ÖĞRENCİLER DE ÇATLAR

Öğretmenlik, dışarıdan bakınca kolay görünen ama içine girdiğinizde ve hakkıyla yapmaya çalıştığınızda, incelikleri olan oldukça zor bir sanattır. 
Öğretmenliğin en kolay taraflarından birinin “konuyu anlatmak” olduğu zannedilir. Hatta bu mesleği dışarıdan değerlendirenlerden bazılarının yarı şaka yarı ciddi “Konuşarak maaş alıyorsunuz,” diye öğretmenlere takıldıkları da olur. Hâlbuki ders anlatmak maharet isteyen, inceliklere dikkat etmeyi gerektiren bir eylemdir.
Öğretmen ders anlatıyorsa, öğrenciler de onun bilişsel süreçlerini takip etmeye ve anlamaya çalışıyor demektir. Bu da öğrenci ve öğretmenler için oldukça zor ve yorucu bir süreçtir. Böyle bir süreç aşağıdakilere benzer bazı istenmeyen durumlara sebep olabilir.
1. Öğrencilerin bilişsel becerileri, öğretmenin bilişsel süreçlerini takip etmekte yetersiz kalabilir.
2. Bilişsel becerileri yetersiz kalan öğrencilerin öğrenmeleri, konuyu tam olarak anlayamadıkları için yeterince gerçekleşmeyebilir.
3. Öğretmenin bilişsel süreçlerini takip edemeyen öğrenciler, bir süre sonra uyuklamaya başlayabilir, istenmeyen davranışlarda bulunabilir, arkadaşlarını rahatsız ederek dersin işlenişine engel olabilirler.
Peki derste bu sorunları yaşamamak için neler yapılabilir?
1. Öğrencilerin birlikte öğrenmelerini sağlayacak öğrenme yöntemleri devreye sokulabilir.
2. Öğrencilerin ilgisini çekecek teknikler uygulanabilir. Zira bir konuyu öğretmek için oldukça farklı stratejiler geliştirilebilir.
3. Dersin belli bir aşamasından sonra hızlı öğrenen öğrencilerle daha yavaş öğrenenler eşleştirilerek, bilişsel becerileri birbirine yakın akranların etkileşimi sağlanabilir.
4. Eğer konuyu öğretmenin anlatması gerekiyorsa öğrencilerin bilişsel becerilerine uygun bir süreç planlanabilir.
Fakat öğrencilerin bilişsel becerilerine uygun bir sürecin planlanması göründüğü kadar da kolay değildir. Öğretmenin, öğrencilerin gelişim özelliklerini ve hazır bulunuşluklarını iyi bilmesi gerekir.
Konuyu bir hikâye ile bağlayalım.
Günün birinde bir hocadan konferans talep etmişler. Konuyu, tarihini, yerini ve saatini belirleyip hoca ile anlaşmışlar. 
Hoca hazırlıklarını yaparak belirlenen gün ve saatte salona gelmiş. Fakat konferansın başlama saati gelmesine rağmen, en önde oturan bir kişi hariç salonda kimse yokmuş.
Hocanın canı sıkılmış, bu durumu kendine yedirememiş. Konferans vermeden salondan ayrılmak istemiş fakat bir kişi de olsa gelene saygısızlık da etmek istememiş. 
Bir umutla en önde oturan adama dönerek, “Görüyorsun salonda senden başka kimse yok. Ne dersin, konuşmalı mıyım, konuşmamalı mıyım?” diye sormuş. Adam da “Hocam ben ahırında at besleyen bir seyisim, cahil bir insanım bu işlerden anlamam. Ahırdaki bütün atlarım kaçsa, tek bir at kalsa onu aç bırakmam, mutlaka beslerim hocam,” demiş. Hoca mesajı almış ve kürsüye çıkıp iki saat konuşmuş. Hikâye bu ya konferansa başka da kimse gelmemiş.
Hoca konuşmasını bitirdikten sonra tek dinleyicisine dönerek konferansı nasıl bulduğunu sormuş. Adam da “Ben size söyledim, bu işlerden anlamam. Ahırımda bir at da olsa onu aç bırakmazdım, mutlaka beslerdim ama elimdeki bütün yemleri verip de onu çatlatmazdım hocam,” demiş.
Ülkemizdeki öğretmenlerin oldukça becerikli olduklarını düşünüyorum. Öğrencilerini çatlatmadan konularını anlatabilecekleri ve derslerini işleyebilecekleri konusunda öğretmen arkadaşlarıma güveniyorum.
Selam, sevgi ve saygılarımla.
Muhammet Yılmaz
Eğitimci-Yazar
https://twitter.com/muhammet_yilmaz

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol