YKS 2019 SONUÇLARINA DAİR KISA BİR DEĞERLENDİRME

Var mısınız YKS’deki başarısızlık konusunda eteğimizdeki taşları dökmeye…

Sistem açısından…

Bu yıl YKS’ye 2.5 milyon aday girdi ve bu sayı her geçen yıl artacak… Nedeni eğitim sistemimiz?... Gelin hep birlikte biraz geriye gidelim… Biz, 8 yıllık kesintisiz eğitim ile mesleki eğitimi işlevsiz hale getirdik… Öğrencileri tamamen akademik eğitim veren liselere yönlendirdik… Meslek liselerinde okuyan öğrenciler boşta kalacağını düşünerek liselere yöneldiler… Düz liselerde yığılmalar oldu…

Bununla da kalmadık, liseyi 12 yıla çıkardık ve zorunlu hale getirdik… Artık her öğrenci önce ortaokulu ardından da liseyi okumak zorundaydı… Liseyi okuyan öğrencilere akademik olarak başarılı olmayı, üniversite sınavına girmeyi, devlet memuru olmayı, devlet kapısında tabiri caizse iş dilenmeyi tek amaç haline getirdik… Sonuç, her yıl üniversite sınavına giren 2 milyonu aşan öğrenci…

Peki uygulamada zorunlu ve akademik eğitim meyvelerini verdi mi?...Hayır… Ortaokulu okuma yazma ve dört işlemi bile bilmeden bitiren öğrenciler (ki bunların sayısı hiç te az değil) doğal olarak liseye gittiler… Lise eğitimi zorunlu olmasa okulun kapısından geçmeyecek öğrenciler ( burda suçlu öğrenci değil, öğrenciyi zorla okumaya zorlayan sistemdir bence ) okulda mutlu olamadılar, sınıfta huzursuzluk çıkardılar, hem arkadaşlarının normal bir şekilde eğitim görmelerine engel oldular, hem de öğretmenlerini canlarından bezdirdiler… Sadece kağıt üzerinde var olan disiplin yönetmeliği, bu tip öğrenciler için çoğu zaman işletilemedi… Çünkü kimse kendini riske atmak istemedi... Kendini riske atan eğitimciler maalesef ya öğrenciler ya da veliler tarafından ya tehdit edildi, ya bıçaklandı ya da öldürüldü...

Bununla da kalınmadı, başarısız ve devamsız öğrencilere her yıl sınıf geçme hakkı tanındı… Bu öğrenciler bir şekilde mezun oldular… E mezun olmuşken de üniversite sınavına girmesinler mi… En doğal hakları…

Her yıl 1 milyon öğrencinin liseden mezun olduğunu düşünürsek, hali hazırda var olan 2 milyon öğrenciyi de eklersek, her yıl 3 milyon öğrenci kendini sınava girmek zorunda hissediyor… Bunların 500.000’inin bir bölüme yerleştiğini düşünürsek, geriye her yıl sınava girecek 2.5 milyon öğrenci kalıyor… Bunların da büyük bir kısmı belli bir başarı sağlayamamalarına rağmen 3-5 yıl kendini deneyen öğrenciler… En az 500 bini de herhangi bir iddiası olmamasına rağmen aile, arkadaş ve çevre baskısı ile (tabiri caizse girmiş olmak için) sınava giriyor… E soruları bile okumadan işaretleyenlerin olduğunu da hesaba katarsak binlerce öğrencinin sıfır çekmesi çok normal… Üstelik Ortaokulda sınıfta kalmanın olmadığı, lisede sınıf geçme sistemin doğru ve adil işletilmediği düşünülürse bu sonuç pek de yadırganmamalı…

Öğrenciler açısından…

2000’li yıllarından başından itibaren başlayan teknoloji bağımlılığı, son yıllarda sosyal medya bağımlığı ile birleşti… Bu bağımlılığın en fazla etkilediği kesim de gençler ve özellikle de lise öğrencileri oldu…Medya haberleri ile televizyon dizileri ile özgüven patlaması yaşayan, öğretmen ile alay etmeyi, öğretmeni küçük düşürmeyi bir marifet sayan bir nesil yetişti… Tabi bunda öğretmenin görüşü alınmadan yapılan, öğretmeni değersizleştiren, öğrenciye karşı adeta eli kolu bağlı hale getiren yasal düzenlemelerin de etkisi yok değil…

Medya haberlerinden ve yasal haklarından(!) aldığı güçle çocuğunun yaptığı her şeyi haklı gören, bir bakışı bile çocuğunun psikolojisini bozma nedeni sayan, kafasına estiği zaman okulu-sınıfı basan velilerin de payını unutmamak gerek… ( Velilerimizin çok büyük bir kısmı bu durumdan azadedir.)

Öğretmenler açısından…

Peki bunda eğitimcilerin hiç mi kabahati yok… Tabi ki var… Maalesef (çok az da olsa) kendini mesleki ve akademik bilgi olarak güncellemeyen, yıllardır bir üniversite sınav sorusu bile çözmemiş, bir yazılı sınav hazırlamamış, bilgisayar kullanmayı bilmeyen, interneti sadece döviz fiyatları ve at yarışı sonuçlarına bakmak için kullanan, eğitimi sadece sınıfa girip çıkmak olarak gören, öğrencinin hiçbir sorunu ile ilgilenmeyen, ben maaşıma bakarım gerisi beni ilgilendirmez diyen eğitimciler var… Ve ne yazık ki medyada, emek harcayan, başarılı olan, öğrencileri için elinden gelenin en iyisinin yapan eğitimciler değil de bunlar haber ve gündem oluyor…

Dershaneler açısından…

Kapanan her dershane yerine 3-5 tane etüt merkezi açıldı… Üstelik birçoğunun artık başarı diye bir kaygısı yok… Nasıl olsa öğrencilerin kendilerine mecbur olduklarını biliyorlar…

Öğrencilerin neden etüt merkezlerine mecbur bırakıldığı da ayrı bir handikap… Bunun okul, öğretmen ve öğrenci açısından çok iyi irdelenmesi gerekir… Aksi halde bu durum böyle sürüp gider… Büyük şehirlerdeki çok iyi bazı nitelikli okullarda yetiştirme kurslarının açılmadığı ve öğrencilerin özellikle etüt merkezlerine yönlendirildiği de durumun vahametini ve geldiği noktayı göstermesi açısından sorgulanmalı…

Kısacası okuldan nefret eden öğrenciyi zorla okulda tutan sistem, başarıyı sorgulayamaz... Zorunlu eğitim ilkokul ile sınırlı tutulmalı... Meslek ortaokulları açılmalı… Okumak istemeyen öğrenci ortaokuldan itibaren mesleğe yönlendirilmeli... Üretime katkıda bulunması için uygun bir ortam hazırlanmalı…

Son söz… Nasıl ki hastanede gerçekleşen ölümlerin vebalini doktora, suç işleme oranlarının yüksekliğini polise yükleyemezsek başarısızlığın nedenini de tek başına öğretmene yükleyemeyiz…

Z.D.

Zeki Doğan

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol