Çernobil Faciasına Tanık Olan Bir Üniversite Öğrencisinin Anlattıklarını İyi Okuyun


Çernobil faciası zamanında Ankara’da üniversite öğrencisiydim. Bütün aydınlar halkı aydınlatmak için “radyasyonun hücre yapılarını paramparça ettiğini, etkisinin onlarca yıl süreceğini “ söylediler.Kanser hücrenin bozulmasıyla oluşan bir hastalık olduğu için Karadeniz’de dikkat çekici oranda artacak da dediler.

O zamanın politikacıları, din adamları Karadeniz çayı içerek “bak birşey olmadı “ diyecek kadar cahildi. Bedelini, canlarıyla ileride kanser olarak ödediler. Ya o kadar insanı yanlış yönlendirmenin bedelini ödediler mi? Kazım Koyuncu ve adını bilmediğimiz nice ölümlere önlem almamalarının utancını taşıdılar mı? Öz eleştiri yapıp pişman oldular mı bilinmez.

İşte o Çernobil faciasını yaşamış bir kadının hikayesi

Buyurunuz

”Çernobil Nükleer Santrali’nin yakınlarında yaşıyorduk. Ben büfede çalışıyordum, çörek pişiriyordum. Kocamsa itfaiyeciydi. Yeni evliydik, pazara bile el ele gidiyorduk.

Reaktör patladığı gün, kocam nöbetçiydi. Çağrıya sırtlarında gömlekleriyle gittiler, ev giysileriyle. Nükleer santralde patlama olmuştu ve hiçbir özel kıyafet vermediler onlara. Böyleydi işte bizim hayatımız, biliyorsunuz.

Bütün gece yangını söndürmeye uğraştılar ve hayatta kalmalarına imkân vermeyecek kadar çok radyasyona maruz kaldılar. Sabahında uçakla Moskova’ya götürdüler hepsini.

Akut radyasyon hastalığı… İnsan ancak birkaç hafta yaşayabiliyor. Benimki güçlüydü, sporcuydu, en son o öldü.

Moskova’ya vardığımda bana ‘özel bir bölmede yatıyor’ dediler, ‘Oraya kimseyi sokmuyorlar.’ ‘Ben onu seviyorum’ diye yalvardım. ‘Askerler bakıyor oradakilere, sen nereye?’ dediler. ‘Seviyorum.’

Beni ikna etmeye çalıştılar; ‘O artık senin sevdiğin insan değil, zararsız hâle getirilmesi gereken bir obje. Anlıyor musun bunu?’ Bense hep aynı şeyi söyleyip duruyordum, seviyorum, seviyorum. Geceleri yangın merdiveninden yanına çıkıyordum ya da hasta bakıcılara para veriyordum beni içeri bıraksınlar diye. Bırakmadım onu, sonuna kadar yanındaydım.

O öldükten birkaç ay sonra, kızım dünyaya geldi. Sadece birkaç gün yaşadı. Onu ne çok beklemiştik…Bense öldürdüm onu.

Kızım beni kurtardı.Tüm radyasyonu üzerine aldı. Minicik şey, yavrum…Ama ben onların ikisini de sevdim. Sevgiyle öldürmek mümkün mü ki? Neden bu kadar yakınlar, sevgi ve ölüm? Hep yan yanalar. Kim açıklayacak bana? Şimdi dizlerimin üstünde, mezarlarında sürünüyorum…”

Svetlana Aleksiyeviç ( Nobel ödüllü edebiyat yazarı )

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner14

banner13