6 Yaşındayım. Amansız bir hastalığa yakalanmış, kaba kulak geçirmişim annemin kolarında.

6 Yaşındayım. Amansız bir hastalığa yakalanmış, kaba kulak geçirmişim annemin kolarında.

Hayal meyal hatırlıyorum. Sadece hatırladığım renkler ve uğultular. Kaba kulak benim işitmememe neden oluyor. 
Bir kulağım duymuyor ama ben okula gideyim diye aileme duyduğumu söylüyorum, birde çocukluk gururuma yediremiyorum. Televizyon sesinide zor duyuyorum. Etrafımdaki insanların seslerini duyamıyorum ve zaman geçiyor 7 yaşıma geliyorum. Okula başlıyorum, işitmemden dolayı sınıfta kalıyorum. 8 yaşımda yeniden 1.sınıfa başlıyorum. İlk okulun kapısına giriyorum, Atatürk' ün resmine bakıyorum, çalışacağıma, sınıfta kalmayacağıma söz veriyorum. 
Artık ailemde bana inanmaya başlıyor, ben de aileme açıklamak zorunda kalıyorum. 
Ailem doktora götürüyor. İmkansızlık, parasızlık bir tarafta ve doktor da sadece kulaklarımın zarını temizliyor, gönderiyor. Okula annem de gelip öğretmenime durumu anlatıyor. Öğretmen de sınıfa girer girmez sesli söylüyor. Okulda tüm arkadaşlarım ve tüm çocukların alay konusu oluyorum. Sağır, diyip dalga geçiyorlar, ben de ağlayıp dışarı çıkıyorum. Öğretmen arkamdan sesleniyor, gel kızım gel diyor ve ben duymuyorum. Eve gitmeyi de gururuma yediremiyorum. Öğrenciler sınıfta ders yaparken ben de dışarıda tek başıma oyun oynuyorum, öğrenciler çıkarken ve yine benle dalga geçmesinler diye saklanıyor. Herkes dağıldıktan sonra ben eve gidiyorum. Ertesi gün ve daha sonra her gitikçe öğretmenim zor anlamamdan dolayı rencide ediyor ve bir gün matematik işlemi için kaldırıyor tahtaya. Bunu yap, diyor ben de onun söylediklerini zor işitiyorum. Söylediği işlemi yapamıyorum, kafamı alıp tahtaya vuruyor, ben de ağlıyorum. Yapamıyorum, diyorum. Sen bilerek yapmıyorsun söylediklerimi, duymamazlıktan geliyorsun, diyor bana ve tüm çocuklar da gülmeye başlıyor. Çocuklar gülerken o daha da vuruyor. O günden sonra kulaklarımın uğultusu daha da artıyor. Anneme söylüyorum, annem müdürle konuşmaya geliyor. Müdür de annemi alıp öğretmenle konuşmaya geliyor. Öğretmen tüm çocukları örgütlüyor, böyle bir şey yok, diyor. Öyle mi çocuklar, tüm çocuklar da güldüğü için yokkkkk, diyorlar ve ben de hic birşey ispat edemiyorum. Zaman geçiyor, kulaklarımın durumu daha da artıyor. Yanıma Zeynep diye bir arkadaşım geliyor. Kulağıma fısıldıyor, sen hiç merak etme, derslerde sana yardımcı olacağım, diyor. Ben, nasıl olacak diyorum. Biz okulda yaptığımız tüm dersleri ben akşamları evine gelip benim yaptığım derslerime bakıp beraber yapacağız, diyor. Ben çok mutlu oluyorum ama birde öğretmen daha da kötü kızar diye çok korkuyorum ve her zaman Zeynep geliyor bizim eve, ben de onun defterlerine bakıp derslerimi yapıyorum. Her gitikçe Zeynep' i çok seviyorum, artık Zeynep' e güveniyorum, öğretmene söylemiyecek diye. 
Öyle böyle ilk okul bitiyor ama daha da kötü günler beni beklediğinin farkında değilim. Babam biraz para buluyor, borç ediyor, beni özel bir doktora götürüyor. Ben sağ kulağımı tamamen kaybetmişim. Sadece sol kulağımda aşırı çınlamalar devam ediyor. Şimdilik tek sol kulağım için cihaz alacağım, bir tarafta cihaz alacak parası yok babamın, bir tarafta benim duymama üzülüyor. Babamın gözlerinde yaşlar su gibi süzülüyor. Üzülme, diyorum baba üzülme. Babam onu teseli etiğimi görünce daha çok duygulanıyorum, kucağına alıyor, eve geliyoruz. Bir küçücük inek yavrumuz var, onu satıp bana bir kulağım için cihaz alıyor ve orta okula başlıyorum. Bu kez matematik öğretmenim duygusal şidet uyguluyor. Cihaza da bir türlü alışamıyorum. Evden dışarı çıkmaktan utanıyorum. Bir gün komşu kızımız, a tek küpe kullanıyorsun, dedi Ne kadar da büyükmüş küpen, diyerek dalga geçiyor benimle. Ben de daha fazla evden çıkmamaya başlıyorum. Artık eskisi gibi çocuklarla oyun oynayamıyorum. Sadece arkadaşım Zeynep bazen geliyor yanıma. 
Okulda matematik öğretmenim ezber yazdırıyor, yetiştiremiyorum, geç yazıyorum. Bir gün kaldırıyor tahtaya, o an ilk okul günleri hatırlıyorum. Neden eksik yazıların, neden eksik, diyor. Hocam hızınıza yetişemiyorum, diyorum. Alıyor defterimi atıyor sınıfın ortasına, ben yine ağlıyorum ve ben yine siniyorum köşeye. 
Annem, ahh annem ogretmenlere derdimizi anlatamadık, diye anlatıyorum. Annem, kızım boşver okuma, diyor. Hayır anne okuyacağım, diyorum. Babam da, okusun kızım, belki bir devlet işine girer, kimseye muhtaç olmaz, diyor. 
Güç bela liseye geçiyorum. Bu kez insanlar birbirine beni gösteriyor. Cihaz kulağımda olduğu için artık yavaş yavaş cihaza alışıyorum ama lisede daha çok sorun yaşıyorum. Öğretmenler bu kez yavaş konuşuyor diye duymuyorum. Ön sıra oturdum ve hocam biraz yüksek sesle konuşur musun, dedim. Kızım sen sağırsın diye tüm sınıfımı sağır edelim bağırarak, dedi. Artık ben bu duruma alışmıştım. Herkes güldü, ben de gururuma yediremedim diye onların kahkahalarına gülüyor gibi yaptım. 
Bilmiyorum, sınav olduğunu. Yine de çalışıyorum. Yek isteğim tarih öğretmeni olmak. Sınava giriyorum, tutturduğum bölümler var. O kadar yara almışım ki annem gözyaşlarıyla konuşuyor. Okuyamazsin ki kızım, hayatın zorlukları imkan vermez, ben inanmıyordum liseyi bitireceğine, bitirdin, diyor.
Umutlarım yerle bir, umutlarım hüsran. Ben şu an evli, barklı iki çocuk annesiyim. O günleri asla unutmadım. İnsanlara karşı güvenmeyi beceremedim. Hala aklımda, hala rüyalarıma girer o günler. 
Bu arada çınlamalar yükseldi. Tam sağır oldum. Koklear implant sayesinde duyuyorum. O kadar pil tüketiyor, o kadar masraflı ki tek umudum atanmak. Kimseye muhtaç olmadan yaşamak. 
Ben kötü şeyler yaşadım ama benim iki oğlum yaşamayacak, dimdik duracak, insanların rencide edilmelerine asla ama asla musamaha göstermeyecek......"
Halil Tanık

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol