Unutamamışım... Günlerden bir gün dört ya da beşinci sınıftayım.


Yaşadığımız köyde, büyükçe; dev gibi yani köydeki tüm ineklerden büyük, cins bir ineğimiz vardı. Adı Meloş'tu. Annem bana onu otlatmamı söyledi. Al onu yaymaya götür yolun kenarına dedi. Aldım elime ipini ineğin, biraz çekinerek biraz da korkarak götürdüm. Yolun kenarında otlar var, otların hemen yanında rahmetli dedemin artık hemen hemen olgunlaşmış buğday tarlası var uçsuz bucaksız. Ben de ilk kez inek otlatıyorum, çünkü şehirden yeni taşındık köye o vakitler acemiyim henüz. İnek bir anda otları bıraktı ve buğday tarlasının içindeki samanların ve buğday başaklarının içine daldı. İpinden çektim gücüm yetmedi ve halat ne oldu anlamadım bir anda ayağıma dolandı. Uçsuz bucaksız koca tarlanın bir ucundan öbür ucuna kadar Meloş önde, ben yerde sürüklenerek, kurumuş dalların, sapların, samanların içinde acıyla hem bağırıyorum hem de ayağıma dolanmış halattan kurtulmaya çalışıyorum. Bu arada saplar bütün bedenimi çizerek yara bere içinde canımı yakıyor ağlıyorum. Meloş tarlanın öbür ucuna yaklaşırken ayak bileğime dolanmış halatı çıkarmayı başardım ve onu durdurdum. Bir anda karşımda dedem belirdi. Bana yardım edecek diye düşünürken bir baktım elinde olgunlaşmış kırbaç şeklinde üzeri diken dolu upuzun bir bamya çubuğu. Bacaklarıma bacaklarıma vuruyor. O vuruyor ben çığlık atıyorum. Cız cız yakıyor o vurdukça. Acıdan bayılacak haldeyken hayal meyal annemi gördüm. Anneme doğru koşmaya başladım. Bu kez annem beni ittirdi ve ben yere yuvarlandım. O çubukla bir de annem dövdü bir güzel, hatta daha da fazla dövdü; saçlarımdan sürükleyerek, tekmeleyerek... Yaralarımın iyileşmesi bir kaç ayı bulmuştu hiç unutmuyorum... 
Aklıma geldikçe kalbim hala acıyor!... Ama kendimi bildim bileli annemin gözlerinin içine bakarım hala onu nasıl mutlu edebilirim diye...
Bizim çocuklarımızı düşünüyorum da şimdi!...

Alıntı

banner47

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner14