Köy Enstitülerinde okutulan ders kitapları

1947'den beri farklı ülkelerden ithal ettiğimiz eğitim yöntemleriyle, bugün çamaşır suyu üretemeyen kimya, elma aşılamayı bilmeyen biyoloji, araba rüzgarlığı tasarlayamayan fizik, çivi çakmayı bilmeyen inşaat, vida sökemeyen makine, sigorta değiştiremeyen elektronik... profesörlerimiz oldu. (İstisnaları müstesna bir yere koyalım.) Artık bu sorunu tartışma zamanımız gelmedi mi? Bu kısır döngüden nasıl çıkacağız?

Daha ironik olan bir örnek: Eğitim fakültelerinde öğretim yöntem ve tekniklerini okutan bazı hocaların, bu dersi sunumunda hiçbir yöntem ve teknik bilmemeleri, biliyorlarsa da uygulama konusundaki yetersizlikleri. (Stajyer öğrenciler, en sevmedikleri dersin bu olduğunu ifade ettiler. Halbuki bu dersi veren akademisyenin, ders sunumu konusunda örnek oluşturması gerekmez mi? //Her zaman istisnaların olduğunu tekrar not edelim)

Ülkemizin geçmişinde başarıyla uygulanmış bir Köy Enstitüleri deneyimi vardır. Ekik ve aksayan yönleri gözden geçirilerek tekrar gündeme gelmesi, çağın gereklerine uyarlanması belki de birçok eğitim sorununu çözmeye yardımcı olacaktır.
 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner14

banner13