Biyolojik, psikolojik ve sosyal bir varlık olarak kabul edilen insanın yaşamsal olarak bedensel ihtiyaçlarını karşılaması gerektiği gibi bu durumla aynı düzeyde önemli olan sosyalleşme ihtiyaçlarını da gidermesi gerekmektedir. Bu da kuşkusuz insanların bir topluluk içinde yaşaması ve onlarla iletişim kurması ile mümkündür.

Bu bağlamda Rogers yalnızlığı, insanların birbirleriyle etkileşiminin olmadığına dönük bir his içine girmesi olarak tanımlarken, Jung, bireyin bulunmuş olduğu ortamlarda bir insanın olmaması olarak ifade eder ve bireyin kendince önemli bulduğu durumları bir başkasına aktaramadığında ortaya çıkar.

Genel olarak yalnızlık tanımlarına bakıldığında yalnızlığın; sadece bireyin çevresinde kimsenin bulunmaması anlamında değil, aynı zamanda bireylerin sosyal ortamlarda kendilerini izole olmuş, düşüncelerinin kabul görmemesi, duygusal olarak anlaşılmaması, ilişkilerde içtenliğin olmaması olarak görülen ve bireyde huzursuzluk veren bir duygu durumu olarak tanımlandığı görülmektedir.

Yetişkin bireylerin yaşadığı yalnızlık deneyimini, onlar kadar olmasa da çocuklarımız da yaşamaktadır. Çoğu çocuk, bir doğum gününe davet edilmeme, en iyi arkadaşın şehirden taşınması, ödevini tamamlamadığı için teneffüste dışarıda oyun oynamasına izin verilmemesi, arkadaşlarının oyuna almaması, akademik başarısızlık nedeniyle sınıf içi etkinliklere katılmaktan çekinme, öğretmeniyle iletişim kuramama, derslerin monoton geçmesi nedeniyle sınıfta kendini gösterememe, sosyal etkinliklerin olmaması nedeniyle kendini ve yeteneklerini ortaya koyamama gibi nedenlerle kısa süreli-durumsal veya depresyona varacak kadar ağır yalnızlık yaşamaktadır.

Pandemi döneminde okulların uzun süre kapalı kalması ve uzaktan öğretim yönteminden yararlanamayan çocuklarımızın altı milyon gibi büyük bir sayıya ulaşması çocuk yalnızlığını arttıran bir unsur olmuştur.

Ancak asıl sorun pandemi gibi arızi, olağanüstü bir durumun yaşanması nedeniyle artan çocuk yalnızlığı değil, eğitim sistemimizin sınav odaklı olması nedeniyle yaşanan rekabetin, öğrencileri, öğretmenleri ve velileri adeta sarıp sarmalaması sonucu, çocukların yalnızlığını azaltacak öğretim yöntem ve tekniklerinin uygulanamaması sonucu artan çocuk yalnızlığıdır.

Bu noktada, akademik başarıya ve sınava odaklı eğitim sistemimizin ilkokullara kadar girmesi de gelecek açısından oldukça düşündürücüdür!

Okulda arkadaşıyla, onu rakip  gördüğü için iletişim kurmayan, birlikte eğlenme ve birlikte mutlu olmak için yapılan doğum günü gibi etkinliklere rekabet ettiği arkadaşını çağırmayan, okul bahçesinde oynadığı bütün oyunları yarışmaya çeviren ve bu oyunlara rakip gördüğü arkadaşlarını almayan, sınıfta birlikte deney veya etkinlik yapmayan, arkadaşının başarısına ve yeteneğini ortaya koymasına sevinmeyen hatta üzülen, öğretmenle sağlıklı iletişim kuramayan, yaşanan rekabet nedeniyle sınıf için etkinliklerin azalması sonucu kendini ifade edemeyen çocuklarımız adeta yalnızlığa mahkûm ediliyor.

Çocuk yalnızlığının nedenleri arasında ailenin tutumu, aileni,n sosyoekonomik düzeyi, ebeveynlerin ayrılmış olması veya birinin vefat etmiş olması, çocuğun yetiştirme yurdundan gelmiş olması, çocuğun engellilik hali gibi birçok unsur sıralanabilir. Bizler eğitimciler olarak, diğer koşullara etki edemesek de, okulda ve sınıftaki olumsuz koşullara etkide bulunabiliriz.

Bu nedenle, eğitim sisteminin sınav odaklı olması, müfredatın esnek olmaması, okul yöneticilerinin hareket alanı bırakmaması gibi olumsuz engellere rağmen, çocuklarımıza ellerimizi değil, kollarımızı uzatmalı, onların yalnızlığını paylaşmalıyız.

Kaynaklar

M. Yüksel ERDOĞDU, Gufran GÜNDOĞMUŞ. YALNIZLIK DÜZEYİNİN YORDANMASINDA ANNE BABA TUTUMLARI VE OKUL TÜKENMİŞLİĞİNİN ROLÜ

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol