Öğretmen olmak tertemiz bir kalpte yer bulmak...

Biliyorum, içi boşaltıldı bu söylemin ama bu, öğretmenlik mesleğinin kutsallığına halel getirmiyor. Öğretmen. Anne babaların gözlerinden sakındığı evlatlarını güvenerek teslim ettiği insan. Sorumluluk. Fedakarlık. Sabır. Öğretmen olmak. Gurur.
İlk şiirler öğretmene yazılır. İlk mektuplar. İlk yazılar. Bu, ona bir teşekkürdür belki de. Yürekten. En saf. Öğretmen olmak. Güzel yazılan bir “a” harfiyle mutlu olabilmek.

Köyde öğretmen olmak, belki de en güzeli. Hatırlıyorum da, öğretmenler gününde evimizin bahçesinden topladığım çiçekleri ambardan bulduğum köşker ipiyle bir demet yapar, öğretmenime götürürdüm. Sadece ben mi? Kimimiz akşamdan öğretmen için özel yapılan dolmaları, kimimiz dünden hazırlanan yoğurt satıllarını, kimimiz de yumurtalarımızı götürürdük öğretmenimize. Kızardı bize. “Ne gereği var bunların, sizlersiniz bana en güzel hediye” derdi hep. Bilirdik öyle olduğunu. Yine de elimiz boş gitmek istemezdik. Herkesin kahraman bir öğretmeni var. Öğretmen olmak. İlk kahraman.

Hepimiz öğretmen olmak isterdik. Okulumuz sevgi eviydi bizler için. Onun gibi olmalıydık. Şefkatli. Sevgi dolu. Korkmadık ondan. Korkutmadı bizi. Sevdirdi kendisini. Korkunun karanlığına hapsetmedi öğretmenliğini. Öğrettiklerini. Korkuyla öğretmedi bize hiçbir şeyi. Keşke diyorum şimdi, keşke hiç korkutulmasaydık hayatta. Öcüler olmasıydı. Zebaniler Cehennemler olmasaydı çocukluğumuzda. Sevgiyle öğrenseydik her şeyi. Korktuklarımızdan çok uzaktayız şimdi. Korkutulduklarımızdan. Öğretmen olmak. Sevmek hayatı. Sevdirmek. Öğrenmek. Sevgiyle. Hep.

Bir arkadaşımız vardı. Ömer. Babasız. Annesi de terk etmişti. Hep mahzundu Ömer. Hep eksik. Ama öğretmenimiz hem baba oldu ona hem anne. Şimdi fark ediyorum, ona bile belli etmezdi bunu. Ömer’i öğretmenimiz okuttu. Ömer. Bir öğretmen şimdi. Bilerek ilk tercihini Anadolu’nun en ücra bir köyüne yaptı. Öğrencileriyle çok mutlu. Onların hayatlarına dokundu. Şimdi yeni öğretmenler yetiştiriyor. Öğretmen olmak. Hayata tutunabilmek. Hayat olabilmek. Umut. Geleceğe. Minik yüreklerde.

Tek amaçları aydınlık bir gelecekti
Öğretmen olmak. Yaşatmak için yaşamak. Yüzlerce şehit öğretmenimiz. Hemen hepsi hayatının baharında... Tek amaçları aydınlık bir gelecekti. Çağdaş bir Türkiye. Okuyan bir nesil. Onlar. Şahadetleriyle aydınlattı geleceğimizi. 
Dünyanın bütün çiçeklerini diyordu şair. Bütün çiçeklerini getirin. Öğretmen olmak. Kucaklamak herkesi. Her şeye rağmen. Sarıyı, yeşili, moru, alı... Gönül zenginliği. Gönül genişliği. Gönül kardeşliği. Öğretmen olmak. Sevmek ve sevdirmek. Anlamak ve anlatmak. İnsana dair her şeyi. 
Yazdıklarıyla yaşamlara değen kalemler... Ahmet Haşim, Peyami Safa, Yahya Kemal, Tanpınar, İsmet Kür... Edebiyatımızın önemli isimleri. Ve öğretmenlik mesleğinin gurur abideleri. Belki çok çile çektiler. Ama hep öğretmenlikleriyle sevindiler. Öğrettikleriyle. Nefes almaktı onlar için öğretmenlik. Yazmak gibi. Öğretmen olmak. Tanımadığın, bilmediğin, yaşamadığın geleceğin kalbine dokunmak. Duygudaş olmak. Kalbi açık olan herkesle...

Bu şerefli mesleğin ilk yılında yaşadığım bir hadiseyle bitirmek isterim yazımı. 
Teneffüs saatindeyim... Bir veli tesadüfen beni bana sordu: “Yusuf Hoca’yla görüşebilir miyim?” dedi. “Buyurun benim” dedim. “Hocam,” dedi başladı anlatmaya... “Benim eşim mermer işçisidir. Bayram öncesi iş yerinden ikramiye almış. Ben de sizin öğrenciniz olan kızımla pazara bayram alış-verişine çıktım. Kızım, üç yıldır aynı ayakkabıyı giyiyor. Defalarca diktirdik... Bu bayram ona yeni bir ayakkabı alayım, dedim. Ve sürpriz yapıp ayakkabıcının yanına geldiğimizde, “Hadi kızım bir ayakkabı beğen alayım sana” dedim. Her zaman elimize para geçmiyor hocam. Kızımın ayakkabılara bakmasını beklerken kızım bana “Hayır anne, ben bana ayakkabı almanı istemiyorum. Ben bir yıl daha idare ederim bununla. Sen o parayı bana ver, ben öğretmenimizin söylediği kitapları alayım. Ben kitap almak istiyorum anne!” dedi. O anne karşımda gözyaşlarına hakim olamadı. “Sağ olun Hocam...”

O anda dondum kaldım. Ne diyeceğimi, ne yapacağımı şaştım. Çocuk yaşta bir öğrenci bayram ayakkabısı yerine kitabı tercih ediyordu. Bayram, yeni ayakkabı her şey demekti bir çocuk için... Ama bu öğrencim kitabı tercih etti, defalarca dikilmiş ayakkabısını bir yıl daha giymeyi göze alarak... Öğretmen olmak. Her türlü yokluk, yoksunluk, yoksulluğa ve her şeye rağmen tertemiz bir kalpte yer bulmak...

Yusuf Çopur - Türkçe Öğretmeni

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.