Orhan Pamuk, Kırmızı Saçlı Kadın kitabında baba-oğul ilişkisini tahlil etmeye çalışmış. Baba-oğul ilişkisinde tarafların birbirlerinden beklentileri, birbirlerine yaklaşımları ve yaşattıklarının uyandırdığı hisler vurgulanmış. Bu durumu anlatmak için Yunan efsanesi Sophokles’in Oidipus ve İran efsanesi Firdevsi’nin Şehname adlı eserinden esinlenerek kendi hikayesini yaratmıştır. Romanın kahramanı Cem bu iki efsaneyi o kadar içselleştirip hayatına katıyor ki efsaneyi yaşamak Cem için kaçınılmaz oluyor. Cem’in yaşadıkları kader ya da inanç ve düşüncenin hayatına yön verdiği yorumunu yapabiliriz. 

Romandaki hikâye ve efsanelerde oğulun anneyle evlenmesi ve bunun gerek toplumun gerekse de efsanedeki tanrıların öfkesine yol açması ilk Çağdan günümüze toplumların benzer ahlaki anlayışlara, değer yargılarına sahip olduğunu gösterir. 
Roman babasız kalan oğulun kendini eksik hissettiğini, korumasız kaldığını, bundan kaynaklanan öfkesini işlenmiştir. Baba ise oğlunu bıraktığı için suçluluk hissetmiştir. Efsanelerde baba-oğul mücadelesinde Oidipus babasını öldürür, Rüstem ise oğlu Sührap’ı öldürür. Orhan Pamuk, babasızlığın çocuğu kör yapacağını söyleyerek babanın çocuk için yol gösterici, aydınlatıcı olduğunu vurgulamıştır. 

Baba ile oğul mücadelesi sadece efsanelerin hikayelerde yaşanan bir konu değildir. Freud 3-4 yaş arasındaki erkek çocukların annelerinin gözdesi olabilmek için babaları ile bir mecadeleye girmesini düşüncesini Oidipus kompleksi olarak adlandırır. Yine tarihte iktidar uğruna bazı hükümdar babalar oğullarını öldürmüştür. Rus Devleti kurucusu Korkunç İvan’ın oğlunu öldürmesi, Osmanlı Sultanı Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu Mustafa’yı öldürmesi baba- oğul mücadelesinin, aralarındaki iktidar hırsının gücüne örnektir.

Romanda Firdevsi’nin hikaye, menkıbe ve tarihleri birleştirip kendi büyük destanını yarattığını anlatan Orhan Pamuk Oidipus ve Şehname efsanelerini birleştirerek kendi hikayesini yaratır. Bu hikâye de Doğu ile Batı arasında kalmış, ne Doğulu olabilmiş ne de Batılı Anadolu’nun hikayesi olmuştur. 

Orhan Pamuk’un sıklıkla bahsettiği kendisinin de taraftar olduğu Batılılaşma çalışmalarındaki, eksiklikler üzerinde durmuş, Batılılaşırken Doğu kültürüne tamamen sırt çevirmenin kültürel anlamda kayıplara yol açtığını dile getirmeye çalışmıştır.

Romanda işlenen diğer bir konu ise insanın kaderinden kaçmaya çalışırken kaderine giderek daha da yaklaştığıdır. Belki de olacaklara engel olabilmek için aşırı bir çaba harcamak o kadar da doğru bir anlayış değildir. 


 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner14