İngilizce Atasözleri Proje Ödevi

Öğretmen haberleri ve gelişmelerden hemen haberdar olmak için Telegram kanalımıza katılın!

Many hands make light work
Bir elin nesi var, iki elin sesi var.
Zor bir işi bitirmek için çok insan çalıştığında, işin zorluğu azalır. Bir başka ifadeyle insanlar birlikte çalıştığında hem iş kolaylaşır, hem de daha çabuk biter.
Strike while the iron is hot
Demir tavında dövülür.
Bu atasözü ise, herhangi bir durum değişmeden ondan yararlanmak anlamına geliyor.
Honesty is the best policy
Dürüstlük en iyi yoldur.
Her zaman dürüst olup doğruyu söylemek en iyisidir. Böyle yaparak başkalarının güvenini ve saygısını kazanabilirsiniz.
The grass is always greener on the other side of the fence
Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür.
Başka insanların hayatları, sizin hayatınız iyi gidiyor olsa bile, her zaman sizinkinden daha iyi, daha mutlu ve başarılı görünür.
Don’t judge a book by its cover
Zarfa değil mazrufa bak.
Hiç kimseyi ve hiçbir şeyi dış görünüşüne bakarak yargılama, onlar hakkında bu şekilde bir fikir oluşturma.
An apple a day keeps the doctor away
Günde bir elma yemek, doktoru uzak tutar.
Elma, sağlığımız için önemli olan C vitamin bakımından zengin olduğu için, bu atasözü de beslenmenin sağlığa ve daha az doktora gitmeye katkıda bulunduğunu anlatıyor. Elma, bu sözde, sağlıklı yiyeceklerin ve düzgün beslenmenin bir sembolü.
Better late than never
Geç olsun güç olmasın.
Bir şeyi geç yapmak, onu hiç yapmamaktan iyidir.
Don’t bite the hand that feeds you
Seni besleyen eli ısırma.
Bağlı olduğun, ya da sana bir şekilde iyi davranan bir insana kötü davranma.
Rome wasn’t built in a day
Roma bir günde kurulmadı.
Önemli şeylerin gerçekleşmesi için zamana ihtiyaç vardır.
Actions speak louder than words
Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz.
Bir kimsenin gerçek karakteri, onun ne söylediğinden değil ne yaptığından anlaşılır. Kişi istediği kadar konuşabilir, ama hareketleriyle söylediklerini desteklemiyorsa bu bir şey ifade etmez.
It’s no use crying over spilt milk
Son pişmanlık fayda etmez.
Artık değiştirilemeyecek şeyler için ağlayıp şikâyet etmenin bir faydası olmaz.
Still waters run deep
Yavaş atın çiftesi pek olur.
Sessiz ve çok konuşmayan kişilerin genellikle derinde yatan ilginç kişilikleri olur.
Curiosity killed the cat
Kediyi merak öldürür.
Sizi ilgilendirmeyen bir şeyi çok merak ederseniz zarar görebilirsiniz.
My hands are tied
Elim kolum bağlı.
Herhangi bir durum karşısında onu değiştirecek bir şey yapamamak.
Out of sight, out of mind
Gözden ırak, gönülden ırak.
Bir şeyi görmüyor ve duymuyorsanız, onu unutabilirsiniz.
Easy come, easy go
Haydan gelen huya gider.
Kolay kazanılar para, (kumar vs.) kolayca harcanır ya da kaybolur.
You can’t make an omelette without breaking a few eggs
Yumurtaları kırmadan omlet yapamazsın.
Bazı sorunlarla karşılaşmadan ya da bazı fedakarlıklarda bulunmadan iyi ve önemli bir şeyi başarmak imkansızdır.
The forbidden fruit is always the sweetestYasak olan güzeldir.
Yasak olan şeyler her zaman daha çekici olur.
If you scratch my back, I’ll scratch yours
Sen beni kolla, ben de seni kollayayım.
Eğer bana yardım edersen ben de sana yardım ederim.
It’s the tip of the iceberg
Bu sadece buzdağının görünen kısmı.
Herkesin bildiği gibi, buzdağının sadece küçük bir kısmı suyun üstündedir. Geri kalan suyun altındadır.
Bu atasözü de bir şey yapıyorken ilk karşılaştığımız zorluğun, tüm süreç boyunca karşılaşacağımız zorluklar arasında en küçüğü olduğunu anlatmak için kullanılır.
Learn to walk before you run
Koşmadan önce yürümeyi öğren.
Daha zor bir işi yapmaya kalkışmadan önce temel becerileri öğren. Örneğin; İngilizce öğrenmeye zor konulardan başlamak yerine, daha kolay yerlerden başla, bilgini genişlet ve aşamalı bir şekilde zor konulara geç.
First things first
Her şeyin bir sırası var.
En önemli şeyler, diğer her şeyden önce yapılmalıdır.
Don’t bite off more than you can chew
Boyundan büyük işlere kalkışma.
Tek seferde yapabileceğinden daha büyük sorumluluk alma.
It’s better to be safe than sorry
Pişman olacağına sağlamcı davran.
Dikkatli ol ve önlemini al. Gereksiz görünse ve yaptığın işi uzatacak olsa bile, daha sonra çıkacak olası problemlere karşı tedbir almak iyidir.
The early bird catches the worm
Erken kalkan yol alır.
Eğer bir işi diğer insanlardan erken yaparsan, başarılı olmak için daha büyük şansın var demektir.
Don’t make a mountain out of an anthill (molehill)
Pireyi deve yapma.
Küçük bir sorunu ya da zorluğu büyütme, abartma.
Where there’s a will, there’s a way
İsterse insan her şeyi yapabilir.
Eğer bir şeyi başarmayı çok istiyorsanız, onun için mutlaka bir yol bulursunuz.
Always put your best foot forward
Başkaları üzerinde iyi bir izlenim bırakabilmek için her zaman elinden gelenin en iyisini yap.
The squeaky wheel gets the grease
Ağlamayan çocuğa meme vermezler.
Bir durumdan en çok şikâyet eden kişi başkalarının dikkatini çeker ya da yardımını alır.
A rolling stone gathers no moss
İşleyen demir pas tutmaz.
Listemizdeki son atasözünün iki anlamı var: 1) Sürekli taşınan ve bir yerde uzun sure kalmayan bir kişi, başarılı olamaz veya çok paraya sahip olamaz, 2) çok çalışan bir kimse aynı zamanda yaratıcı ve üretkendir.
The squeaky wheel gets the grease.
(Gıcırdayan tekerlek yağlanır.)
Anlamı: Bizdeki “Ağlamayana meme yok.” sözü ile benzer anlama gelir. Herhangi bir şeyi elde etmek için peşini bırakmamak gerektiğini söyler.
People who live in glass houses shouldn’t throw stones.
(Cam evlerde yaşayan insanlar taş atmamalı.)
Anlamı: Bizdeki “Dinime küfreden Müslüman olsa.” kullanımına benzer. Kişinin kendi kusurlarını görmeyip başkalarını aynı kusurla suçlamaması gerektiğini anlatır.
Birds of a feather flock together.
(Bir (aynı) tüyün kuşları birlikte üşüşür.)Anlamı: Bir nevi “Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş.” ya da “Körler sağırlar, birbirini ağırlar.” durumundan bahsedebiliriz. Benzer çıkarları ve ilgileri olan kişilerin birlikte hareket edeceği anlamına gelir.
The early bird catches the worm.
(Erkenci kuş solucanı yakalar.)
Anlamı: “Erken kalkan yol alır.” atasözünün İngilizce versiyonudur. Erken kalkan kuş solucanı yakalar. Yapacağınız işe erkenden başlamanın işinizde daha çok yol almanızı ve daha başarılı olmanızı sağlayacağını anlatır.
Never look a gift horse in the mouth.
(Armağan edilen atın ağzına(dişine) bakılmaz.)
Anlamı: “Beleş atın dişine bakılmaz.” diye de çevirebiliriz. Burada hediye gelen herhangi bir şeyde kusur aranmaması gerektiği ile ilgili nasihat veriliyor.
Action speaks louder than words.
(Eylem sözcüklerden daha yüksek sesle konuşur.)Anlamı: Bizim meşhur “Lafla peynir gemisi yürümez.” değil mi bu? Evet, kesinlikle aynı mesajı veriyor. Şunu yapacağım, bunu yapacağım diye vaatler vererek hiçbir iş yapılmaz, işin yapılması için eyleme geçmek gerekir. Öyle kuru sözle olmaz.
If it ain’t broke don’t fix it.
(Kırılmadıysa tamir etme.)
Anlamı: Bunun özeti; fazla kurcalama. Kırık değilse tamir etme, çünkü zaten sağlam olan işleyen bir düzeni tamir edeyim derken bozabilirsiniz. Hem zaten sağlamsa tamire de ihtiyaç yok.
Easy come, easy go.
(Kolay gelen, kolay gider.)
