Ülkemizde, ilkokul ve ortaokul öğrencilerinin okul deneyimlerine odaklanan ve onların gözüyle, eğitim sisteminin ya da eğitim sistemindeki değişimlerin nasıl değerlendirildiğine yönelik çalışmaların sınırlı olduğu biliniyor.

Bu anlamda hem 2012 yılından bu yana yaşanılan deneyimin değerlendirilmesi, hem de günümüzdeki durumun resmedilmesi çerçevesinde; Eğitim Reformu Girişimi tarafından; ikili öğretim, eğitim ortamları, sosyal etkinlikler, seçmeli dersler, okulda güven ortamı ve şiddet, akademik başarı ve derse katılım, eğitim ve gelecek algısı ana başlıklarını içeren ve 25 ilde  yürütülen araştırma kapsamında, geniş bir coğrafyada yaşayan çocuklara erişilerek, 2013-14 ve 2014-15 eğitim-öğretim yıllarında 4, 5 ve 7. sınıflara devam eden 1.991 öğrenciyle anket; 2014-15 eğitim-öğretim yılında 5 ve 7. sınıflara devam eden 81 öğrenciyle derinlemesine görüşmeler gerçekleştirildi.

Biz de, birkaç yazıyla bu araştırma sonuçlarını gündemleştirerek çocukların sesi olmaya çalışacağız.

Öncelikle, bu çalışmada çocuğun yaşam kalitesini ve memnuniyetini ön plana çıkaran bütünlüklü bir yaklaşım olması ve eğitim alanını temel bir gösterge alanı olarak kabul etmesi nedeniyle “çocuğun iyi olma hali”  yaklaşımı referans alındı. Alanyazında çocukların eğitim deneyimlerini çocuğun iyi olma halinin bir parçası olarak ele alan çalışmalar artmaktadır. Çocuğun iyi olma hali yaklaşımı, çocuğun yaşam kalitesini ve memnuniyetini ön plana alır. Çocuğun iyi olma hali, aynı zamanda “yapabilirlik yaklaşımı” ile yakından ilişkilidir; bu yaklaşım, çocuğun hem günümüzdeki hem de gelecekteki yapabilirliklerine dikkat çeker ve bunları artırmayı amaçlar. Çocuğun iyi olma hali yaklaşımı, çocukların nesnel yaşam koşulları ile öznel iyi olma deneyimlerini bütüncül bir biçimde ele alır.

Çocuğun iyi olma halinin göstergelerinin neler olması gerektiği konusunda OECD tarafından oluşturulan altı ana gösterge alanı şu şekildedir;

-Maddi iyi olma hali,

-Ev ve çevre koşulları,

-Eğitime ilişkin iyi olma hali,

-Sağlık ve güvenlik,

-Riskli davranışlar,

-Okul yaşamının kalitesi.

UNICEF tarafından, ekonomik olarak gelişmiş ülkelerde çocuğun iyi olma halini değerlendirmek için kullanılan göstergeler arasında da “eğitime ilişkin iyi olma hali” temel bir başlık olarak yer alır. Bu başlık altında, 15 yaşındaki çocukların akademik başarısı, 15 ve 19 yaş arasında olup hala eğitime devam edenlerin oranı ve okuldan işe geçiş göstergeleri bulunur. UNICEF, “öznel iyi olma hali”ni de temel gösterge alanlarından biri olarak kabul eder. “Okulu çok seven genç bireylerin oranı”, öznel iyi olma halinin göstergelerinden biri olarak kabul ediliyor.

Bu açıklamalardan sonra ana başlıklar halinde çocukların deneyimlerine geçebiliriz;

İkili Öğretim

Okul ortamları ve kaynakları söz konusu olduğunda öne çıkan bir başlık ikili öğretim uygulamasıdır. “4+4+4” sistemine geçilmesiyle birlikte, okula başlama yaşının düşürülmesi ve okul dönüşümleri sonucunda özellikle ortaokullarda derslik gereksinimi önemli ölçüde artmış, buna bağlı olarak ikili öğretim uygulanan okulların sayısı 2012 yılında % 29,2’ye yükselmiştir. 2014 yılında bu oran % 23,5’a gerilemiş olsa da,47 hala çok sayıda çocuk ikili öğretim uygulanan okullara devam etmektedir. 2014-15 eğitim-öğretim yılında ilkokul öğrencilerinin % 54’ü, ortaokul öğrencilerinin % 47’si ikili öğretim uygulanan okullarda eğitim almıştır.

