Çocuk, dayısı Rauf'a ders vermeye gelen öğretmene özenip, terlikleri önüne öğrenciler gibi dizerek "öğretmencilik" oynamaktadır!

Bir yakınları padişahın yemek artıklarını yerse dilinin açılacağını söyler... Ne yapıp edilir, padişahın artıklarına ulaşılır ama nafile, çocuk yine konuşmaz... Sonra, kendiliğinden konuşmaya başlasa da, annesi Neyire hanımı başka bir telaş alır... Çocuk, evdeki tüm terlikleri toplayıp, odasının kapısını kilitlemektedir... Neyire hanım, anahtar deliğinden baktığında, oğlunun yere dizdiği terliklerle konuştuğunu görür... Eyvah ki, ne eyvah!.. Yine doktorlar, yine hocalar... Ama bir gün, oğlunun sözlerini dikkatle dinlediğinde, söylediklerinin hiç de boş şeyler olmadığını anlar... Ve gerçek ortaya çıkar: Çocuk, dayısı Rauf'a ders vermeye gelen öğretmene özenip, terlikleri önüne öğrenciler gibi dizerek "öğretmencilik" oynamaktadır!.. Bu oyun, çocuğun geleceğinin habercisidir... Çünkü o çocuk, Japonya'da batan Ertuğrul fırkateyninin Kaptanı Ali Bey'in torunu, Cumhuriyetimizin unutulmaz Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel'dir... Can Yücel'in "Hayatta ben en çok babamı sevdim" diye seslendiği Hasan Âli Yücel'e #hasanaliyücel

Fotoğraf: Hasan Âli Yücel Köy Enstitüsü öğrencileriyle
Yazı : Sunay Akın

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner14

banner13