GAZİ'NİN GÖZYAŞLARI...

Veterinerlerle beraber bir geceyi başında geçirmişti hatta…
Şimdi ise ‘umut olmadığı’ haberini getiriyorlardı.
Çaresizliğin bir insanı nasıl yıktığına işte o gün bir kez daha yakından tanık olmuştum.
Paşa silahını aldı. Ağır adımlarla odadan çıktı. Ben de peşinden gittim.
Atların bakım yerlerine vardığımızda, seyisleri o güzelim doru atın başında bekler bulduk.
Hayvanın karnı sık sık inip kalkıyor, ağzından köpükler saçıyordu. Acı çekiyordu belli ki. Gözleri büyümüş gibiydi.
Gazi Paşa eğildi, mendili ile ağzındaki köpükleri sildi. Yelesini okşadı.
O bunu yaparken hassas hayvan efendisinin kokusunu almıştı. Gözlerini ondan yana çevirdi. Sanki gülümsüyordu şimdi de. Paşa’nın yüzü bembeyazdı.
-‘Oğlum oğlum’ diye mırıldandı.
-‘Şimdi bütün ağrıların, sızıların, acıların dinecek.’ Sonra atını birkaç kez öptü üst üste.
-‘Sen mi beni arayacaksın, yoksa ben mi seni?’ Dedi. Doğruldu. Ayakta put gibi duruyordu.
Gözleri hayvanın gözlerindeydi. Atın acısı hafiflemişti sanki
onun okşamaları sonucu. Daha az inip kalkıyordu karnı. Ağzında da fazla bir köpük yoktu.
Paşa silahını doğrulttu. Öylece birkaç saniye bekledi. Tam kafasına nişan almıştı atının… Tetiğe dokunduğu anda her şey bitmiş olacaktı.
Bu durumda bile birbirlerine sevgi ile bakıyorlardı.
Gazi kabzayı sanki çelik parçasının soğukluğunu yüreğinde hissetmek istercesine sımsıkı tutmuştu. Bir hareket yeterliydi.
Birden Gazi’nin gözlerinden yaşlar boşandığını gördüm. Yağmurdan beterdi bu yaşlar. Eli yana düştü. Geri döndü:
-‘Alın! Alın götürün hayvanı buradan.
Çok uzaklara götürün. Acı çekmeden ölmesini temin edin.
Gerekirse iğne yaptırın. Uyutun, öyle vurun. Ben düşmanlarımı bile böyle vurmamışımdır. Bana bunu yaptırmayın.’”
Kaynak:
Oktay Verel, Sabiha Gökçen - Atatürk’le Bir Ömür, İstanbul 1994, s. 69–70.

Anahtar Kelimeler:
GaziGAZİNİN GÖZYAŞLARI

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol