KÖY ENSTİTÜLERİ

Köy Enstitüleri, bu hayallerin gerçekleştirilmesi için icat edilmiş bir EĞİTİM MUCİZESİ idi.

Burada okuyan çocuklar, neredeyse her işlerini kendileri görüyorlardı. Her öğrencinin, okuyacağı okulun temelinde alın teri, kerpicinde parmak izi, çatısında gülümseyerek göğe bakan güzel gözlerinin yansıması vardı.

Çocuklar EĞİTİM ÜRETİM İÇİNDİR felsefesine uygun olarak, bir yandan fizik, kimya, biyoloji, tarım, hayvancılık, tarih, coğrafya, psikoloji, sosyoloji dersleri alırlarken; diğer yandan da tarlayı ekiyor, ağaç dikiyor, hatta yiyecekleri ekmeği dahi, kendi yaptıkları fırınlarda ve tandırlarda pişiriyorlardı.

Her öğrenciye bir müzik aletini çalması, müzik ile haşır neşir olması için imkânlar sunuluyordu.

Onlar ülkenin dört bir yanına, yarınlarımızın güvencesi olmak üzere ekilen birer tohumdular. Onlar KIRLARIMIZIN HİÇ SOLMAYACAK ÇİÇEKLERİYDİLER.

Her sabah; heyecan, bir an önce büyümek, okumak, “adam olmak”, vatan hizmetine koşmak arzusu ile kalkıyor, gün içerisinde hem teorik, hem pratik eğitimlerini uygulamalı olarak görüyorlardı.

Onlar, gittikleri her köyde, bir koyuna-ineğe doğum yaptıracak kadar becerikli; bir asma fidanını en uygun şekilde dikecek ve bakımını sürdürecek düzeyde maharetli; arıları incitmeden kovanlardan bal toplayacak seviyede marifetli; hangi arazide hangi tür tarım ürününün ekileceğini tespit edecek derecede bilgili; ülkenin ve dünyanın bütün meselelerini anlamak, kavramak, çözümler üretmek için de ilgili idiler.

Kısacası; ÇALIŞKAN, ONURLU, DÜRÜST, NAMUSLU, VATANSEVER BİRER BİREYDİLER.

Çok değil, sadece yirmi yıl, evet sadece yirmi yıl yaşayabilselerdi, Türkiye asla bu durumda olmazdı. Çünkü bu çocuklar, başlarındaki idealist öğretmenleri ve idarecileri ile birlikte, 6 yıl içinde(1940-1946) 15.000 dönüm araziyi tarıma uygun hale getirmiş ve ekmeye başlamış; 750.000 yeni fidan dikmiş; 1200 dönüm bağ oluşturmuş; 150 büyük inşaat, 60 işlik, 210 öğretmen evi, 20 uygulama okulu, 36 ambar ve depo, 48 ahır ve samanlık, 12 elektrik santralı, 16 su deposu, 12 tarım deposu, 3 balıkhane, 100 km. ve yüzlerce sulama kanalı yapmışlardı. 20 yılda, bu sayılanların en azından 100 mislini gerçekleştirebilirlerdi. Çünkü mezun olan, hemen öğretmen olarak kendi köyüne, ya da yakın bir köye atanıyor, orada kolları sıvayarak hayalleri gerçekleştirme çalışmasına başlıyordu. 
Verdiği Milli Kurtuluş Savaşı ile sömürgelere ve mazlum milletlere çıkış yolunu gösteren Türkiye, Türk modeli Köy Enstitüleri uygulaması ile aynı önderliğini sürdürüyordu.

Heyhat. 1946’dan itibaren ABD’nin dümen suyuna giren İsmet İnönü ve CHP, bizzat ABD’nin direktifi, dayatması ile belki de memleketin en hayırlı kurumu olan köy enstitülerinin bu hızlı gelişiminin önüne set koymaya başladı. Çünkü ABD “çok partili düzene geçilmesini”, “planlı ekonomiden vazgeçilmesini” ve “Köy enstitülerinin kaldırılmasını” istiyordu.

Korkaklar, işbirlikçiler, hainler bütün bu istekleri birer birer yerine getirdiler.

Ve hepimizin de bildiği gibi Köy Enstitülerinin önce adı ve müfredat programı değiştirildi, sonra da adım adım izleri yok edildi.

Gelinen aşamada şu halimize bir bakın.

Bugün bırakın şehirdeki bir çocuğu, köyde okuyan çocuklar dahi tarımın T’sinden, hayvancılığın H’sinden, arıcılığın A’sından, bağcılığın B’sinden habersiz bir eğitimin kucağında debelenip durmaktadırlar.

Peki diyelim ki bunlardan haberleri yok. Ya bağımsızlığın B’sini; onurun O’sunu; şerefin Ş’sini anlatan, öğreten, kavratan bir eğitim alıyorlar mı?

O da yok.

Ne var.

Bencil, çıkarcı, kendi yumurtasını pişirmek için komşusunun evinin yanmasına dahi razı, öğrenci arkadaşlarını alt edilmeleri gereken birer rakip olarak gören; vatanı herhangi bir coğrafik arazi, bayrağı lâlettâyin ortaya çıkmış bir bez parçası sanan; uluslararası emperyalist tekellerin herhangi bir biriminde bol maaşlı bir işe yerleşmek için her türlü vicdansızlığı işlemeye hazır olan çocukların büyük bir çoğunluğu oluşturduğu bir eğitim sistemi…

Lânet olsun…

18.NİSAN. 2019
MEHMET BEŞERİ

KÖY ENSTİTÜLERİ VE TONGUÇ

Aydınlık bir güneşti, yurdumun dört yanında
Açmıştı ışıl ışıl, ısınmıştı yürekler
Tekti, yoktu örneği şu koskoca cihanda
Yazıyordu kalemin yanında tekerlekler

Kız, kızan; oğul, uşak okurdu belde kuşak
Elele bakarlardı ufka bin bir ümitle
Ülkem bağımsız idi, yoktu bir tane uşak
Girmemişti halkımın içine soysuz fitne

Savaştepe, Ortaklar, Düziçi, Gönen, Erciş
Hasanoğlan, Akçadağ, Kepirtepe, Akpınar
Beşikdüzü, Çifteler, Cilavuz, Dicle, İvriz
Pazarören, Gölköy, Arifiye, Pamukpınar

Kızılçullu, Pulur, Aksu...eğitim kalesiydi
Burçlarında ayyıldızlı bayraktı dalgalanan
Öğrencisi öğretmen, öğretmen öğrenciydi
Bulunmazdı hor görüp, şöyle tepeden bakan

Söylenirdi türküler, çekilirdi halaylar
İmece usulüyle yapılırdı tüm işler
Kardeşçe bir ortamda geçerdi günler, aylar
Eksikti katakulli, eksikti mâlum işler

Yüce değerdi emek, yaşamaktı üretmek
Tohumlar öpülerek ekilirdi toprağa
Kilimler dokunurdu sabırla ilmek ilmek
Kuşlar selam dururdu açan yeşil yaprağa

Köylü öz vatanında olacaktı efendi
Kalacaktı yurdunda, bilmeyecekti gurbet
“Hayatta en hâkiki mürşit ilimdi, fendi”
Gözlerden ırak idi gam, kasavet, gudubet

Kırlı, kentli, şehirli olmuştu tek bir millet
Vatan aşkı sarmıştı yeri, göğü, evreni
Cumhuriyet ülküsü kâimdi ilelebet
Lâkin pund kollar idi elin alçak, haini

ABD verdi emri, emir kesti demiri
Saman altından sular yürütüldü sinsice
Yobazlar taifesi oldu NATO amiri
Plânlar hazırlandı usuldan, ince ince

Satılmışlar tahtında kavl-i karar kılındı
Uyruğum tabii oldu, yabancı bir uyruğa
Bir sabah Tonguç Baba görevinden alındı
Zil çalıp oynayanlar dizildiler kuyruğa

İşte o günden beri içimde bir sızı var
Her 17 Nisan’da yoğunlaşır sancısı
Şükür ki vatanımın nice oğlu-kızı var
Gördükçe dinginleşir yüreğimin acısı

Geçecek kara günler, keserle sap dönecek
Bu yurda, baştan başa kuracağız enstitü
Yücel, Tonguç, İnan’ım bize gülümseyecek
O an helâl olacak anamızın ak sütü.

MEHMET BEŞERİ
 

Anahtar Kelimeler:
Köy Enstitüleri

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner14

banner13