

Sonuç
Hülagü Han Türklere yapılan soykırım ve yok etme politikalarının karşılığı olarak tüm araplara haddini bildirmiş ve kısasa kısas şeklinde karşılık vermiştir. Halbuki islamcı çevreler tarafından kana susamış, kafir ve ardınca küfürlerle anlatılan bir adamdır. Bir düşünsenize sırf dini yüzünden binlerce atamızın katledilmesini emreden halife Mutasım’dan hakkımızı nasıl alabilirdik? Yada şöyle söyleyim Orta Asya’da kadın-erkek, çocuk-yaşlı demeden bütün halkı katleden Kuteybe bin müslim'den hakkımızı nasıl alacaktık?
Saygı ve minnetle... Ruhu şad, durağı uçmağ olsun.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner14

banner13