Araştırmanın bulgularına göre ikili öğretim uygulaması çocukların eğitim deneyimlerini pek çok alanda olumsuz etkiliyor. Bu alanlar içerisinde beslenme ve sosyal etkinliklere katılım özellikle öne çıkıyor. Araştırmaya katılan sabahçı çocuklar, tam gün öğretim veren okullardaki akranlarına göre daha az oranda kahvaltı edebiliyorlar. Öğlenci çocuklar da, tam gün eğitim veren okullardaki akranlarına göre daha az oranda öğle yemeği yiyebiliyorlar. Ek olarak, ikili öğretimdeki çocuklar daha az oranda kulüp faaliyetlerine katılabiliyorlar.

Eğitim Ortamları

Okul ortamları ve kaynakları çocukların eğitim deneyimlerini önemli ölçüde etkiliyor. Dolayısıyla okulun fiziksel koşulları, dersliklerin durumu, derslik dışındaki alanların varlığı ve yeterliliği, okulun iyi ısınması ve temizliği, okulun başlama ve bitiş saatleri, teneffüs süreleri gibi kaynakların çocuğun iyi olma hali için ne ölçüde elverişli olduğu önemlidir.

Okulda geçen sürenin önemli bölümü ders saatlerine ayrılıyor. Ancak çocukların dersler dışında da pek çok gereksinimleri bulunuyor. Bunların başında da ders dışı etkinliklere katılarak sosyal yönlerini geliştirmeleri ve beslenme, hijyen gibi konulardaki temel gereksinimleri geliyor. Sosyal etkinlikler için yeterli zaman ayrılmaması ve teneffüslerin kısa olması çocukların okul deneyimini olumsuz etkiliyor.

Sosyal Etkinlikler

Okulda hem zaman hem de mekan kısıtından olumsuz etkilenen alanlardan biri de kulüp faaliyetlerinin varlığı ve çocukların bunlara katılımıdır. İkili öğretimin yaygınlaşması ve ders saatlerinin artmasıyla okullarda kulüp faaliyetlerine katılımın düştüğü; özellikle 5. Sınıflar için kulüp faaliyetlerinin neredeyse tamamen ortadan kalktığı biliniyor. Kulüp faaliyetleri yürütülen okullarda çocukların % 70’inin bir kulübe üye olduğu görülüyor. Bu hesaplama tüm çocuklar üzerinden yapıldığında, herhangi bir kulübe üye olan çocukların oranı % 29’dur. Her ne kadar kulüp çalışmalarının gönüllülük esasıyla yapılması daha doğru olsa da ilköğretim ve ortaöğretim kurumlarındaki sosyal etkinlikleri düzenleyen yönetmelik gereği her öğrencinin en az bir öğrenci kulübüne üye olması gerekiyor. Ancak araştırma bulguları, düzenlemenin etkin biçimde uygulanamadığını gösteriyor.

Seçmeli Dersler

“4+4+4” sistemiyle birlikte eğitimin içeriğiyle ilişkili olan en önemli gelişmelerden biri ortaokullarda seçmeli derslerin sayısının ve saatlerinin artmasıdır. Seçmeli derslerin veliler ile öğrencilerin seçimine dayalı bir biçimde sunulması öngörülüyor; ancak uygulamada derslerin alınması süreci farklı işleyebiliyor. TEGV ve ERG tarafından yürütülen ilk araştırma, seçmeli derslerin içeriği hakkında yeterli bilgilendirme yapılamaması nedeniyle pek çok çocuğun dersleri içeriğini bilmeden seçtiğini ve bazı derslerin de öğretmen yetersizliği nedeniyle sunulmadığını göstermişti. Seçmeli derslerin içeriğine ilişkin bilgilendirmenin yetersiz olması ve çocukların dersleri her zaman kendi istekleriyle almaması durumları bu araştırmada da ortaya çıkıyor. Bu durum, seçmeli ders uygulamasının amacına uygun işlemediğini gösteriyor.

Okulda Güven Ortamı ve Şiddet

Çocuğun okulda iyi olması, kendisini huzurlu ve güvende hissetmesini gerektiriyor. Çocuğun okuldaki yetişkinlerle ve arkadaşlarıyla ilişkilerinin iyi olması bu bakımdan özellikle önemlidir. Çocukların okulda her türlü şiddetten uzak olma hakları güvence altında olmalıdır. Ancak araştırma bulguları, okulda kendini güvende hissetmeyen çocukların varlığına işaret ediyor.

