Toprağa Düşmüş Yediveren Tohumu; "Öğretmenlik anlatılmaz, yaşanır diye başlamak istiyorum".

TOPRAĞA DÜŞMÜŞ YEDİVEREN TOHUMU

Öğretmenlik anlatılmaz, yaşanır diye başlamak istiyorum.
Ve diyorum ki; insanın ömrünün yarıdan fazlası çok sevdiği, severek yaptığı mesleği ile geçtiyse, geçiyorsa eğer; öğretmenlik mesleğine dair anlatacakları, anıları sayfalara sığdırılamayacak kadar çoktur aslında… Aslında; öğretmenliğin her anı bir anı… 
Ancak düşündüm ki burada paylaşacaklarım öyle olmalıydı ki; bir amacı olmalıydı… O nedenle; tüm öğretmen arkadaşlarıma ve özellikle de henüz yolun çok başında olan genç arkadaşlarıma naçizane, öğretmenlik mesleğinin anlamına uygun olarak öğretmenliğin sözde değil yürekte olan kutsallığını dile getirmeyi istedim hiç aklımdan çıkmayan ve beni her zaman çok üzen bir anıyla... Üzen ama bir o kadar da gururlandıran bir anıyla…
Ben de birçok öğretmen arkadaşım gibi bu anlamlı ve bir o kadar da değerli meslekte epeyce eskilerdenim. Evet, eskiyim; haklı gururunu her zaman yüreğimde duyduğum, taşıdığım mesleğimin 26. yılını çalışıyorum. Hala dünmüş gibi hissettiğim 26 yıl öncesinde; aramızda sadece 6-7 yaş olan öğrencilerim varken, 26 yıl sonra bugün birlikte görev yapma şansına ve gururuna eriştiğim öğrencilerim var. Yani; epeyce eskiyim…
Geçen 26 yıla neler sığdırmadım ki… Acılar, sevinçler, mutluluklar, hüzünler, umutlar… Geçen yıllar epeyce şeyi götürdü benden, yüreğimden, gönlümden. Ancak; bir şey var ki ona dokunamadı yılların zalimliği. Beni bugünlere taşıyan, bugünlerimi borçlu olduğum öğretmenlik sevdama… 
Ben mesleğimizi dolu dolu yaşayanlardan sadece biriyim. Geçen 26 yılı düşünüp tarif etmeye kalksam bilmiyorum hakkını vererek anlatmış olabilir miyim, bilmiyorum sığdırabilir miyim kutsallığını kelimelere öğretmenliğin… 
Bu çilekeş ve bir o kadar da kutsal mesleğin mensupları olan bizler; kuş uçmaz, kervan geçmez en ücra köy ve mezralarda görev yaparız. Ve biz; dünyanın bütün çiçeklerini sever, onlara gözümüz gibi bakarız.
Bizler; dünyanın bütün çiçekleriyle acılarımızı hafifletir, gözyaşlarımızı içimize akıtırız. Ve hayatın saçlarından onların gülen gözleriyle asılırız; umut yaparak kendimize onların sıcacık bakışlarını… Hiç umutlarınızın bittiğini sandığınız anlar oldu mu bilmiyorum. Ya da; “ Bittim, ben nasıl omuzlayabilirim bu hayatın yükünü artık?” dediğiniz anlar???… Ben yaşadım, hissettim tüm bu söylediklerimi; yüreğimin en derinlerinde her an, her dakika. Ve işte böyle anlarımda beni hayata; sevdiğim, taptığım mesleğim bağladı. Her acımı, her derdimi; 6 saatliğine de olsa bana sevgiyle bakan minicik gözlerin sıcaklığında, yakınlığında, hiç kirlenmemiş sevgi dolu yüreklerinde unutmaya çalıştım. Hayatın ve insanların acımasızlığına dayanamayacağımı, gücümün tükendiğini, bittiğini hissettiğim her an; o tertemiz yüreklerin tebessümüne ve “ GÜNAYDIN ÖĞRETMENİM” lerine sığındım… Can o oldu o yürekler bana, kan oldu, güç, umut oldu, derman oldu. İşte böyle bir şey öğretmenlik; en güzel anlarınızı paylaştığınız, derdinizi, acınızı kapılar ardına bırakıp kimi an umudunuz olan, kimi an iç huzurunuz…
Bizlerin mesleğimizi yaparken bildiklerimiz vardır, giderken de pekiştirdiklerimiz… Bizler de yoruluruz elbette ama bizim yorgunluğumuz hayatımız boyunca yaşadığımız yorgunluklardan çok farklıdır. Bizim de saçlarımız ağarır, ama asla üzülmeyiz buna. Çünkü biz biliriz; ak saçların dolu dolu yaşanmış yılların kanıtı olduğunu…
Çünkü bizler biliriz ki;
Öğretmen bir savaşçıdır; toplumu cehaletten kurtarmak için çalışan…
Öğretmen sıcak bir kucaktır biliriz; Ayşelere, Fatmalara, Mehmetlere bilgisini dağıtan, onlara sevgiyle yaklaşıp onları sımsıkı saran…
Sizlere mesleğimizle ilgili son olarak söyleyebileceğim; sizi herkesin anlamasını beklemeyin görevinizi yaparken. Unutmayın, unutmamalıyız ki; mesleğimizin tanımı ve anlamı başkalarının bize bakış açılarında ve sözlerinde değildir. Mührünüzün bu topraklara basılmış olması sizin değerinizi göstermez mi?... Peki ya, mutlu etmez mi sizi; bu vatanın harcında bedeninizi ve alın terinizi kullanmış olduğunuzu bilmeniz?... İşte öğretmenliğin kutsallığı, değeri, önemi burada: Bırakabiliyorsanız geride bir eser ve iyi bir isim; inanın sizden mutlusu yok...
Mesleğinizin anlamını bulmak istiyorsanız illa ki; sınıfınıza girdiğinizde size gülümseyerek bakan gözlerin içine bir bakın. İşte o gözlerde; mesleğiniz, siz ve değeriniz…
“26 yıldan geriye ne kaldı?” derseniz de bana; her bir gününe onlarca anı sığdırabildiğim çok değerli ve özel günler, bakıp bakıp gülümsediğim ve çoğu zaman hüzünlendiğim ve bazen de ne zaman çekildiğini daha dün gibi hatırladığım hayatın renkleri ve hepsinden önemlisi mesleğimin haklı gururu ve onurunu taşıdığım öğrencilerim… YETMEZ Mİ?...
Öyle bir duygu ki öğretmenlik, öyle derin bir sevgi ki; insana yaşamı boyunca hem öğretmeyi öğretir hem öğrenmeyi. Ve okuduğumuz kitapların romandan, şiirlerin öylesine yazılmış dizelerden ibaret olmadığını… Bu öyle bir sevgi ki; sadece 24 Kasımlarla ya da haftanın 5 günü ile sınırlı kalmaz, sığmaz hayatımızın sadece 20-25 yılına. Son anımıza, son nefesimize kadar bizimledir. 
İşte benim 14 yıldır bir an bile aklımdan çıkmayan ve ömrüm boyunca da daima hatırlayacağım anım tam burada başlıyor… Biz öğretmenlerin son nefeslerinde dahi sevgi çiçekleri öğrencilerini özlemle andığını, son arzuları olarak onları görmek istediğini ben sadece Ceyhun Atuf KANSU’nun “ Dünyanın Bütün Çiçekleri” dizelerinde okumadım, sadece o dizelerde tatmadım ben bu duyguyu. Ben bu duyguya; gözlerimle, yüreğimle, acıyla şahit oldum. 
Şahit oldum; bir öğretmenin son nefesini verirken “ ÇİÇEKLERİM” dediği öğrencilerini sayıkladığına…
Şahit oldum; son nefesinde öğrencilerini resimlerden de olsa son bir kez ısrarla görmek isteyişine. Ve en acısı; zorlukla nefes alırken çiçeklerine son kez bakarak gözyaşlarına boğulduğuna… 
Yani; acı da olsa ben sadece şiirlerde okumadım öğretmenlik aşkını, tatmadım sadece dizelerden bir öğretmenin öğrencilerine olan derin sevgisini. Hayat arkadaşım verdi son anında bana; acı da olsa bu öğretmenlik dersini… Ben o gün bir kez daha anladım ki; öğretmen yaşarken de öğretmenlik sevgisiyle dopdolu, son nefesini verirken de…
Ve son nefesini öğrencilerinin resmine bakarak veren hayat arkadaşım; şimdi aşağıdaki dizelerle bezeli mezarında biliyor ve inanıyorum ki; huzur içinde yatıyor. Mesleğine verdiği değeri son nefesine kadar özümseyen ruhuyla biliyor ve inanıyorum ki; uzaklardan gülümseyerek o çok sevgili çiçeklerine bakıyor ve onların başarılarıyla gurur duyuyor…

"YARIM KALMIŞSA EĞER DERSİM,
ZİL ÇALDIĞINDA OLAMAMIŞSAM TAHTANIN BAŞINDA,
ÖLDÜM SANMAYIN.
TOPRAĞA DÜŞMÜŞ, YEDİVEREN TOHUMUYUM BEN ARTIK.
YETİŞTİRDİĞİM ÖĞRENCİLERİMLE AÇACAĞIM ÜLKEMİN YARINLARINDA..."

Hayat arkadaşımdan geriye ne mi kaldı?... Başarılarıyla gurur duyulan onlarca öğrenci, Tuncay YILMAZ ismini gururla taşıyan bir eş ile iki evlat ve 14 yıldır daima iyi sözlerle anılan bir isim… YETMEZ Mİ???.
Berrin yılmaz

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol