HIZLI BİR ŞEKİLDE UZAKTAN EĞİTİM ARAÇLARINDAN YOKSUN ÖĞRENCİLERİN İHTİYAÇLARI KARŞILAMALIDIR

Temennimiz 31 Aralık tarihinden sonra okullarımızda tüm kademelerde yüz yüze eğitime geçilmesidir.

Yüz yüze eğitime ara verilip, bu süre zarfında online eğitime devam edilmesi kararı ile ilgili önemli açıklamalarda bulunan Geylan, eğitimciler olarak uzaktan eğitimin istedikleri bir durum olmadığını, çünkü hiçbir alternatif eğitimin, hiçbir vasıtanın, hiçbir mekanizmanın yüz yüze eğitimin boşluğunu dolduramayacağını ancak mevcut durumda bunun bir zorunluluk haline geldiğini kaydetti. Uzaktan eğitim sürecinde çocukların öğrenme sürecine olan motivasyonlarını ve öğrenme kayıplarını olabildiğince telafi etmenin gayreti içinde olmak gerektiğini bildiren Geylan, “31 Aralık tarihine kadar çocuklarımızın öğrenme kayıplarını telafi etmeye çalışacağız. Temennimiz 31 Aralık tarihinden sonra okullarımızda tüm kademelerde yüz yüze eğitime geçilmesidir” diye konuştu.

Okullarımızda maske, mesafe ve hijyen kuralına uyuldu ama veliler bu kurallara uymadı.

Salgın sürecinin sadece ülkemizi değil, tüm dünyayı etkilediğine dikkat çeken Geylan, “Eğitimde aksamaları bütün dünya yaşamaktadır. Bir kısım ülkeler okulları açıp kapadı. Bu salgının seyrine göre değişkenlik gösteriyor. Türkiye’de de Milli Eğitim Bakanlığı salgının seyrine göre pozisyon aldı. Şunu belirtmem gerekir ki; ülkemizin sorunu sadece okulların açılıp kapanması değil. Okullarda kontrol sağlandı ancak okul dışında kontrol sağlanamadı.

Bakınız; okullarımızda maske, mesafe ve hijyen kuralına nispeten uyuldu ama veliler bu kurallara uymadı. Okula ulaşım sürecinde maske, mesafe kuralı kontrol edilemedi. Dışarıdaki hayatın kontrolsüzlüğü okullara da sirayet etti. Çocuklarımız okuldan çıktı, parka koştu, kafeye gitti. Hatırlanacağı gibi ilk vaka ortaya çıktığı zaman toplumun kaygı düzeyi yüksekti. Dolayısıyla salgının ilk döneminde tedbirlere yüksek düzeyde uyuluyordu. Hatta aileler çocuklarını evinin karşısındaki parka dahi göndermiyordu. Toplum çok kaygılıydı. Ancak yeni normal döneme girildiğinde ve okulların da açılması ile birlikte ailelerimiz de tedbiri elden bıraktı. Bunun sonucu olarak da maske ve mesafe noktasında tedbirsiz davranıldı. Kısacası toplumumuz rehavete kapıldı. Bunun yansıması da vaka artışlarında görüldü. Belki Sağlık Bakanlığı sadece hasta sayılarına değil, tüm pozitif vakalara tabloda yer vermiş olsaydı, insanların kaygı düzeyinde azalma olmayacaktı” dedi.

Eğitim-öğretime yapılacak en büyük tahribat okul kapatmak. Bu tahribatın olumsuz etkileri, yansımaları uzun yıllar görülecektir.

Eğitim-öğretime yapılacak en büyük tahribatın okul kapatmak olduğunu söyleyen Geylan, “Tabi şu anda okul kapatmak zorunlu ve kaçınılmaz bir durum. Bu tahribat imkânlar dâhilinde onarılmaya çalışılıyor ama şunun da görülmesi gerekir; tahribatın olumsuz etkileri ve yansımaları uzun yıllar görülecektir. Dönemin nesli bu anlamda şanssızdır” dedi.  

Tahribatı onarmak için bir takım pansuman tedbirler geliştirildiğini kaydeden Geylan, bu noktada EBA TV üzerinden yapılan yayınlara dikkat çekti. Geçtiğimiz dönem altı ayrı kanalda EBA TV’nin hayata geçirildiğini, 400'e yakın öğretmenin bu çekimlerde gönüllü olarak görev aldığını, gecelerini gündüzlerine katarak çalıştıklarını söyleyen Geylan, Milli Eğitim Bakanlığı'nın bir hafta gibi kısa bir sürede 18 milyon öğrencisi olan bir ülkede EBA TV'yi hayata geçirmiş olmasının başlı başına takdiri şayan bir durum olduğunu ifade etti.  Eksiklikler yaşandığını da vurgulayan Genel Başkan, “Öncelikli olarak uzaktan eğitim araçlarına erişim sıkıntısı yaşandı. Bilindiği gibi salgın sürecinde Vefa Destek Grupları oluşturuldu. Hatta Vefa Destek Gruplarında görev alanların yüzde 80'i öğretmendi. Ankara'nın Sincan ilçesinde geçtiğimiz eğitim-öğretim yılında Vefa Sosyal Destek Grupları bir araştırma yapmıştı. Araştırmaya göre Sincan ilçesinde 1060 ailenin evinde televizyon olmadığı tespit edildi. Burası Başkentimizin bir metropol ilçesidir. Ben inanıyorum ki en az bunun bir kaç katında da internet imkânı ya da kişisel bilgisayar yoktur. Yani bir kısım öğrencimizin eğitimden yoksun kalması demektir. Bu ise eğitimde yeni bir fırsat eşitsizliğinin her sınıfa girmesi anlamına geliyor.

Hükümet hızlı bir şekilde uzaktan eğitim araçlarından yoksun öğrencilerimizin ihtiyaçlarını karşılamalıdır.

Geride bırakılan süreçte Sayın Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, 1 milyon 600 bin öğrencimizin uzaktan eğitime iştirak edemediği tespitinde bulunmuştur. Kaldı ki bu rakamın daha fazla olduğunu düşünüyoruz. Uzaktan eğitim araçlarına sahip olamayan bir öğrenci dahi olsa bizim için çok önemlidir. Bu noktada, Hükümet hızlı bir şekilde uzaktan eğitim araçlarından yoksun öğrencilerimizin ihtiyaçlarını karşılamalıdır. Şu hususu hatırlatmakta fayda görüyorum: Geçtiğimiz yıllarda hükümet Fatih projesini hayata geçirdi. Ücretsiz olarak yüz binlerce tablet dağıtıldı. Demek ki, ülkemizin bilgisayar ve internet imkânından yoksun bu öğrencilerimize bu araç gereçleri ücretsiz temin etme gücü var. Yeter ki buna öncelik tanıyalım” diye konuştu.

EBA TV dışında canlı ders anlatan öğretmenlerimizin uzaktan eğitim faaliyeti süresince ücretsiz internet imkânına sahip olmaları lazım.

Sadece öğrenciler açısından değil, öğretmenlerin de uzaktan eğitim araçları konusunda sıkıntı yaşadığını bildiren Geylan şunları kaydetti: “Öğretmenlerimiz uzaktan eğitimde sadece EBA TV'yi kullanmadı. Zoom, whatsapp vb. platformları da kullandıklarından ciddi anlamda internet giderleri oldu. Dolayısıyla öğretmenlerimiz mali külfet ile karşı kaşıya kaldılar. Yeni göreve başlayan bir öğretmenimizin 4 bin 137 TL maaş alındığını düşünürseniz, bunun bin 500 TL'sini kiraya verdiğini, bin 500TL'sini mutfak gideri olarak harcadığını göz önüne alırsanız, internet gideri öğretmenlere ciddi bir ek külfet getirmektedir. EBA TV dışında canlı ders anlatan öğretmenlerimizin uzaktan eğitim faaliyeti süresince ücretsiz internet imkânına sahip olmaları lazım. Zaten öğretmenlerimiz mali sıkıntı içinde, bir de ilave mali külfetler ile öğretmenlerimizi boğmamak lazım. ‘O zaman öğretmenler EBA dışında ders vermesin’ denilebilir. Ama burada şöyle bir durum var: EBA'nın kotası yetmiyor. Dolayısıyla öğretmenlerimiz zorunlu olarak hem kota hem de zaman itibari ile başka platformları canlı ders anlatımlarında kullanmak zorunda kalıyor. Aksi taktirde öğrencilerimiz eğitim öğretim hayatından geri kalacaklardır.”

Bazı kendini bilmez cahil kesimlerin, öğretmenlerimize yönelik tahkir edici söylemlerinden öğretmenlerimiz çok yara aldı.

Uzaktan eğitim faaliyeti başladığı günden bugüne kadar öğretmenlerimizin insanüstü gayret gösterdiklerini belirten Geylan, ancak bazı kendini bilmez cahil kesimlerin, öğretmenlerimize yönelik tahkir edici söylemlerinden öğretmenlerin çok yara aldığını bildirdi. Öğretmenlerin yüz yüze eğitimde gösterdikleri performansın birkaç katını uzaktan eğitimde sergilediğini ifade eden Geylan, “Toplumumuz öğretmenlerin gayretlerini görmelidir. Çocuklarımızın eğitimi için kaygı düzeyi en yüksek olan kesim öğretmenlerdir” dedi.

Uzaktan eğitimin alt yapısından yoksun bir şekilde yetişmiş olan öğretmenlerimiz bu olağanüstü süreci de tamamen kendi gayretleri ile yürütüyor.

Öğretmenlerin uzaktan eğitim süreçlerinde ne teknik ne pedagojik ne de ekonomik anlamda hiçbir destek almadığını belirten Geylan, “Eğitim fakültelerinde öğretmen adaylarına uzaktan eğitim nasıl verilir? Zoom nasıl kullanılır? Dijital ortamda ders içeriği nasıl hazırlanır? Bununla ilgili bir eğitim verilmiyor. Dolayısıyla uzaktan eğitimin alt yapısından yoksun bir şekilde yetişmiş olan öğretmenlerimiz bu olağanüstü süreci de tamamen kendi gayretleri ile yürütüyor.

Uzaktan eğitimde sadece bilgisayar sahibi olmak, canlı ders anlatmak yani uzaktan eğitim araçlarına sahip olmak yetmiyor, bu ülkede temel eksik, uzaktan eğitim kültürünün yoksunluğudur. Ne veliler, ne öğrenciler, ne de öğretmenlerde uzaktan eğitim kültürü bulunmamaktadır. Eğitim müfredatımız, yayınlarımız, ders içeriklerimiz yüz yüze eğitime göre kurgulanmıştır. Bakınız; sendikamızın “Salgın sürecinde eğitim sisteminde karşılaşılan sorunlar ve beklentiler” anketine göre; öğretmenler uzaktan eğitimde içerik hazırlama konusunda tam yeterli değillerdir. Öğretmenler kendilerini, uzaktan eğitim araçlarını kullanma, sınıf yönetimi, zaman yönetimi anlamında “yeterli” düzey olarak tanımlarken, içerik hazırlama konusunda tam yeterli olmadıklarını belirtmektedirler. Öğretmenlerin uzaktan eğitimde içerik hazırlama konusunda eğitim ihtiyacı içinde oldukları söylenebilir. Dijital içerik hazırlama konusunda temel eğitimler verilebilir.” diye konuştu.

Okulların kapalı olmasını tatil olarak algılamayın! Bir aile yüz yüze eğitim var iken çocuklarının okul hayatını disiplinli bir şekilde takip ediyor ise, uzaktan eğitim sürecini de aynı ciddiyet ve disiplinle takip etmelidir.

Geylan sözlerini şöyle sürdürdü: “Yine sendikamızın aynı araştırmasına göre, uzaktan eğitimde aile boyutunda birçok sorunun yüksek düzeyde olduğu belirlenmiştir. Ailelerin ilgisiz tutumu, uzaktan eğitimi zorunlu bir süreç olarak algılamamaları; uzaktan eğitim süreçlerinden yüz yüze eğitimdeki başarı ve verimi beklemeleri; ailelerin uzaktan eğitim süreçleri hakkında yeterlik düzeylerinin düşük olması; çalışan ebeveynlerin yeterli desteği vermemesi ve ailelerin teknolojiden uzak olması aile boyutunda diğer sorunlardır. Bu noktada ailelerimize bir çağrıda bulunmak istiyorum: Okulların kapalı olmasını tatil olarak algılamayın! Bir aile yüz yüze eğitim var iken çocuklarının okul hayatını disiplinli bir şekilde takip ediyor ise, uzaktan eğitim sürecini de aynı ciddiyet ve disiplinle takip etmelidir.”

Bu süreçte herkese düşen çocuklarımızın bu kayıplarının telafi edilmesi için elinden gelen gayreti göstermesidir.

Okulun sadece öğretim alanı değil aynı zamanda eğitim alanı da olduğunu söyleyen Geylan, “Uzaktan eğitim araçları ile sadece öğretim ihtiyacı karşılanıyor. Okullarımız sadece öğrencilerin bilinçsel gelişimi için değil, duygusal ve kişilik gelişimi, karakter oluşumu gibi alanlarda da çok ciddi bir katkı sağlayan zeminlerdir. Öğretmen sadece öğretir mi? Hayır. Öğretmenin kendisi de rol modeldir. Çocuklarımız akranları ile bir arada olduğu ortamlarda öğrenir. Kişilik ve karakter gelişimlerinde akran ile öğrenmenin katkısı büyüktür. Ama salgın döneminde bırakın okula gitmeyi, çocukları parka dahi gönderemedik. Bu süreçte başta aileler olmak üzere herkese düşen çocuklarımızın bu kayıplarının telafi edilmesi için elinden gelen gayreti göstermesidir” diye konuştu.

Uzaktan eğitim süreci eşgüdüm ile yürütülmeli.

Genel Başkan ayrıca kısıtlamaların ya da yeni uygulamaların uygulanması noktasında eş güdüm olması gerektiğini belirterek, “Devlet okulları ile özel okullar, kurslar arasında yeni birtakım fırsat eşitsizliklerine meydan vermemek için Milli Eğitim Bakanlığı'nın bu konuda denetimi sıkı yapması lazım. Sürecin tam bir eş güdüm ile yürütülmesi lazım” dedi.

Hangi sendika üyesi olursanız olun bütün öğretmenlerimizi imza kampanyasına destek vermeye davet ediyorum.

Türk Eğitim-Sen’in Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun hayata geçirilmesi için başlattığı imza kampanyası hakkında açıklamalarda bulunan Geylan, bütün öğretmenleri imza kampanyasına destek vermeye çağırdı. Geylan şunları kaydetti: “23 Ekim 2018 tarihinde Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde düzenlenen 2023 Eğitim Vizyonu tanıtım toplantısında Sayın Cumhurbaşkanı, Öğretmenlik Meslek Kanunu ile ilgili kamuoyuna müjde verdi. Buna rağmen iki yılı aşkın bir süredir hasretle Öğretmenlik Meslek Kanunu'nun çıkmasını bekliyoruz. 657 sayılı Devlet Memurluğu Kanunu'ndan kaynaklanan haklarımızın baki kalması kaydıyla, mesleğimizin itibarını, saygınlığını artıran ve öğretmenlik mesleğinin statüsünü sağlam bir zemine kavuşturan bir meslek kanunun bir an önce hayata geçirilmesini talep ediyoruz. Türk Eğitim-Sen olarak bu konuda bir imza kampanyası da başlattık. Buradan da çağrıda bulunuyorum: Hangi sendika üyesi olursa olsun, bütün öğretmenlerimizi imza kampanyamıza destek vermeye davet ediyorum.”

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner14

banner13