Dünyanın En Büyük Sosyal Deneyini, Karantinada Eğitim Deneyimiyle Veriyoruz

Eğitimde duraklat düğmesine basmak, öğrenmenin diğer yollarını gözlemlemek ve okullar hakkında neye değer verdiğimizi yeniden değerlendirmek için alan olabileceği anlamına mı geliyor?

Bir anne anlatıyor. 2. sınıf çocuğum o günkü ilk uzaktan eğitim görevini tamamladıktan sonra şikayet ediyor. Bu gerçekten çok uzun sürdü. Katılıyorum ve muhtemelen altıncı kez kaçtığında direnmiyorum. Çocuğumun patatese bir yüz çizmesini, bir rampadan aşağı yuvarlamasını ve ardından ilerlemesini ölçmesini gerektiren matematik görevi iki dakika 32 saniye sürdü. İlkokul günümüzün en verimli dersidir. Melbourne'daki dördüncü aşama kilitlemede uzaktan öğrenmeye hoş geldiniz.

Avustralya’nın Victoria eyaletindeki çocuklar yaklaşık 17 haftadır ve neredeyse iki dönemdir uzaktan eğitime katlanmaya çalışıyor, bu da 2020 eğitim yılının ilk yarısı anlamına geliyor. Yılın başlarında Naplan (National Assessment Program – Literacy and Numeracy / Ulusal Değerlendirme Programı – Sözel ve Sayısal) sistemi durdurulmuş ve Victoria’daki 12. sınıf öğrencilerinin üniversiteye giriş puanlarının bir “eğitimsel dezavantaj değerlendirmesi” süreci ile hesaplanmasına karar verilmişti. İlkokul öğrencilerinin yarıyıllık karneleri ise normal dönemde değerlendirildiği gibi değerlendirilmeyip öğrencinin genel haline ve duygu durumuna göre hazırlandı. Öğrenciler üzerindeki akademik beklentiler, hem insan sağlığının önemine vurgu yapılması amacıyla hem de çocukları uzaktan değerlendirmenin zor bir süreç olması nedeniyle normalde olduğundan daha aşağı çekildi. Peki karantina dönemindeki eğitim sürecinden neler öğrendik? 

UNSW Sydney’e bağlı Gonski Enstitüsü’nde eğitim politikaları profesörü olarak görev yapan Pasi Sahlberg şöyle diyor: “Dünya çapında 1,6 milyar çocuğun üzerinde yapılan en büyük sosyal deney olan bu olayın (Covid-19’un) iyi yanlarından birisi, ebeveynlerin öğretmek ile öğrenmek kavramları ve öğrenmeye hazır olmanın ne anlama geldiği üzerine düşünmeye başlamaları oldu.” 

Dünyanın her yerinde değişik yöntemlerle uygulanan uzaktan eğitimin, dijital uçurum ve düşük gelirli ailelerin zafiyetleri gibi zaten var olan sorunları gözler önüne sermesi uzun sürmedi (Grattan Enstitüsü’ne göre yüksek ve düşük gelirli aileler arasındaki fark uzaktan eğitim sürecinde üç kata kadar arttı). Ancak, Victoria eyaletindeki çalışmalar uzun süreden beri uygulandıkları için ortaya diğer yerlerden daha fazla veri koydu. 

İkinci aşama bazı yönleriyle daha kolay oldu. Victoria’daki çoğu okul, yılın başında öğrendiklerini uygulamaya koydu, teknik altyapı daha sağlamdı, öğretmenler kamera karşısında olmaya zaman içinde alıştılar ve yöneticiler karar aşamalarında ebeveynlerin tavsiyelerini de dikkate almaya başladılar. Ancak çoğunluk artık yoruldu. Öğretmenler bitap düştüklerini hissediyorlar – bir 4. sınıf öğretmeni süper kahraman kostümüyle çalılara saklandığı bir video çektikten sonra bu hissin “duygusal ve yaratıcı açıdan tükenmişlik sendromu” olduğunu söylüyor. Ebeveynler ise çıldırmak üzere, bir tanesi şöyle diyor: “Bir keresinde Zoom’da bütün sınıfın önünde deli gibi bağırdım, çünkü sessizde zannediyordum.” Peki çocuklar? Çocuklar hala pijamalarıyla duruyor. 

