Öğretmenlerin Hizmet İçi Eğitimleri İhmal Edilmemelidir.

Öğretmenlik mesleği, bireyin kendisini sürekli geliştirmesi ve yenilemesini gerektirmektedir. Bu gerekliliğe uygun olarak, öğretmenlerin görevleri ve branşları için ihtiyaç duyacakları eğitimleri almaları noktasında hassasiyet gösterilmeli, imkanlar sunulmalıdır.

Öğretmenlerin Lisans Tamamlama Talepleri İvedilikle Giderilmelidir.

Milli Eğitim Bakanlığı, halen bakanlık kadrosunda görev yapan öğretmenler ve öğretmenler dışındaki personeller için lisans tamamlama eğitimi vermelidir. Milli Eğitim Bakanlığı yaklaşık 20 yıl önce öğretmenler için 2+2 veya 3+1 lisans tamamlama eğitimi programları açarak öğretmenlere 4 yıllık yükseköğretim mezunu olma hakkını vermiştir. Ancak, aradan geçen 20 yıllık süreçte herhangi bir eğitim yapılmamıştır. Bu konuda görevde bulunan ve sayıları 20 binin üzerinde olan eğitimcilerin talepleri için ivedilikle çalışma yapılmalıdır."

Genel Başkan'ın konuşmasının ardından MEB Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürü Prof. Dr. Adnan Boyacı önemli açıklamalar yaptı. Öğretmen yetiştirme geleneği denilince Osmanlı'dan günümüze kadar süregelen bir gelenek bulunduğunu kaydeden Boyacı, "Güçlü bir öğretmen yetiştirme geleneğine sahip bir ülkeyiz ve arkasında bu gelenekle beraber inşa edilmiş bir medeniyet bulunmaktadır. Osmanlı'dan Türkiye Cumhuriyetine uzanan bu yapının temel iddiası; bir medeniyet iddiasıdır. Medeniyet iddiasının taşıyıcıları hiçbir zaman siyasetçiler ya da bürokratlar  olmadı. Medeniyet iddiasının taşıyıcıları her zaman bu ülkenin münevverleri olan öğretmenler, öğretim üyeleri, şairler, edebiyatçılar, bilim insanları oldu. Dolayısıyla Türkiye bugün Müslüman kimliğiyle, Ortadoğu ile batı arasındaki stratejik konumuyla dünyanın ilk 20 ekonomisi içerisinde yer aldıysa  bu iddianın yaratılmasının temel öncüleri öğretmenlerdir. Türkiye'nin dünyanın ilk 20 ekonomisi içerisine girmesini sağlayanlar Fransa ya da ABD'de de  yetişmedi. Bu ülkenin muallimleri tarafından, bu ülkenin mekteplerinde yetiştirildi. Evet, eksikliklerimiz, sıkıntılarımız var. Bunlarla da yüzleşmenin doğru olduğunu düşünüyorum. Ama şunu  da belirtmek gerekir ki; Milli Eğitim Bakanlığı;  18 milyon öğrencisi, 1 milyon öğretmeni ve yaklaşık olarak 36 milyon velisi ile toplamda 56 milyona ulaşan bir hedef kitlesine sahip. Dolayısıyla böyle bir eğitim sistemini yürütüyorsanız o zaman burada çok dikkatli davranılması gerekmektedir."

Reformların temel iki yolu olduğunu bildiren Boyacı, "Biri evrimci zihniyet. İncelersiniz, çalışmayan yönlerini belirlersiniz, iyileştirme planlarını ortaya koyarsınız, takip edersiniz. Takip ederken  ideolojik argümanın ötesinde, devletin politikası olarak ortaya koyar, bunun etrafında insanların gayret göstermesini teşvik edersiniz. Diğeri de devrimci yaklaşımdır. Her gelen zihniyet eğitim sistemini beğenmiyorsa, kökten yıkıyorsa, bunun yeniden inşası zaman alır. Sadece zaman da değil, emek ve para kaybı önemli bir sorundur. Bizim milletimiz devrimci zihniyet içindedir. Ben ve benim gibi düşünen pek çok meslektaşımız, 'Bizden önce yapılan iyi şeyler var. Çalışmayan taraflar üzerinden ilerlemek lazım.' diyor. Bugün devralınmış bir bakanlık ve hükümet yok. Yüz yıla yaklaşan bir Cumhuriyet ve bin yılı aşkın bir devlet geleneği üzerine kurulmuş bir milletten söz ediyorsanız, reformları konuşurken dikkatli olmak gerekiyor. Bu noktada neyi, ne için istediğimiz ve ne üzerine inşa ettiğimiz önemlidir" diye konuştu.

Eğitimin üzerine inşa edilmesi gereken en önemli hususun toplumsal mutakabat olduğuna dikkat çeken Boyacı, "Öğretmen yetiştirdikten sonra nasıl bir çocuk yetiştirmek istiyoruz? İlk soru bunun üzerine kurulmalıdır. Bizimle aynı değerlere sahip olsun aynı gemide, belli bir rotada ilerlediğinin farkında olsun. Diğerinin başına gelen her şeyden aynı gemide olanların da etkileneceğini bilsin, ortak bir ideal içinde birlikte yol aldığını, bu yolun hiç bitmeyeceğini, yakınlaştıkça uzaklaşacağını ama geminin mesafe alacağını, bu mesafeyi alırken uyum içerisinde hareket etmesini bilsin. Bizi biz yapan değerleri bilsin ama bizden farklı olsun. Daha yaratıcı olsun. Sorunları farklı çözebilsin."

Pandeminin yeni dünya düzeni içerisinde, yeni bir eğitim sistemini ortaya koyan, yeni bir oluşum çıkardığını söyleyen Boyacı, "İnsanlar pandemi sonrasında artık dijital eğitim tarihe karışacak, çocuklar eskisi gibi okula gidecek algısı yaşıyorlarsa bunun şimdiden böyle olmayacağını varsayabiliriz. Şimdiki ve geçmiş nesli ayırt eden önemli özellik ne idi? Bizim için okullar bir yaşam alanıydı. Çocuklar okul bahçesinde oynar, bir yaşam alanı oluşturulurdu. Şimdi ise okul ile yaşam arasındaki boşluk arttıkça çocuklar bu boşluğu dijital medya ile yeni alışkanlıklar ile tamamlamaya başlıyor. Bu yaklaşımdan hareketle okulun anlamını öğretmenler ile birlikte yeniden düşünülmesi lazım."

Boyacı sözlerini şöyle sürdürdü: "Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, 'Güçlü öğretmen, güçlü gelecek' der. Eğitimin girdisi, süreçleri, çıktısı insan. Stratejik aktörleri ise öğretmenler ve okul yöneticileridir. Dolayısıyla siz yatırımı  öğretmenlere ve okul yöneticilerine yaptığınız sürece iyi bir sistem inşa edebilirsiniz. Yenilik yapma iddianız var ise müttefiklere ihtiyacınız var. Müttefiklerimiz her zaman öğretmenler ve okul yöneticileri olmalıdır."

Öğretmenlerin fedakarca çalışmalarına da değinen Boyacı, "Kime elimizi uzattıysak, hiçbiri reddetmedi. 100'ün  üzerinde  programı öğretmen ve yöneticilerimizle hazırladık. Bizimle beraber çalıştılar. Eğitim, millet ödevidir. Millet ödevinde herkes üzerine düşeni yapar. Ömer Hayyam; 'Bu dünyaya istediğimiz gibi gelmedik, bu dünyadan istediğimiz gibi gidemeyiz' der. Herkesin üzerine düşen vazife var. Okul yöneticilerinin, öğretmenlerin samimiyetle, iyi niyetle ve dirayetle bu vazifeleri yerine getirdiğini,  bizimle beraber daha iyisi, daha yenisi, daha büyüğü için azimle yol aldığını gördük. Türkiye'nin gücünü öğretmenlerde gördük. Sorularımız ve sorunlarımız var. Bunlarla da yüzleşiyoruz. Pandemi döneminde öğretmenlerimiz çok fedakar çalıştı. Vefa Destek gruplarında yer alarak sabır ve dirayetiyle hareket ettiler. Daha yürünecek çok yolumuz, yapacak çok işimiz var." dedi.

Talim ve Terbiye Kurulu Eski Başkanı Prof. Dr. İrfan Erdoğan da yaptığı konuşmada şunları kaydetti: "2. Maarif Kongresi kapsamında atılan bu adımları çok anlamlı buluyorum. Bizim eğitim tarihimizde Maarif Kongresi'nin yeri ve önemi farklıdır. 1. Maarif Kongresi  bugünkü eğitim sisteminin oluşmasında önemli bir rol oynamıştır. Eğitimimizin 'milli eğitim' olma bağlamında bir ruhu varsa, o ruhun  temelleri de yine bu kongrede atılmıştır. 1. Maarif Kongresi Kurtuluş Savaşı devam ederken toplanmıştı.  Seçkin eğitimcilerin biraraya gelip, kurulacak yeni ülkenin eğitiminin nasıl olması gerektiği sorusuna cevap araması çok kıymetlidir. 100 yıl önce büyük eğitimcilerimiz Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde Türkiye'nin eğitimini inşa etmeye başladılar. "

Günümüzde eğitimin yaşadığı ikilemlere dikkat çeken Erdoğan, eğitimin bütünlüğü olan bir süreç olduğunu söyleyerek, şunları kaydetti: "Parçalara ayrılmak eğitimin büyük ölçüde  savrulmasına yol açabilir. Uluslararası sermayelerin, piyasaların taarruzuna maruz kalacak bir hale dönüşebilir. Uzun zamandır dünyada ve ülkemizde yaşanan budur. Eğitim teknikleşti ve nesneleşti. Nesneleştikçe, teknikleştikçe rant üretilen geniş bir sahaya dönüştü. Uzun zamandır bu böyledir. Eğitim aslında mütevazi, sade, milli ve manevi bir alandır. Dolayısıyla eğitimi 'çok' göstermeye gerek yoktur. Eğer eğitimde yapılanlar çok gösterilmeye, anlatılmaya çalışılırsa, bu durum eğitimi özünden koparır. Eğitimin başarılı olduğu dönemler dünyada ve Türkiye'de mütevaziydi, gösterilmezdi. Öğretmen, öğrenci, idareci eğitim icraatlarında ne yapıldı, ne yapılacak sorusu bağlamında ortaya koyma çabası içindedir. Bu durum eğitimi yüzeyleştiriyor. Dolayısıyla çalıştayın, eğitimin insan odaklı, ahlaki bir alan olması ile ilgili  çalışmalara da öncülük yapmasını bekliyorum."

Günümüzde eğitimin yaşadığı bir başka problemin eğitim ve kurs savaşı olduğunu belirten Erdoğan, "Eğitim daha soyut bir alandır, sonuçlarını hemen görmek şart değildir. 'Eğitim' daha soyut bir kavramken, 'kurs' daha somut ve hedef odaklıdır. Eğitimin kurslaşmaması gerekir. Kurs bir gerçektir ve ihtiyaçtır ama eğitimin kursa dönüşmesi doğru değildir" dedi.

Eğitimin hikayesi olan ve klasik bir alan olduğuna da dikkat çeken Erdoğan, "Eğitimde sürekli ilerleme bir efsanedir. Sürekli ilerleme olacak diye bir şart yoktur. Örneğin Sokrates'in ifade ettiği düşünceler, 2021-2022 yılı içinde geçerlidir. Aynı şekilde üretim odaklı eğitimin iyi bir örneği olan Köy Enstütüleri de 2021 yılı içinde geçerliliğini korumaktadır. Dolayısıyla eğitimde sürekli ilerleme düşüncesi bizi yanılgıya düşürebilir." diye konuştu.

Eğitim fakültelerinin öğretmen yetiştirmenin en önemli kaynağı olarak eğitim sistemine büyük ölçüde yabancılaştığını bildiren Erdoğan, "Bu fark edilmeyen, araştırılmayan, ortaya konulmayan bir sorundur. Bu yabancılaşmanın  hesapta olmayan tahribatlara yol açacağını düşünüyorum. Eğitim fakülteleri, Milli Eğitim Bakanlığı ile ilişkili fakülteler olduğu gerçeğini kabul etmek zorundadır. Her ne kadar Yükseköğretim Kurulu şemsiyesi altında bir fakülte olsa da, Milli Eğitim Bakanlığı ile her daim ilişkili bir fakülte  olarak görülmek durumundadır. Eğer eğitim sisteminin sorunları çözülmek isteniyorsa, bu konuyu da dikkatli bir şekilde değerlendirmek gerekmektedir."

Açılış konuşmalarının ardından komisyonlar konu başlıkları çerçevesinde çalışmalarına başladı. Çalıştay'da ele alınan konular tartışılarak, elde edilecek sonuçlar hem ilgililerle hem de kamuoyu ile paylaşılacaktır.
 

Türk Eğiitm Sen

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol