Yıl 1981.. Erzincan İmam Hatip Lisesi Ortaokul kısmında birinci sınıftayım.

O dönemde maddi sıkıntılar diz boyu.. babam (Nur içinde yatsın) ayakkabı tamirciliği ile hem kalabalık bir aileyi geçindirmekte, hem de 3 çocuğunu okutmaya çalışmaktadır.
Durumumuza vakıf olan biletçi Ahmet dayı (Allah'ın rahmeti üzerine olsun) ücretleri toplarken sıra bana geldiğinde kolumu hafiften çekerek para almadan otobüsün arka tarafina yönlendirmekteydi. Böyle olduğu günlerde cebimde kalan parayla ya bir simit alma imkanı buluyordum ya da ertesi gün babamdan, "ihtiyacım yok" diyerek para almıyordum.
Yüzünde tatlı bir tebessüm oluşan babam aslında birçok şeyin farkındaydı.
Bir sabah otobüse gittiğimde hoşnut kalmayacağım bir durum olmuştu.. Biletçi Ahmet dayı, şeker fabrikası işçilerini götüren sabah 6.00 otobüsüne verilmişti.
Şartlar ağırlaşmış olsa da, ben artık bu otobüsle gitmeye karar verdim.
Rahmetli anacığım her sabah saat 5.00 da kalkar sobayı tutuşturur, çayı hazırlar.. kahvaltımı yaptıktan sonra sabahın zifiri karanlığında beni dualar eşliğinde yola koyardı. Çoban köpeklerinin olduğu yerlerden babamın gözetiminde geçer ve salimen otobüse ulaşırdım.
Erzincan'a vardığımızda saatler henüz 7. 00'ye bile ulaşmamış oluyordu.. Etraf hala karanlıktır. Okula ulaşan ilk kişi genelde kaloriferci amcamızdi ki, zamanla ahbap olmuştuk ve gelişiyle sanki benim için gün aydınlanıyordu.
Kışın ağır şartlarının hakim olduğu, dondurucu havanın iyiden iyiye kendini gösterdiği bir gündü.
Sırtımda ağır çantam.. gözlerimde uyku mahmurluğu ve yürüdükçe oluşan buzlanmış kar hışırtıları eşliğinde otobüs mahalline varmak üzereyim ki, son sınıfta okuyan 7-8 kişilik bir grup abimizin orada olduğunu gördüm. Bunların babacan tavırları, ağır abilikleri, beyefendi davranışları biz alt sınıf öğrencileri üzerinde olumlu bir etki bırakıyordu.. bazen aynı köyden olmanın etkisiyle koruyucu tutum sergiliyorlar, bazen derslerimizi iyi çalışmamız noktasında tavsiyelerde bulunuyorlardı.. kısacası güzel yürekli insanlardı. 
Bu saatte ki otobüste ilk defa okulumuzdan bir öğrenci görüyordum hatta bu kadar kalabalığını.
Beni fark edince şaşırdılar.. çelimsiz sıska bir çocuk sabahın erken saatinde, hayatın bütün yüklerini omuzlamışcasına.. ne işi vardı..
Önce soracakları soruları düşündüm, açıkçası biraz rahatsızlık da duymuştum..
Her neyse, yanlarına yaklaştığımda tebessümlü ve meraklı şekilde neden bu kadar erken geldiğimi sordular. Soruya soruyla cevap vererek, 'hayırdır abi siz niye erkencisiniz' diye karşı hamle yapmayı tercih etmiştim.
Önemli bir sınavları varmış, akşam ders çalışmak için birinin evinde toplamışlar. Hepsi gençlik döneminin zirvesinde.. sohbet, şamata, gırgır..bir bakmışlar saat gece yarısını bulmuş, uykuları da çoktan gelmiş. 'Şimdi yatalım yarın sabah ilk otobüsle varıp okulda çalışalım' diye sözleşmişler ve gelmeyen içinde kendilerince bir ceza koymuşlar..
Artık benimde cevabım hazırdı. 'Abi ben de ders çalışacağım onun için erken geldim' diye karşılığını verdim.
Her şey doğal mecrasinda seyrediyordu. 
Otobüs hareket etmiş, Ahmet dayımız ağır ve vakurlu hareketlerle yolcular arasında hareket ederek biletlerini teslim etmekte, paralarını almaktaydı.. bana sıra gelince, şefkat dolu tavrıyla başıma hafifçe vurarak 'dolaşma ayak altında' deyip çok zaman olduğu gibi yine pas geçmişti.
Derken, şehir girişinde okulun önünde yolculuğumuz son bulmuştu.
Ovada karanlık, sessizlik ve yine acımasız bir soğuk hakimdi.
Kışların vazgeçilmezi kar, bomboş olan araziye gizemli bir hava katıyordu.
Hele yol kenarını kaplayan devedikenleriyle buluşmuş hali, biraz da rüzgarın etkisiyle, adeta pamuk şekerini andırıyordu.
Her zaman olduğu gibi ürkek ve meraklı gözlerle sağı solu kontrol ediverdim bir çırpıda..
Allah Allah.. sanki tuhaf bir hal vardı ortamda.. ot yığınları arasında bir hareketlilik fark ediyordum..
Aniden, 'Abi bakar mısınız.. bir sürü köpek var' diye bağırarak dikkatlerini o yöne çektim...
Korkmuştum.. köpek olmadıklarını da fark ediyordum. Ama belkide emin olamadığım için böyle demeyi tercih etmiştim.
Beraberce o bölgeye odaklanınca içlerinden biri, 'bunlar kurt' diye bağırdı.. otobüs çoktan gitmişti ve kaderimizle baş başa kalmıştık..
Yapılacak şey belliydi.. var olmak için başka tercihimiz de yoktu.. herkes yüksek sesler eşliğinde ellerindeki çantaları sağa sola sallayarak kurtlara doğru ilerlemeye başlamıştı.
Benim şansım mı.. yoksa kurt sürüsünün şanssızlığımı bilemem ama normalde yalnız yaşayacağım kurtlarla buluşmada, şartlar biranda değişmiş ve biz kalabalık taraf olmuştuk.
Bu belki de anacığım beni her yolcu ettiğinde ardımdan okuduğu uzun uzun duaların Allah indinde koruyucu etkisi ve yansımasıydı.
Hep birlikte refleks bir hareketle üzerlerine doğru yürümemiz, kurtları bir anda ürkütmüş ve çoktan kaçmaya başlamışlardı..
Kendileri için pusu olarak kullandıkları devedikenleri sanki kaçarken ayaklarına dolanıyordu.. 
Ve bir dua, Allah'ın bir lütfu ile.. bugün hayat yolculuğumuz devam etmektedir..

Mehmet Ali Akdağ.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
Tuğba 1 yıl önce

Göz yaşlarıyla okudum .yüreğinize sağlık bende Erzincan imam hatip lisesi mezunuyum / 1999 imam hatipli olmak onu taşıyabilmek apayrı bir lezzet şükürler olsunki ailemin bir çoğu bu okuldan mezun