Çoğu ebeveyn, çocuklarının yorgun düştüklerini kabul etti veya en azından beklentilerini biraz düşürdüler. Bazıları için normal bir okul gününü tamamlamak şöyle dursun, öğle yemeğine kadar dayanabilmek yetiyor. Bazı ilkokullar ise titiz değerlendirmeler veya bitirilmesi gereken işlerden çok “sosyal ve duygusal eğitim” diye adlandırdıkları metoda ağırlık veriyorlar. Çocuklar için önerilen aktiviteler arasında küçük battaniyeler dikmek, evin içinde define avı, doğada piyango oynamak ve tüm aile için meditasyon bulunuyor. Bazı ebeveynler de kendi programlarını oluşturuyor. Melbourne’de yaşayan, 5 ve 9 yaşlarında iki çocuk annesi bir kadın şöyle diyor: “Çocukların ilgi alanlarına göre kendi müfredatımızı kendimiz hazırlamaya başladık. Yıldız Savaşları’nı okumayı, izlemeyi ve oynamayı çok seviyorlar. Ben de bunlara ‘medya çalışmaları’, ‘kostüm tasarımı’ ve ‘ışın kılıcı becerileri’ isimlerini verdim.” Bazılarının ise çocuklarını evde bırakarak işe gitmeleri gerekiyor çünkü işlerini kaybetmemeleri için bunu yapmaları gerekiyor.  

Peki, “durakla” tuşuna basmak bizler için eğitimin diğer yollarını gözlemleme fırsatı yaratabileceğimiz ve okullar hakkındaki düşüncelerimizi yeniden gözden geçirebileceğimiz anlamına mı geliyor? Bu soruları sormak bir lüks mü yoksa çocukların geleceği düşünüldüğünde oldukça gerekli mi? Victoria eyaletinin dış kesimlerinde yaşayan 6 ve 9 yaşlarında iki çocuk annesi, “Bu karantina döneminde çocuklarımın gözlerindeki ışığın sönmesine izin vermeyeceğim. Eğitim meraktan gelir. Temeli, hiç dinmeyen o merak duygusunu beslemekten geçer. Önceki karantina döneminde çocukların soru sorma arzuları köreldi ve derslerin içeriğine kendilerini veremediler. Bu ışığın sönmemesini sağlamak, onları bir PDF’de yer alan ödevleri yapmaya zorlamaktan çok daha faydalı olacak,” diye konuşuyor. 

Birçok ebeveyn, ilkokul çağındaki bir çocuğun dikkat aralığının çocuğun her bir yaşı için iki ila üç dakika arasında olduğunu zor yoldan öğrendi. Bir müdür yardımcısı, “Ebeveynler çocukların nasıl öğrendiği ve öğretmenlerin nasıl öğrettikleri hakkında giderek daha fazla bilgi sahibi oluyor. Umarız ki müfredatın temelinde yatan anlayışlar da daha iyiye doğru gelişir. Böylece çocukların öğrenme yöntemlerini daha derinden anlayabiliriz,” diye konuşuyor. 

Öğretmen ve yöneticiler de çocukların ev yaşantılarına dair yeni gözlemler edindiler. Bir diğer müdür yardımcısı şöyle diyor: “Ebeveynlerin karantinanın ortalarına doğru evde gerçekten zorlandığını fark ettik. Herkes stres doluydu ve herkesin canına tak etmişti. Biz de bu sefer ailelere ve ebeveynlere moral olması için işin içine biraz da eğlence kattık.” 

Uzaktan eğitimin biraz daha rahatlatılması fikrinin bütün ilkokullarda uygulandığı söylenemez. Bir devlet okulu, birinci sınıf öğrencisi bir çocuğa yeterli sayıda Zoom dersine katılmadığı gerekçesiyle karne vermeyi reddetti. Başka bir özel okul ise öğrencilerin her gün üniforma giymelerini ve okuldaki sınıflarda bulunan öğretmenlerin Zoom derslerine bu şekilde katılmalarını zorunlu kıldı. 

Hiç şüphe yok ki pek çok okuldan sayısız öğretmen böylesi zor bir duruma oldukça kısa bir sürede alışmak zorunda kaldı. Future Schools Alliance’ın kurucusu ve Templestowe College’ın eski müdürü Peter Hutton şöyle diyor: “Öğretmenlerimiz eğitim tarihinin en büyük ve en hızlı pedagojik değişimine maruz kaldı. Bu gerçekten son 100 yıldır tanık olduğumuz en büyük ve en süratli değişim. Ve bize yumurta kapıya dayandığında eğitmenlerin de köklü değişimler altına girebileceğini ispat etti.” 

Okullar arasında benzerlik gösteren bir diğer konu ise ebeveynlerin öğretmenlere bakış açısındaki değişim. 

Aynı müdür yardımcısı, “Öğretmenlere duyulan empati hissedilir şekilde arttı, gerçekten çok olumlu geri bildirimler alıyoruz. Ebeveynler her şeyi görüyor ve bana kalırsa genel olarak hoşlarına giden bir deneyim oldu,” şeklinde konuşuyor. 

Zaten biliniyor olsa da, okulların aynı zamanda birer topluluk olma özellikleri de ebeveynlere hatırlatılmış oldu. 6 ve 10 yaşlarında iki çocuğu olan bir baba, “Sabahları diğer ebeveynlerle yaptığımız sohbetleri özlüyorum. Kızımın oyun alanında yaşadığı maceraları dinlemeyi özlüyorum. Dünyası giderek küçülüyor,” diye konuşuyor. 

Görünüşe göre çocukların giderek küçülen dünyaları hem öğretmenleri hem de ebeveynleri endişlendirmeye başlamış durumda. 

Melbourne Üniversitesi’nden bir grup araştırmacının 1.200 öğretmenin katılımıyla uzaktan eğitimin ilk dalgası boyunca edinilen deneyimler hakkında yaptığı bir ankete göre, öğretmenlerin yüzde 58’i öğrencilerin sosyal gelişimi konusunda kaygı duyarken yüzde 68’i ise uzaktan eğitimin öğrencilerin duygusal sağlığı üzerinde olumsuz bir etkiye sebep olduğunu düşünüyor. 

Bu sebeple, bazı okullar ve uzmanlar “müfredata yetişme” anlayışından uzak durulmasını öğütlüyor. 

Sahlberg, “Bu kriz ne kadar sürerse sürsün, çocuklarımızın zihinsel sağlığını ilk sıraya koymak her zaman iyi bir fikir olacaktır çünkü çocuklar sadece sağlıklı ve mutlularsa öğrenebilirler. Okullar ve ebeveynler çocukları müfredata yetişmeye çok zorlar ve bu pandemi hiç yokmuş gibi davranırlarsa, bu ciddi sorunlara yol açabilir,” diye konuşuyor. 

Bir başka yönetici ise “Vermek istediğimiz mesaj ‘çocuğunuz müfredatın gerisinde kalmadı’ olmalı, kişiye kendini iyi hissetirmeli. Bütün eyalette bu mesaj verilmeli,” diyor. 

Peki çocukların aylar önce sınıfa döndükleri Yeni Güney Galler eyaletinde işler nasıl? Grattan Enstitüsü’nde eğitim görevlisi Julie Sonneman, “İlk karantina döneminin ardından, öğretmenler öğrencileriyle zihinsel, sosyal ve duygusal sağlık hakkında daha çok konuşmaya başladı. Öğretmenlerin bu alandaki rolü giderek büyüyor, onlar da bu ihtiyaca cevap veriyor,” diye konuşuyor.  

Victoria eyaleti yönetimi bugüne kadar ‘İlkokullarda Zihin Sağlığı’ pilot uygulaması dahil olmak üzere zihin sağlığını korumak amacıyla bir takım önlemler aldı. Bu uygulama kapsamında okullara bu konuda eğitim almış koordinatörler atanıyor ve bu sayede okul personelinin öğrencilere daha faydalı bir şekilde yardımcı olabilmesi amaçlanıyor.

