Çanakkale'li bir genç daha okul yıllarında bir kıza sevdalanır,okul bitiminde sınava girer ve Heybeliada’daki Deniz Okulu’nu kazanır,

Çanakkale'li bir genç daha okul yıllarında bir kıza sevdalanır,okul bitiminde sınava girer ve Heybeliada’daki Deniz Okulu’nu kazanır, mezun olunca ataması bir deniz altıya yapılır. İsmail Türe, ailesinin yanına geldiğinde sevgilisi ile buluşacaktır ve buluşma yerine gider. Kendi gibi Gelibolulu olan bir genç kızımız ondan önce gelmiştir, sevdiğinin gelişini görür ama bir gariplik vardır. Hoş beşden sonra sıkıntılı olan sevdiğine sorar " Derdin neyse söyle, ayrılmak istiyorsanda söyle" der. Ama genç subayımızın derdi başkadır. " Hayır, hayır ben bir denizatıya atandır, bizler bir göreve çıkınca aylarca denizinaltında yol alırız, asıl sen ayrılmak istersen ben anlayışla karşılarım." der.
Ama kızımız"ben seni Ebediyete kadar seveceğim" deyince, Üsteğmenin aklına harika bir fikir gelir; nişanlısına ışıklı mors alfabesini ögretecek,Çanakkale’den geçis yapacakları geceyi planlı olduğu için önceden bildirecek ve böylelikle haberleşeceklerdir. Genç Subayımız denizaltıda muhabere subayı olarak görevlidir.
Boğazı yüzeyden geçmekte olan denizaltının kulesindeki denizciler sigara içmekte,
sohbet etmektedirler. Aralarindan birinin heyecanlı olduğu herhalinden belli olmaktadır.

Gelibolu kıyılarına geldiklerinde, karanlık içindeki evlerden birinden
bir el fenerinin yanıp söndüğü görülür: “Seni seviyorum…”

Arkadaşları gülümseyerek genç Subayımıza bakarken,genç aşık elindeki fenerle sevgilisine karşılık vermektedir…
Bu olaydan sonra iki sevgilinin aşkı düşmez olur denizaltıcıların dillerinden.
Herkes, haberleşmek için kurulan ışık yolunu konuşur.
Arkadaşları “Evlen artık su kızla da, buradan her geçişimizde selamlaşmayı bırak artık”
diye takılırlar.
Denizaltının üstünün ve altının bir olduğu yağmurlu günlerde bile,
Çanakkale Boğazın’dan geçilirken, elindeki fenerle aşk nöbeti tutan yakışıklı denizci
gözünü bir an olsun ayırmaz Gelibolu kıyılarından.
Yine bir gün, yirmi yedi yaşındaki Üsteğmen, Çanakkale’den geçecekleri gün ve saati,
denizaltının uğradığı bir limandan haber verir nişanlısına.
Ege Denizi’nden Boğaz’a giriş yapacaklarını, en öndeki denizaltının kulesinde olacağını bildirir.
Genç kızın gözüne her zaman olduğu gibi, o gece de uyku girmez.
Büyük bir sabırla pencerenin önünde oturmakta
ve gözünü hiç kırpmadan denize bakmaktadır.
Fenerine yeni pil almış olsa da, arada bir yanıp yanmadığını kontrol eder yine de…
Birden, dev bir karartı belirir suyun üstünde.
Güneyden gelen bir denizaltı, penceresinin görüş sahasına girmiştir.
Genç kız pencereyi açar ve gecenin karanlığına uzattığı elleriyle feneri yakıp söndürür.”Seni seviyorum…”
Kulede bulunan denizaltının komutanı Bahri Kunt işareti görünce gülümser:
“Hay Allah, bu kız denizaltıları şaşırdı. Nişanlısının denizaltısı bizim önümüzdeydi…”
Bir anlık tereddütten sonra Birinci İnönü denizaltısının komutanı Bahri Kunt,
yanıt gönderilmezse genç kızın telaşlanacağını düşünerek, karşılık verilmesini emreder.
Yanındakilerin “Ne diyelim komutanım?” diye sorması üzerine de şunları söyler:
“Ebediyete kadar…”
O gece Üsteğmenimizin görev yaptığı Dumlupınar, Çanakkale Boğazı’na giriş yapan ilk denizaltı olmuştur.Ama, Gelibolu kıyılarına gelmeden Nara Burnu açıklarında
İsveç bandıralı “Naboland” adlı gemi tarafından çiğnenmekten kaçamamış ve yaralı bir balina gibi acı dolu sesler çıkararak, Çanakkale’nin karanlık sularinda kaybolmuştur.
Her şey birkaç dakika içinde gerçeklestiğinden, arkadan gelmekte olan Birinci İnönü denizaltısı Dumlupınar’a çarpan geminin yanından habersizce geçerek,
Gelibolu’ya ulaşan ilk denizaltı olur.
Genç kız, nişanlısından haber almanın huzuru içinde başını yastığa koyduğunda,
genç denizci çoktan dalmıştır “ebediyete kadar” sürecek olan uykusuna!… Ruhları şad olsun. Dumlupınar denizaltısındaki şehitlerimizin hatırasına saygıyla... Davut Ulu Gelibolu Tarihi Alan Kılavuzu

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner14

banner13