Ankete katılan çocukların büyük bölümü (% 70) arkadaşları tarafından sevilen biri olduğunu düşünüyor. Ancak akranları tarafından itilip kakıldığını söyleyen (% 24) ya da akranlarının kendisiyle dalga geçtiğini söyleyen (% 14) çocukların oranı da azımsanmayacak ölçüdedir. Ayrıca, sosyoekonomik olarak daha dezavantajlı olan çocukların akran zorbalığına daha fazla maruz kaldıkları görülüyor. Nitel araştırma bulguları, akran zorbalığının, çoğunlukla çocukların okulda kendilerini güvende hissetmelerini zorlaştıran bir sorun olduğunu gösteriyor. Çocukların bir bölümü, doğrudan arkadaşlarıyla ilgili bir soru olmadığı halde, “okulda kendini güvende hissediyor musun?” sorusunu akranlarıyla ilişkilerine atıfta bulunarak yanıtlıyor. Çocukların bir bölümü, büyük sınıfların küçük sınıflara kötü davrandıklarını dile getiriyor.

Akademik Başarı ve Derse Katılım

Çocuğun akademik başarısı, yalnızca gelecek eğitim yaşamı ya da iş yaşamı için değil bugünü için de oldukça önemlidir. Araştırmalar ders notlarını çocuğun iyi olma halinin önemli bir göstergesi olarak kabul eder. Çocukların akademik başarısı bu bağlamda incelendiğinde, araştırmanın nicel boyutunda ele alınan dört ders (Türkçe, Matematik, Fen ve Teknoloji, İngilizce) için çocukların notlarının sınıflara göre istatistiksel olarak anlamlı biçimde farklılaştığı ve 4. sınıftan 7. Sınıfa doğru bir düşüş olduğu gözlemleniyor. Ayrıca ikili öğretim uygulanan okullarda okuyan çocuklar ile tam gün öğretim uygulanan okullarda okuyan çocukların akademik başarıları arasında da farklılaşma gözlemleniyor.

Eğitim ve Gelecek Algısı

Çocuğun yaşamının çok önemli bölümünü geçirdiği bir yer olan okula severek ve isteyerek gidiyor olması çocuğun mutlu ve başarılı olması için gereklidir. 4 ve 5. sınıf öğrencilerinin % 67’si “okula her zaman severek giderim” derken, bu oran 7. sınıflar için % 51’e düşüyor.

Çocuğun eğitim deneyiminden memnuniyetinin önemli bir göstergesi de okula devam etme isteğidir. Araştırmanın nicel boyutuna katılan çocukların çok büyük bölümü (% 94) “herhangi bir nedenden ötürü okulu bırakmayı düşünüyor musun?” sorusuna “hayır” yanıtını veriyor. Ancak sınırlı sayıda da olsa (% 6) çocukların bir bölümünün bu soruya “evet” yanıtını vermesi dikkat edilmesi gereken bir bulgudur. Öğretmenleriyle ilişkileri ve akademik başarı düzeyi çocuğun okula devam etme isteğiyle ilişkilidir.

Sonuç olarak bu araştırma, eğitim alanında çocuğun iyi olma halini belirleyen pek çok konuda bulgu sunuyor. Eğitim ortamlarının, okul kaynaklarının, okuldaki güven ikliminin, tipik olarak 9-12 yaş arasında olan, dolayısıyla bireysel gelişimlerinin önemli bir döneminde bulunan çocukların yapabilirliklerini ne ölçüde desteklediğini ortaya çıkarıyor. Bunu yaparken de, çocuğun öznel deneyimine dayalı bir bakış açısı sunuyor. Çocuğu merkeze alan çalışmalar çocuk odaklı politikalar geliştirilmesi için gereklidir. Bu nedenle MEB’in bu tür çalışmalara daha çok ağırlık vermesi önemlidir. Bu çalışmanın, bu alanda yürütülen başka çalışmalarla birlikte var olan eğitim sistemindeki eksiklerin giderilmesine ve sorunlara çocuk odaklı çözümler üretilmesine katkıda bulunmasını umuyoruz.

Kaynaklar

Çocukların Gözünden Okulda Yaşam Araştırma Raporu-ERG

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.