Sonneman, öğretmenlerin bu süreçte kazandıkları becerileri günlük hayatlarına, her gün anlattıkları derslere ve kullandıkları dile işlemeleri gerektiğini söylerken zihin sağlığı alanında daha profesyonelce bir gelişime ihtiyaç duyulduğunu da ekliyor. “Öğretmenler genellikle sosyal ve duygusal öğrenmenin içgüdüsel bir şey olduğuna inanırlar ancak bu alanda çok daha fazla eğitime ihtiyaç var. Umarız ki öğretmenlerimize bu becerileri gerçekten nasıl edindiğimiz daha kapsamlı bir şekilde anlatılır,” şeklinde konuşuyor.

Sahlberg ise okulların ilk etapta geleneksel değerlendirme yöntemlerini tamamen bir kenara bırakıp çocuklar için okula geri dönüşün daha eğlenceli bir hale getirmeye odaklanmaları gerektiğini söylüyor ve şöyle diyor: “Çocuklarımızı bu korku saçan küresel krizin anıları ile baş başa bırakmak yerine onları güçlendirmeli ve içlerine umut aşılayıp uzun zamandır özlemini duydukları insanlara tekrar kavuşmalarını sağlamalıyız.”

Bazı akademisyenler; sosyal ve duygusal öğrenme ile değerlendirme arasında seçim yapmaktansa, zamanında çokça kötülenen Naplan sisteminin ( (National Assessment Program – Literacy and Numeracy / Ulusal Değerlendirme Programı – Sözel ve Sayısal) tekrar ele alınması gibi yeni değerlendirme yöntemleri arıyor. Aralarında Sonneman’ın da bulunduğu diğerleriyse çocukları, üzerlerine fazladan stres ve baskı uygulamadan değerlendirmenin mümkün olabileceği görüşünü savunuyorlar.

Victoria eyaletinin halen ikinci karantina dönemini yaşadığı düşünüldüğünde şu anda bir eğitim devrimine hazır oldukları söylenemez. Hutton, “Ortada anlaşılabilir bir yorulmuşluk var. Öğretmenlerimizin biraz dinlenip nefes almaları için bir çeşit normalleşmeye ihtiyacımız var. Çocuklara da deneyimlerini anlatmaları, içlerini dökmeleri için bir fırsat tanımalıyız,“ diye konuşuyor.

Yıldız Savaşları uzmanlarının anneleri; çocuklarının müfredatın gerisinde kalmalarından endişe duymadıklarını, ancak sosyal becerilerinin ve okula karşı istekliliklerinin uzun vadede nasıl şekilleneceğini merak ettiklerini söylüyor.

Sahlberg, “Çocukların karantina dönemi boyunca öğrendikleri ve hayatları boyunca unutmayacakları şeyleri düşünmek insana iyi hissettiriyor,“ şeklinde konuşuyor. 7, 10 ve 13 yaşlarında üç çocuğu olan bir ebeveyn de ona katılıyor ve şöyle diyor: “Çocuklarım normalde vakit bulamadıkları şeyleri yapmaya başladılar… Yemek pişirmek, Lego’dan evler yapmak, köpeğe yeni numaralar öğretmek, karton kutulardan robot yapmak ve birbirleriyle gerçek anlamda sohbet etmek gibi şeyler.”

Victoria’nın dış kesimlerinde yaşayan bir ebeveyn ise işini ayakta tutmak için uğraştığı üç haftanın ardından çok daha yorgun ve biraz da şüpheci hissediyor. Yine de kendi çocukları hakkında öğrendiği şeylerin önemini bildiğini söylüyor ve ekliyor: “Onların ve bizim bu dönemde farkına vardığımız en önemli şey, sandığımızdan çok daha fazlasını başarabileceklerini keşfetmek oldu. İçlerindeki dayanıklılığı ve gücü artık görebiliyorum. ‘Eğitim açısından kayıp yıl’ dediğimiz süreçte aslında bahsettiğim bu becerileri edindiler.” 

Çeviri: Zeynep Topal

Kaynak: https://amp.theguardian.com/australia-news/2020/sep/06/learning-in-lockdown-the-largest-social-experiment-weve-ever-done?__twitter_impression=true&s=09

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner14

banner13