Modern romanlarda sık sık işlenen konu yalnızlık oldu. Yusuf Atılgan’ın “Anayurt Oteli”, Seray Şahiner’in “Kul” adlı romanları vb. eserlerde kalabalıklarda yalnızlaşmış, bu yalnızlıklarını farklı faaliyetlerle doldurmaya çalışan, yalnızlığın verdiği acıyla boğuşan gerçeklerden uzaklaşarak hayal dünyasında yaşamaya başlayan bireyler anlatılmıştır.

Romanlardaki kahramanlar bir insanın varlığına, sevgisini hissetmeye, diyalog kurmaya o kadar muhtaçtır ki. Yaşadıkları yer ıssız bir ada, terkedilmiş bir diyar değildir. En kalabalık şehirlerde yaşayan bu insanlar kalabalık insan güruhuyla yaşasa da içsel bir yalnızlığa mahkûmdur. Çilelerinin temelinde çevresindeki insanların ilgisizliği, paylaşımdan uzak olmaları ve çevrelerindeki insanları tanımak için bir gayret sarf etmemeleridir.

Uzun süre bu ortamda yaşayan insan duygularını yaşamamaya, tepki göstermemeye, otomatik davranışlar sergilemeye başlamaktadır. Bu durumda yaşamaya maruz kalan kimse bir süre sonra dayanılmaz bir yalnızlık hissetmeye, insani taraflarını kaybetmeye başlar. İnsani taraflarımızdan kasıt duygularımızı yaşamak, kendimizi anlatmak, anlaşılmak, paylaşmaktır. Çoğu zaman rahatsız olsak da çevremizdeki insanların yanlış ya da bize uymayan davranışlarından, bir insanla yapmacığımız bir tatlı sohbet gibisi yoktur.

Belki de çağımızın en büyük sosyal sorunu yalnızlıktır. Kentler genişleyip, özgürlükler arttıkça insanlar yalnızlaşmakta, komşuluk, arkadaşlık, akrabalık ilişkileri zayıflamaktadır. Kent yaşamı aileleri küçültmüş, çekirdek aileyi bile bölmüş, özgür yaşama isteği yalnız yaşamlar kurmanın önünü açmış ve bunun sonucunda yalnızlık duygusu çöreklenmiştir içimize.

Yalnızlığı yenmek için insanlar sosyal aktivitelere yönelmekte, tanrıya sığınmakta, dertlerini tanrıyla paylaşmakta ya da en iyi arkadaş olarak televizyonu benimsemektedir. Evlerimizdeki televizyon yalnızlık duygusunu bastıran önemli bir araç olmuştur. Akıllı telefonlar da yalnızlığımızı görmemizi engelleyen önemli bir araçtır. Fakir- zengin, yaşlı- genç herkesin elinde pahalı telefonların olması ve bu telefonların vazgeçilmezliği, ellerden düşürülmemesi de insanın içsel yalnızlığının en bariz göstergesi olarak kabul edilebilir. Ama kullanılan hiçbir elektronik aracın arkadaş sohbetinin yerini tutamayacağı muhakkaktır.

Özgür olma tutkusuyla kendi fikrimize ters bütün fikirleri reddetme, paylaşımların özel yaşam alanımızı daralttığı düşüncesi kendi küçük imparatorluğunu kurmasına yol açmıştır modern insanın. Bu küçük imparatorlukta bütün istediklerimiz istediğimiz zamanlarda gerçekleşse de içinde bulunduğumuz yalnızlık eylemlerimizin tadını çıkaramamamıza, hep ruhsal bir tatminsizlik yaşamamıza neden olmuştur.

Modern hayatın koşturmacasında özgürlüğümüzün tadını çıkarırken insanlara saygılı,  hoşgörülü yaklaşımlarımız, duygularımızı layıkıyla yaşamamız, insanların sorunlarına sadece sosyal medyada değil tüm zamanlarımızda ilgi göstermemiz yalnızlıklarımızı sona erdirecektir. Sadece bedenen sosyal aktivitelerde bulunmak ilaç olmaz yalnızlığa. Evimizde, iş yerimizde ve katıldığımız tüm aktivitelerde gülümsemek, insanlara değer verdiğimizi gösterecek davranışlar sosyalleştirecektir bizleri. Çare insanı sevmektir, kaçmak değil kucaklamaktır herkesi. Çevresine kayıtsız kalan, kısa selamlaşmalarla iletişimini sınırlayan kimseler, bir arkadaşını kahve içmeye davet ettiği zaman kurtulma fırsatı yakalayacaktır yalnızlığından.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol