Eski Bir Öğretmenin Anıları

1902 yılında Bursa’da doğan Balkır anılarını anlatmaya 1908 yılında Mahalle Mektebi’ndeki öğrenciliği ile başlıyor. Bursa Öğretmen Okulu’ndan mezun oluşunun ardından 1921-28 arasında Bursa’nın çeşitli köylerinde kâh köylülere kendini kabul ettirme mücadelesi ile kâh toprak damlarda, köy odalarında yaşayarak pek çok zorlukla geçen fakat içinde taşıdığı heyecan ve insan sevgisiyle tüm zorlukların üstesinden geldiği öğretmenlik yıllarına dair anılar geliyor.

Daha sonra 1940’a kadar müfettiş olarak görev yapan Balkır bu dönemde İsmail Hakkı Tonguç’a bağlı olarak Eskişehir-Mahmudiye Eğitmen Kursu’nda eğitim şefi olarak çalışıyor. Kastamonu Gölköy Eğitmen Kursu’nda ise önce kurucu olarak görev alıyor ardından da yönetici olarak.

Köy Enstitüleri’nin kuruluşuna giden yolun ilk adımı sayılabilecek eğitmen kurslarının amacı, artarda gelen savaşlardan yorgun ve öğretmen sıkıntısı çeken Türkiye’de, çoğu ilkokul mezunu veya askerde okuma yazma öğrenmiş, çavuşluğa yükselmiş gençleri kısa dönemli bir kursla eğiterek köylerinde öğretmen olarak görevlendirmek.

S.Edip Balkır Eskişehir- Mahmudiye Eğitmen Kursu’ndaki ilk sekiz aylık eğitim dönemi geçtikten sonra kursu ziyaret eden çeşitli eğitimcilerin Kültür Bakanlığı Dergisi’nde yer alan düşüncelerine de yer veriyor. İşte pedagoji öğretmeni Sadrettin Celal Anter de kurstaki incelemelerinin ardından Kültür Bakanlığı Dergisi’ne (1937,20-1) verdiği röportajda önce 1937 yılında köylerde eğitimle ilgili durum saptaması yapıyor.

“…. Memleketimizin nüfusunun 3.799.742’si şehirlerde ve 12.400.952’si köylerde toplanmıştır.
Nüfusumuzun %75’inin köylerde bulunması vaziyeti bize, yalnız maarif alanında değil, diğer alanlarda da köye ve köylüye ehemmiyet vermemizi; köy kaynağından azami istifade etmemizi emretmektedir….. Bugün mevcut olan 41.000 köyden ancak 5.000 köyde ilk mektep vardır ve 36.000 köyde hiçbir mektep yoktur.
“…. İşte Maarif Vekâleti’nin nüfusu az olan köylere bile muallim gönderebilmek ve bunu mümkün olduğu kadar az zamanda ve az para ile temin etmek için hazırladığı ve tatbikine başladığı kalkınma programı bu tedbirlerin biridir….” 
“…. Bu çavuşlar orada iki bakımdan yetiştirilmektedir:
1- Kültür bakımından. …..
2- Ziraate ve köylü için lâzım olan diğer işlere ait (pullukla tarla sürmek, traktör kullanmak, tohum seçmek, ıslah etmek ve ekmek, çayır biçmek, ot balyaları yapmak, atlara ve koyunlara bakmak..) esas bilgiler ve teknikler kazandırılmaktadır……

Aynı dergide Hasan Ali Yücel kendisiyle yapılan söyleşide, genç bir çavuş eğitmenle aralarında geçen konuşmayı aktarıyor.

“….. - Arkadaş nerelisin, köyünde ne iş yapardın?
- … Köyümde nalbanttım.
- Niçin nalbantlığı bırakıp muallim olmak istedin?
- Köyde benden başka bir nalbant daha var. O köye yeter fakat hoca yoktu onun için ben de muallim olmak istedim.”
…… Bir başka çavuş eğitmen de şöyle söylüyor:
“Köyüme yepyeni bir insan olarak gidiyorum. Doğduğum ve büyüdüğüm, evlâdımın da doğup büyüyeceği bu topraklarda yeni ve mesut bir hayatın doğuşuna kendimi vereceğim. Arzusunu, derdini, isteğini, iyi ve kötü taraflarını bildiğim köyümün toprağının verimini arttırmak için; onlardan biri olduğum için ruhunu, düşünüşünü bildiğim köylü kardeşlerimi daha ileri ve genlikli kılmanın sırrını öğrenerek dönüyorum.”

S.Edip Balkır, Tonguç ve ülkeye gönül veren eğitimcilerin nasıl insanüstü bir çabayla, sevgiyle, heyecanla,inançla, geleceğe umutla bakarak çalıştıkları her satırda hissediliyor.

Eğitim Tarihimiz açısından bulunmaz bir kaynak fakat 1968'de basılmış ve öyle görünüyor ki ikinci bir baskı olmamış.
Umutları boşa mı çıkmış acaba?

banner47
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.