SINAVSIZ SİSTEM

Liselere, üniversitelere giriş sınavlarına giren öğrencilerimden özür dileyerek …
Adları iki üç yılda bir değişen, SBS,TEOG,LGS;  ÖSS…YKS’ler  ülkemizdeki eğitim sisteminin hedefini belirliyor.
İlkokul birinci sınıfta a ve b şıklarıyla başlayan, üçüncü sınıfta c , dördüncü sınıftan sonra d ve lisede e şıkları eklenen yaprak ve test kitapları kırtasiyeleri, çocukların çantalarını dolduruyor.
Ülkemizde 15 milyondan fazla öğrenci var. Her öğrenci yılda 10 ila 50 arası test kitabı alıyor. Bu da en iyimser rakamlarla 150 milyon test kitabı demek.  Onar liradan bir buçuk trilyon para demek. Özel dersler, dershaneler, okulların açtığı kursları da sayarsanız 20 ila 30 trilyon para…
Yalnızca test kitabı satan kitapçılar var. Kitap fuarlarında bile test kitaplarına ayrılan koca koca salonlar var.
Bunun yanında memurluk, uzmanlık sınavlarını saymıyorum.
Eğitim açısından durum: Çocuk okulda deney, uygulama yapmak istemiyor. Zamanını test çözerek değerlendirmek istiyor. Öğretmen de ister istemez sisteme uyuyor. Teste ağırlık vermeyen öğretmen istenmeyen öğretmen oluyor. 
Şiir, öykü, haber, gezi yazısı anı vb. yazmak istemiyor. Sanat ve spor etkinliklerine katılmak istemiyor. İstese bile ailesi izin vermiyor. Böylece çocukların özel yetenekleri geliştirilemediği gibi ortaya da çıkarılamıyor.
Gelişmiş bir ülkede sanatsal dersleri 100, matematik dersi 30 olan bir öğrenciye ailesi sanatsal derslerden kurs aldırırken, bizde matematik dersinden kurs aldırmak zorunda. Ondan sonra niçin sanatçı, bilim adamı yetişmiyor, gençler sanatla, bilimle uğraşmıyor, diyoruz. 
Fen ve matematik alanında seçilmiş öğrenciler, fen liseleri veya prestijli liselerde de durum aynı. Sınava yönelik çalışma yapamazlarsa öğrenci yarıştan kopacak. Bu okullarda okuyan çocukların sınavdan başka bir ayrıcalığı olmuyor. Geleceğin bilim adamlarının önü kesiliyor.
Sınavdan sonra çuval çuval atılan test kitapları... Öğretmen ve iki çocuğu üniversiteye gitmiş bir baba olarak on beş çuvaldan fazla test kitabını, bir kısmı dokunulmamış, atmak zorunda kaldım. Bu kitaplar çocuğumun yeteneğine uygun kitaplar olsaydı çocuklarım liseyi bitirince kendi alanında uzman olurdu. Çocuklarımız uzman olurdu. Sözgelimi, hukuk kitapları olsaydı hukuka, tıp kitapları olsaydı tıbba gitmesine gerek kalmazdı(!). Şiir kitabı olsa şair olurdu. 
“Okul sonunda sınav olmadan olmaz. Herkes istediği yere giderse ne olur?”sorusunu öğrencilerin sorması normal. Birçok öğretmen de aynı şeyi söylüyor. Sınavsız ülkeleri örnek verince, “Bizde olmaz,”yanıtı geliyor. 
Televizyon kanalları, hele  hele güvendiğimiz yapımcılar, ülkenin bir köyünden ünlü okullara giden milyonda bir kişiyi örnek gösteriyor. “O çocuk o okulun sınavına nasıl girecek, o ile nasıl gidecek?”diye haber yapıyorlar. O çocuklara o testleri sağlayan koşullar o çocukları o okulların sınavına da sokar. 
Gelişmiş ülkelerdeki sistemi anlatan tv kanalları göremiyorum. Eğitim alanında uzman olmayan popüler kişiler konuşuyor. Ülkemizde iyi kötü sendikalar var. Sendikalardan çözüm yolu isteyin. Her sendikanın önereceği uzman kişileri çağırın tv programına. 