Anlamı: Ne kadar da doğru ve anlamlı bir söz. Bizdeki karşılığı “Haydan gelen, huya gider.” Emek harcamadan kolayca gelen şeylerin kolayca gideceği, düşünülmeden harcanacağını söylüyor.
Don’t bite the hand that feeds you.
(Seni besleyen eli ısırma.)
Anlamı: “Besle kargayı oysun gözünü.” karakterindeki insanlara nasihat niteliğindedir. Kabaca “Yediğin kaba tükürme.” anlamında kullanılır. Ekmek yediğimiz yere nankörlük etmememiz gerektiğini öğütler.
Don’t judge a book by its cover.
(Bir kitabı kapağına göre yargılama.)
Anlamı: Bir kitabın sadece dış görünüşüne bakarak içeriği ile ilgili hüküm vermeyin. Yani, “Kimseyi dış görünüşüne göre yargılamayın.” diyor.
A picture is worth a thousand words.
(Bir resim binlerce kelimeye değer.)
Anlamı: Uzun cümlelerle ancak anlatılabilecek bir durum ya da olayın tek bir resimle ya da küçücük bir şeyle anlatılabilmesi durumunda kullanılır.
The grass is always greener on the other side of the fence.
(Çitin diğer tarafındaki çim her zaman daha yeşildir.)
Anlamı: Aynı şeyin bizde bulunmasına rağmen başkasındakinin daha değerli görünmesi durumunda kullanılır. “Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür.” ile benzer anlam taşır.
“Davulun sesi uzaktan hoş gelir.” anlamı da vardır. İşin içinde olmayınca bazı işlerin uzaktan daha kazançlıymış gibi göründüğünü söyler.
An apple a day keeps the doctor away.
(Günde bir elma doktoru uzak tutar.)
Anlamı: Bizim “Güneş girmeyen eve doktor girer.” ile benzer bir mesaj veriyor. Elma oldukça sağlıklı ve bol vitaminli bir meyvedir. Günde bir elma yiyenin daha az doktor ziyareti yapacağını yani sağlıklı beslenenin daha az hastalanacağını söylüyor.
Rome wasn’t built in a day.
(Roma bir günde kurulmadı.)
Anlamı: “Sabreden derviş muradına ermiş.” sözüne benzer. Bazı işlerin gerçekleşmesi için sabırlı olmak gerektiğini öğütler.
Curiosity killed the cat.
(Kediyi merak öldürdü.)Anlamı: Başımıza ne gelirse meraktan gelir mesajı veriyor. Fazla merak iyi değildir, sizi çok ilgilendirmeyen konularda çok meraklı olmak size zarar verebilir.
Stolen fruit is the sweetest.
(Çalıntı meyve en tatlıdır.)Anlamı: Türkçedeki “Yasak olan güzeldir” sözüne benzer. Yasaklanan şeyin daima çekici ve güzel görünüyor olduğunu anlatır. Bir şey zararlı ya da yanlış olduğu için yasaklanmıştır. Güzel ya da heyecanlı görünüyor olması onun doğru olduğunu göstermez diye uyarıda bulunuyor.
We must learn to walk before we can run.
(Koşmadan önce yürümeyi öğrenmeliyiz.)Anlamı: Bizim dilimizde de aynen çevrildiği gibi kullanılabilen İngilizce atasözleri arasında yer alır. Zor bir işe başlamadan önce o işle ilgili temel ve basit becerileri öğrenmemiz gerektiğini söylüyor.
Don’t make a mountain out of a molehill.
(Köstebek yuvasını dağ yapma.)Anlamı: Küçük bir problemi büyütüp çözümlenemeyecek bir halmiş gibi göstermeyin yani abartmayın diyor. Tıpkı bizim “Pireyi deve yapma.” nasihatinde olduğu gibi.
Don’t bite off more than you can chew.
(Çiğneyebileceğinden fazlasını ısırma.)Anlamı: Türkçede buna “Yutamayacağın lokmayı ağzına alma.” diyoruz. Baş edebileceğinizden daha fazla iş yükü almamayı tavsiye ediyor.
If you scratch my back, I’ll scratch yours.
(Eğer sırtımı kaşırsan ben de seninkini kaşırım.)Anlamı: “Al gülüm ver gülüm.” birinden karşılığını alacağı teminatını vererek yardım istemeyi ifade eder. Kısacası, sen bana yardım edersen ben de sana yardım ederim.
Alıntı

En güncel gelişmelerden hemen haberdar olmak için Telegram kanalımıza katılın!

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol