Öğretmenimiz altı yaşındayken bir arkadaşının ziyarete gitmiştir.

Canan KAN Öğretmenimiz bu üzüntüyü yıllar boyu unutmaz. Bir gün Halk Eğitim Müdürlüğünün işaret dili kursu açacağını duyar. Tüm tatil planlarını erteler, iptal eder. Yaz tatilinde bu kursa katılarak Türk İşaret Dilini öğrenir.

Öğrendiklerini öğrencilerine de öğretir. Öğrencileri de aktarabildikleri kadar anne ve babalarına da aktarırlar.

Artık işiten ile işitemeyen arasında sessiz gönül bağı tamamlanmıştır. Öğrencileriyle birlikte işitme engelli öğrencileri ziyaret ederler, onlarla konuşurlar ve kahvaltı yaparlar. Çünkü en önemli isteği işitemeyenlerle konuşulabildiğini göstermektir.

Ben kısaca kendisinin haberi olmadan bu şekilde anlattım sizlere. halen sosyal medyada ve internette videolarıyla , okulda da serbest etkinlik ve zaman kalırsa diğer derslerde de işaret diline katkı yapmaya devam etmektedir.

Yürüdüğü bu yolda yaptıklarından Allah razı olsun. İşitemeyenlere kulak, konuşamayanlara dil olma çabasına en içten teşekkürlerimizi ve saygılarımızı sunuyoruz.

Canan Kan Duymayan Diymayan Kalmasın

(Duy yürekten, ışık ışık o gözlerden gelen sesi insanoğlu!!!
Duymazdan gelirsen eğer,
Duymadan geçersen eğer,
İşitemeyenin, konuşamayanın yürek sesini,
Ve içtenlikle dudaklarında beliren busesini,
Ne olur MAYAN KALMASIN bu toprakta, havada,
Kalmasın duymayan yüreğin konuşan nefesini)

Kalmasın duymayan 
Benim adım Canan:

Hep hastayken görürdüm O'nu.
Adı Gülay'dı. Sanki gülden bir aydı.
Masaya yaptığı güzel resmi yaydı.
Yaptığı o güzellik muhteşem bir saraydı.

Gözlerimizle konuştuk sanki bir lâldi.
Onu duyamamak dayanılmaz bir haldi.
Ağzını açamaması ne elimli bir hayaldi.
O'na yardım etmemek ne büyük bir vebaldi.

Resimlerini seyrederken ne güzelmiş ,
Desem de duyuramadım canım, mümkün değilmiş.
Bazısına hemen doğunca 
Bazısına -kulak- cennette verilirmiş.

Sık sık şişerdi bademciklerim çocukken
İğnemi yapardı ablası elimi tutarken,
Hemşireydi ablası ve komşumuzdu onlar,
Hatırlıyorum O'nu benden iki yaş büyükken.

Bir yıl sonra yine onlara vardım,
O duymayan sanki ben ağızsızdım,
Yüreğim O'na sevgi dolu gülümserken,
Yıllar sonrası için bir karara vardım.

O duymayacaktı belki ama ben niçin konuşamayacaktım?
Dil yoksa, kulak yoksa yürek yok muydu?
Yürekte söz varsa bu gözlere çok muydu?
Sussa da ağız, yüreğin bir dili yüz, bir dili göz değil miydi?

Rabbim sen koymuşsan kalbimize sevgiyi,
Elbet bu yürekler taşacak, bu eller konuşacak,
İşaret diliyle nice insanlar tanışacak,
Yüreği dolu olanlar her zaman kaynaşacak.

Bir gün yine vardım Gülay yoktu,
Bana O'nu görmek sanki çoktu.
Soruma iyi bir cevap yoktu.
Ayrılık içimde sanki bir oktu.

Sağırlar okuluna gitmişti arkadaşım Gülay,
Bu hayatta ne sağırlar, nice işitemeyenler varmış vay vay!
Onların kulakları sağırdı,
Bizim ise onlara ulaşmayı becerememiş yüreklerimiz vardı.

Büyüyünce , genç kız olunca karşılaştık,
Hasretle sarıldık, kucaklaştık,
Dudak okumayı öğrenmişti Gülay'ım,
Artık daha rahat anlaştık.

Yalnız içimizde kalmıştı konuşamamak,
Ve yıllarca birbirimizden kopuk kalmak,

Duyunca hemen koşarak öğrendim işaret dilini,
Döndüm sınıfıma yirmi altı çocuğumun yanına,
Öğrettim o miniklere de iitemeyenlerin dilini,
Yapamazdım ki bundan daha iyisini, daha güzelini,

Yazdığım gibi ben Canan KAN
Nolur kalmasın duymayan,
İşaret diliyle de her zaman,
Daha güzel olacak bu vatan.

Duymayana kulak,
Görmeyene gelin göz olalım,
Hepimiz insanız; insan sevgi demek,
Yüzlerin gülmesi için haydi azıcık emek.

Duymayan kalmasın ,
Sen de gel, inan buna,
Katılmazsan sen de buna,
Bari kalmasın mayan!!!!!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.