 Araştırmalarıma göre, Almanya’da akademik liseye yüzde yirmi beşi gidiyor. Bu ülkedeki orta dereceli okullarda her dersten sınav yapılıyor. Öğrencinin yaptığı tüm çalışmalar çocuğun dosyasına işleniyor. Öğretmenler kurulu çocuğun dosyasındaki verilere göre çocuğu dört çeşit liseden birine gitmesini uygun görüyor. Karar çocuğa, veliye bırakılmıyor. Her okulun önceden belirlenmiş, akademik liseye gidecek yüzdelik dilimi var. Sözgelimi, A  ortaokulu,  ilçenin gözde okulu. Oradaki sayı  yüzde kırk, E ortaokulu, kenar mahalle okulu. Oradaki oran yüzde on beş olarak önceden belirlenmiş. Her okul son sınıftaki öğrencilerinden kendilerine ayrılan oranı, kontenjanı, belirliyor. Benim tüm öğrencilerim akademik liseye gidecek kapasitede diyemiyor. Öğrenci bu durumu bildiği için kenar mahallelerine bile gidenler var. 
Bu durum aynı zamanda her yerdeki, ilçelerde bile, servis sayısını azaltacak.
Peki yüzde kırklık veya on beşlik dilimini bir okul yanlış kullandı. O öğrenciler gittikleri okulda başarısızsa, bir yıl sonra o okulun yüzdelik dilimi, kontenjanı düşürülüyor. O belgelere imza atan öğretmenler hakkında soruşturma başlatılıyor. Milyonda birlik örnekleri öne çıkararak değil. Geneli düşünerek karar vermek gerekir. İnsanın olduğu yerde yanlışlık olacaktır. Önemli olan bunu en aza indirmek. 
Oyun oynarken bile çocuğun yeteneğini bir öğretmen keşfeder. Sözgelimi, otuz kişilik bir sınıfta drama dersi yapıyordum. Öğrenciler sırayla meyve adlarını söylüyorlardı. Kural, kendisinden önce söylenen meyve adlarını sırasıyla, yanılmadan söyleyecekler. Yanılan öğrenci oyundan çıkıyor. Otuz kişilik sınıfta bir kız, bir erkek kırka kadar hiç yanılmadan meyve adlarını saydılar. On dakika içerisinde bu oyun oynanıyor. Sonucu öğrenciler söylüyor. “Bu iki arkadaşın, dikkati, hafızası çok iyi,”diyorlar. İşte öğrenciyi tanımak için bir yol. Bunun gibi bir sürü değişik oyun var. Her oyunda farklı yetenekler keşfedilir. İlkokul, ortaokul meslek edindirme yeri değil. Öğrenciyi tanıma yeridir.
Peki çocuk yeteneğini gösterememiş olabilir, sonradan çalışmaya karar verebilir. Diğer liselere giden çocuklar akademik eğitim alamayacak mı?  Almanya’da yüzde beşlik dilim, kontenjan da buna ayrılıyor. Meslek liselerine giden çocuklardan yüzde beşi belli bir barajı aşarak bu sınavlara girip akademik üniversitelere gidiyorlar. Yanlışı düzeltme olasılığına kapı kapanmıyor. Yani yüzde otuzluk dilim akademik liseye, yüzde yetmişlik dilim meslek lisesine gidiyor. Meslek lisesine giden çocuğun hedefi üniversite olmadığı için mesleğini öğreniyor, usta oluyor. 
İşin en önemli noktası da akademik liseye gidenler bir daha sınava girmeden okuldaki notlarına, bakılarak üniversitelere başvuruyorlar. Her okul, üniversite kendi öğrencisini seçiyor.  Hemen adam kayırma sözü devreye girecek. Adam kayıran okul geleceğini baltalar. Her okul bilimsel veriler üretme yarışında. İyi okullar yazdıkları makalelere göre belirleniyor. Bu sene, müzik dehası olan çocuk belli barajı aşamadığı için konservatuara gidememişti. Bakanların özel izniyle gitti.
Bizim halkımız günde ortalama altı saat tv izliyor, bir dakika kitap okuyor. O yüzden halkı bilgilendirmek televizyonlara düşüyor. Bir ülkenin geleceği eğitimdeyse, bunda en büyük pay tvlerde.
Evet, işsizlik var ülkede. Üretim düşük. Her yıl sınav sistemi yüzünden bir otomobil fabrikası kadar para halkın cebinden çıkıyor.
Almanya’dakine benzer bir sistemi veya daha iyisini getirecek büyüklerin ellerinden, küçüklerin alınlarından öpeceğim. 
“Ülke sevgisi sözle olmaz. Ülkesini en çok seven ülkesine en iyi hizmeti yapanlardır.”
                               CAHİT KAYA. 
 

Anahtar Kelimeler:
SINAVSIZ SİSTEM

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol