Köy Enstitüsünde Öğrenci Seçme Yöntemi

17 Nisan 1940 tarih ve 3803 sayili Köy Enstitüleri Kanunu’nun 3. maddesinde, “Enstitülere tam devreli [bes yillik] köy okullarini bitirmis, sihhatli ve müstait [yetenekli] köylü çocuklar seçilerek alinirlar.” denmektedir. Bu konudaki ayrinti, Bakanligin çikardigi genelgeler ve genel müdür Tonguç’un direktifleri ile düzenlenmistir. Tonguç bir yazisinda söyle diyor: Kars’tan Edirne’ye kadar memleketin türlü bölgelerine yayilan köy enstitülerine her çesit köyden talebe alinir.Bunlari seçmek üzere köylere giden ögretmenlerle ilkögretim müfettisleri, çocuk velilerine enstitülerin amaçlarini, mahiyetlerini, buralarda okuyacaklarin kavusacaklari haklari uzun boylu anlatirlar. Buna ragmen, gerçekçi çocuk babalarindan mühim bir kismi müesseseyi [köy enstitüsünü] görmeden çocuklarini vermek istemezler. Bölgelerindeki enstitüleri gördükten veya oralarda okumakta olan çocuklarla konustuktan sonra kati kararlarini verirler. Ondan sonra, çesitli kiyafetlere bürünmüs, düsünceleri, tahayyülleri birbirinden ayri, çogu, köydeki çetin is hayatindan kurtulmak ve böylece beden rahatligina kavusmak isteyen çocuk kafileleri köy enstitülerine dogru akmaya baslar. Ögrenciler müesseseye ayak basar basmaz kesif ölçüde [yogun olarak] türlü çalismalara baslanir. Dersler, ziraat ve sanat isleri, yapicilik faaliyeti, hayvan baimi gibi çalismalarin içine sokulan çocuklardan, enstitüye malolacaklarla olamayacaklar kisa bir zaman içinde kolayca birbirinden ayrilirlar. Enstitüleri, sadece kitaba dayanilarak nazari derslerin okundugu yerler sanarak gelenler, böyle olmadiklarini anlarlar. Bu kurumlarin, köylerinden daha kesif [yogun] is yuvasi olduklarini fark eder, kati kararlarini verirler. Kalanlar islenmeye baslanir. Fedakâr ögretmenler, onlara her türlü temizlik islerini, yemek yemeyi, arkadaslariyle ögretmenlerine saygi ve sevgi göstermeyi, enstitü esyasina zarar vermemeyi, devlet mallarini korumayi, hayvanlara ve tasitlara iyi bakmayi, çaliskan olmayi, her türlü isi severek yapmayi, iyi kalpli olmayi, bos zamanlarda çesitli ulusal oyunlari oynamayi; alfabesinden baslayarak ögrenmeye koyulurlar, kolay kolay terkedemezler. Bunlardan kurtulmalari için aylarca çalisilir, didinilir. Ilk aylardaki çalismalar, köy çocugunu tanimayan bir kisim ögretmenleri ümitsizlige bile sevkeder. (Köy Enstitüleri 2, 1944, s.49-50)
Kisinin egitim haki ile devletin de egitim ödevinin etkili ve dengeli dagilimini esas alan Köy Enstitüleri “bölge kuruluslari” dirlar. Bu nedenle olabildigince her köyden ögrenci almayi hedeflemislerdir. Bu, baslangiçta kolay olmamis, ancak egitmenli okullarla bölge okullari çogaldikça adaletli dagilima dogru yol alinmistir. Ögrenci bulmanin çok zor oldugu kurulus yillarinda, Dogu ve Güneydogu illerinde, “köy okulunu bitirmistir” belgesi getiren kasabali çocuklar da ögrenci olarak alinmistir. En büyük zorluk, kiz ögrenci bulmada yasaniyordu. Köylerde ilkokulu bitiren kiz ögrenci çok az oldugu gibi, ilk yillarda köylüler kizlarini buralara gönderme konusunda kuskuluydular. Bu konuda gerici güçler de alttan alta etkiliydi. Bazi yerlerde ikna yöntemi yeterli olmayinca devlet güçlerinin sert davrandiklari da olmustur.
Prof.Dr. Ayfle Baysal, bir konusmasinda enstitüye verilisini, “köyde ise yaramayacak kadar güçsüz” olusuna baglamistir (17 Nisan 2001’de yaptigi konusma). Bazi köy enstitülerinde kiz ögrencilerin okulu terkettikleri ya da ailelerinin kaçirdigi, hatta baska köylerdeki akrabalarinda sakladiklari görülmüstür.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner14

banner13