Öğretmen Eğitimleri Aslında Birer Klişe mi?

Öğretmen eğitimleri mi öğretmenlerin ihtiyaçlarını şekillendirmeli yoksa öğretmenlerin ihtiyaçları mı öğretmen eğitimlerini şekillendirmeli? Öğretmenlerimiz, öğretmen eğitimleri kapsamında öğretim yılı boyunca bir ya da birkaç kez düzenlenen, düzenlenme amacı genel, düzenlenme gerekçesi üzerinde çok da düşünülmemiş, amacı çoğu zaman “checkbox”ları doldurmaktan öteye geçemeyen toplu öğretmen seminerlerine tanık olmaktadır. Oysaki öğretmen eğitimi, alana özgü, öğretim kalitesini dolayısıyla öğrenci başarısını geliştirmeye odaklanmış, öğretmeni lider yapma yolunda planlanan, olumlu değişimleri hedefleyen ve onu kariyeri boyunca desteklemeye devam eden “bireysel” bir süreçtir. Öğretmen eğitimi “bireysel” bir süreçtir çünkü bir organizasyonu ya da kurumu değiştirmeye bireyleri değiştirmekle başlanır. Gelenek olduğu üzere okulun bütün öğretmenlerini branş ayrımı gözetmeksizin bir araya toplayarak öğretmenin mesleki gelişimine ve öğrencilerin öğrenme çıktılarına etkili bir yatırım yapıldığını öne sürmek oldukça zor.

Öğretmen eğitimi denildiğinde akla ilk gelen iki tür, hizmet öncesi ve hizmetiçi eğitimlerdir. Tam da bu iki farklı eğitim süreci arasında bir yerlere sıkışıp kalan ve beklediği ilgiyi göremeyen bir süreç söz konusu. Peki, bu süreç nedir ve neden dikkate değerdir?

Ingersoll (2003), öğretmenlerin niceliksel yetersizliğini ve meslekteki devamlılıklarını ele aldığı araştırma raporunda (Is There Really a Teacher Shortage?) öğretmenlerin yaklaşık %50’sinin ilk 5 yıl içerisinde meslekten ayrıldığını belirtiyor. Bu ürkütücü gerçek ne anlama geliyor? Bu durumun arka planında elbette pek çok bireysel ve kurumsal etken söz konusu ancak en önemlisi, göreve yeni başlayan öğretmenlerin deneyimlediği okul kültürü ve uygulama gerçeği şoku. Okul ortamında tetikte birkaç çift gözün kendisini izlediğini gözlemleyen tecrübesiz öğretmen kendini meslekten izole edilmiş, iş yükü altında ezilmiş ve yalnız hissediyor.

Diğer mesleklerle kıyasladığımızda öğretmenlerin meslekteki ilk günlerinden itibaren tüm mesleki sorumluluklarıyla–zorluk derecesi gözetmeksizin—baş başa bırakıldıkları yadsınamaz bir gerçektir. Mesleğinin ilk yılında tecrübesiz bir avukatın en zor davalarla baş etmesi ya da bir mühendisin en zorlu projelerde performans sergilemesi çoğunlukla beklenmez; iş yükünde ve zorluğunda dereceli bir artış söz konusudur. Öğretmenlik ise tam anlamıyla bir “batmak ya da yüzmek” meselesidir. Bu noktada sorulması gereken soru, “Öğretmenlik mesleğine daha yumuşak bir geçiş nasıl mümkündür?”. Yanıt oldukça basit ancak derin bir konuyu göz önünde bulundurmaktan geçiyor: Meslekle Tanışma.

HİZMET ÖNCESİ EĞİTİM MESLEKLE TANIŞMA

Bu evre, hizmet öncesi ve hizmetiçi öğretmen eğitimlerinden oldukça farklı. Şöyle ki, öncelikli hedef kitlesi öğretmenlik eğitimini tamamlamış öğretmen adayları olan “Meslekle Tanışma” evresi, ne öğreteceğini öğrenmiş adayların artık nasıl öğreteceğini anlamasını sağlayan bir köprü görevi üstlenmektedir. Bir öğretmenin nasıl öğreteceğini anlama süreci okulun vizyonu ve iklimi, performans standartları, okul yöneticilerinin ve velilerin beklentisi, öğretim programları gibi oldukça karmaşık değişkenlerle doğrudan ilişkilidir. Söz konusu süreçte öğretmenlerin yalnızca “öğretmeye yeni” olmaları üzerinde değil, aynı zamanda, öğretmenlik tecrübesi olsa bile öğretmenin “okul–ve hatta sınıf– iklimine yeni” olması üzerinde de durulmaktadır. Diğer bir deyişle, tüm yeniler aynı değil. Tüm yenilerin aynı olmadığını kabul etmekse eğitim sürecini yönetirken her bir öğretmenin ihtiyaçlarının farklı olduğunu göz önünde bulundurmayı gerektirir. Böyle bir süreci başlatmak ve desteklemek, öğretmene değerli olduğu ve okulda kalıcı ve başarılı olmasının beklendiği mesajını vermenin en etkili yoludur.

Okul ve öğrenci performansı üzerindeki göz ardı edilemez etkisinin yanı sıra öğretmenin tutumunu ve meslekteki devamlılığını da etkilediği bilinen bu geçiş sürecine olan ilgi ne yazık ki olması gereken düzeyde değil. Öğretmenlerimizin ihtiyaçlarını belirlemede ve öğretmenlik kariyer haritası oluşturmada belli standartlarımız olmadığı sürece bu ilgide artış beklemek yersiz olacaktır.

Hem söz konusu geçiş sürecini hem de diğer öğretmen eğitimlerini etkili yönetmede gözden kaçırılan bir diğer faktör ise öğretmen eğitimlerinin “kapsamlı, tutarlı ve sürdürülebilir” olamayışı. Aynı ya da birbirini izleyen öğretim yıl(lar)ı içerisinde düzenlenen öğretmen eğitimlerinin popüler (!) konuları içermesi gözetilirken eğitimler arasında herhangi bir organik bağ kurulamaması, yüzeysel bir içerik sunulması, uygulamalara yeterince yer verilmemesi ve en önemlisi asıl amaca yani, öğrencilerin öğrenmesini geliştirmeye yönelik somut bir adım atılamaması eğitimleri kapsamlı, tutarlı ve sürdürülebilir olmaktan uzaklaştırıyor.

En kritik dönemlerinde öğretmenlere özenli, iyi planlanmış ve kariyer odaklı bir mesleki gelişim desteği sağlamak kuşkusuz ki okul ve öğrenci başarısını arttıracaktır. Öğretmenlerimizin ihtiyacı olan şey meslekte tutunmaya çalışmak değil mesleğin içinde gelişmektir. Öğretmen eğitimlerinin onay kutucuklarının doldurulması için yapılmadığı zamanlara sıkça tanık olmak dileğiyle.

Yazar: 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner14

banner13