Adı Mehmet'ti .Lise 2'den terk gelmişti o zaman ki adı Çıraklık Eğitim, şimdi ki adı Mesleki Eğitim Merkezi olan okuluma

Mehmet'i birinci dönemden bir ay geçmesine rağmen ders malzemesi getirmeye ikna edememiş durumdayım. İkna kabiliyeti benden daha yüksek olmalı ki ders malzemesi getiren bir kaçı daha ona katıldılar. Bahanesini soruyorum;
- Hocam yaa! Şimdi ben bu okula onları taşımam. Hamallığını yapacak olsam liseyi okur bitirirdim. Okula da hiç götürmedim ki! Getirmem için çok zorladılar okulu bıraktım. Notlarım yüksekti yoksa. Benim yazmama gerek yok ki! Olsa taşırdım belki. 

Farklı bir vakâ. Çözmem lazım!
Düşündüm düşündüm yolunu bulamadım. Uygulama, yani ders esnasında gözleri, tavırlarını ölçerek ilerlemek, üzerinde karar almak daha yapıcı olacağından çözümü karşılıklı iletişime bıraktım. 
Derslerine girdim malzeme getirmeyen sayısına iki kişi daha eklenmiş. Çok ciddiyim, suratımı astım.
- Ders malzemesi getirmeyen arkadaşları duvar önünde ki sıralara alalım. Orada oturup ders malzemesi olanlar ile yer değiştiriyoruz.
İtirazlar kopuyor. Yüzlerine bakmıyor sınıf defterini yazıyor, dosya karıştırıyor "Oyalanma, çabuk ol, mazeret üretme işim bitince derse geçiyorum" diyorum. Herkes yerleşti. 
Oturduğum yerden, duvar sıralarına hiç bakmadan elimle işaret ederek uyarı yapıyorum. 
- Arkadaşlar, duvar önünde ki sıralarda hiç kimse oturmuyor. Orası boş. Orası duvarın kendisi. Sizler ders malzemelerini getiren, derse katılmayı hak etmiş öğrenciler, geleceğin iş ahlâkı olan berberlerisiniz.
Duvar önünde dumura uğramış gözler bakıyor bana. Hissediyor, gözümün ucuyla arada kontrol ediyorum. Sözüme devam ediyorum.
- Şimdi o duvarda bilsin ki, biz dersimizi işlerken en iyisi yatsın uyusun. Çünkü oradan gelen hiç bir konuşmaya bizler cevap vermeyecek muhattap olmayacağız. Deli değiliz ki duvarla konuşalım. Duvar da konuşamaz zaten.
Kıkırdaşmalarla birlikte duvar dibinde isyan hakim. "Gömdün bizi hocam" diyen de var "Yat uyu lan bildikleri gibi yapsınlar" diyen de. Ama biz görmüyormuşuz duymuyormuşuz evciliğine başladık bile. 
Tahtanın önünde durup çok aktif güncel hayatla, işleriyle bütünleştirdiğim dersimi işlerken, söz alan herkese artı veriyorum. Orjinal fikirlere sözlü notu 100 veriyorum. Mehmet başta, duvar kenarındakiler sıralara koydukları kafalarını hiç yere indirmiyorlar artık. Parmak kaldırıyor bakmıyorum (Ders kurallarımdandır. Parmak ile söz almadan konuşana çok kızarım bilirler) Sınıftakilere sataşıyorlar varlıklarını göstermek için. Karşılık vereni azarlıyorum;
- Duvarla mı konuşuyorsun sen?
- Komik olma! Duvar sana ne demiş olabilir ki ona laf saydırıyorsun.
Duvar dibi dahil cezanın mahiyetini herkes anlamış durumda. Zil çaldı. Dosyamı alıp çıkarken Mehmet dibimde bitti. 
- Hocam ben sizi ne kadar çok seviyordum bir bilseniz. Ama bu dersten sonra gözümden düştünüz.
Durdum, döndüm gözlerinin içine baktım.
- Iyi ya Mehmet. Sen benim gözümden düşme diye çabalıyorum.
Olduğu yerde dondu kaldı. Ben yürüdüm gittim.
Çıraklık öğrencisi haftada bir gün okula gider diğer günler iş yerinde mesleği üzerine çalışır. Haftaya Mehmet dahil tüm sınıfın ders malzemesi tamam. Klasik ders işleyince canları sıkıldı. Yine Mehmet söz aldı;
- Hocam geçen hafta artılar yüzler havada uçuyordu. Bana ceza vermek için miydi?
- Sen cezanı çekmişsin anlaşılan. Diyelim ki o bir piyangoydu ve sen diğerleriyle birlikte ders malzemelerini getirmeyerek bilet almadın. 
Piyango aşkına ders malzemerini getirse de yine yazmayıp derse en etkili katılan da, birinci yazılıdan en yüksek puanı alan da Mehmet

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner14

banner13