TÜRK ÖĞRETMENLERİNİN SİSTEM İLE İMTİHANI

Bunca yıldır yaptığım iş öğretmenlik. O yüzden bakış açım ister istemez öğretmenlik yönünden oluyor. Mesleğin zorluklarından, eğlenceli yanlarından ya da insanı getirdiği sınır noktalarından bahsediyorum.

Öğretmenlikle ilgili olayları anlatırken her mesleğin kendine göre zor ve kolay yanları vardır. İnsanlar bizim hakkımızda yorum yaparken ,” siz dua edin öğlene kadar çalışıyorsunuz. Yaz tatiliniz var. Kadınlara en çok uyan meslek” gibi olayları sadece gördükleri yönüyle değerlendirip konuşuyorlar.

“Doktorlara bak nasıl çalışıyorlar, hemşireler gece nöbetleri tutuyorlar.” Tamam kardeşim anlıyorum ama ne yapayım? Onlar da kendi meslekleri ile ilgili otursunlar yazsınlar. Anlatsınlar.

Ben gördüğümü ve tecrübe ettiğimi yazıyorum. Bizdeki eleştiri mekanizması direk nasıl alt ederime dönüştüğü için “yapma kardeşim o zaman” diyebilecek kadar da olaydan bihaberdir insanlar.

İnanın sadece çocuklarla çalışsak hiç yorulmayız. Herkes o kadar çok işimize karışır ve fikir belirtir ki insanı bezdiren bu olur. Çocuklarla çalışmak her zaman zevklidir. İnanın sıkılmaya zamanınız olmaz.

Yorulursunuz, delirirsiniz, ensenizde boza pişirirler derler ya o hale gelirsiniz. Ama sıkılmazsınız. Çünkü çocuklar eğlencelidir, yaratıcıdır, komiktir ve sizi çok severler.

Mesleğin kendisi dinamiktir, hareketlidir. Sürekli bir şeylerle meşgulsünüzdür.
Bir tespit var hani. Çevrenizde ki 5 kişinin ortalaması kadarsınızdır diye. Benim çevremde en çok bulunan kişiler. 6-10 yaş grubudur. Yani bir süre sonra siz de o yaş aralığına iner ve bir daha çıkmamak üzere orada kalırsınız.

Canım öğretmen arkadaşlarınız yok mu diyeceksiniz? Hepsi yetişkin aklı başında insanlar :) Ben okuldaki arkadaşlarıma bakınca, neye göre normal kime göre normal pek bilemiyorum. Günde 35 çocuk ile birebir uğraşıp, en az 1000 çocuğun olduğu bir okulda sadece koridorda bile dursanız şifayı kaptığınız bir yerde ne kadar normal kalabilirsiniz, tartışılır.

İnanın eve gelirsiniz ses duymaya tahammülünüz kalmaz. Televizyon sesi, fazladan iki laf etmek bile istemezsiniz. Düşünün bunu benim gibi çenesi düşük biri söylüyorsa ciddiye almak lazım.

Öğretmenlik dediğim gibi keyifli bir meslektir. Ama işin önemli bir boyutu hep gözden kaçar. O da öğretmenlerin asıl ne iş yaptığıdır. İnsanlar bizleri sadece sınıfa girip çıkan, ders anlatan, ödev veren birisi gibi düşünür. Oysa yapılan iş nihai hedefte çok daha kapsamlıdır.

Eğitim kelimesi educare’ den gelir. İnsanı bilgi ile beslemek ve ondaki olanakları dışarı çıkarmaktır. Yani eğitim aslında insanın sahip olduğu potansiyeli açığa çıkaran bir yöntemdir.

Eğitim dediğimiz şey bir sistem işidir. Eğitim şart, eğitim şart diye espri yaparız ya. Gerçekten eğitim şarttır. Çünkü eğitemediğiniz insan başa beladır. Hem kendine hem çevresine büyük zarar verir.

Ama eğitim dediğiniz sistemin çok iyi organize olması, insan denen varlığı fiziksel, psikolojik ve ruhsal açıdan tanıyıp, ona göre program çıkaran kişiler tarafından oluşturulması gerekir.

Genel bir program olsa da kişiye özel, bireysel farklılıkları dikkate alan bir göze ayrıca sahip olmak zorundasınızdır.

Bizlerde biraz da şu anlayış vardır. İnsanlar ne şartlarda öğretmenlik yapıyor? Ne zorluklarda çalışıyor? İnsan isterse yapar.
Bu anlayış bir yere kadar doğru olmakla birlikte eksiktir. Tamam insan isterse yapar. Peki ya istemezse? Bana ne derse? İşte o zaman insan istemese de onu kontrol edebilecek ve doğru müdahaleleri yapacak donanımda yöneticilerin olduğu bir yapı gereklidir. 
Elinizin altındaki malzeme meşe odunu değildir. Kalsın bu sene, seneye oluruna bakarız diyemezsiniz. Sizin aracılığınız ile öğrenmesi gereken her şeyden kendinizi sorumlu tutarsınız.

Bazen insanlar çok acımasız eleştirilerde bulunuyor. Ne öğretmenler var. Doğru dürüst ders bile anlatmıyor, çocuklara kötü davranıyor, gezmeye gider gibi okula gidiyor. Bunun gibi daha bir sürü şey duyabilirsiniz. Duyduklarınız doğrudur ayrıca.

Ama unuttuğunuz bir şey vardır. Öğretmen de bir insandır. Hata yapar. Kişiye ait hatalar ile bir mesleği karalamak onun itibarını düşürmektir. Bu bir doktora hasta olunca “sen biçim doktorsun hasta oluyorsun” demek gibi bir şeydir. Öğretmen hata yapıyorsa orada onu kontrol eden mekanizmanın devreye girmesi, gerçekçi ve uygulanabilir bir çözüm bulması gerekir.

Öğretmenin de eğitime, yenilenmeye, öğrenmeye ihtiyacı vardır. Ruh sağlığını koruması, çocuk ruhundan anlaması, sorunları çözebilecek esnekliğe sahip olması gereklidir.

Öğretmenle ilgili bir sorun yaşadığınızda huyunu suyunu değiştiremediğiniz bir insanın yerini değiştirseniz ne olur? Gittiği yerde de aynısını yapacaktır.

Ayrıca bizi yoran, geren gerçek hayatla birebir tutturamadığımız bir tempo vardır. Çocuğu yoran da budur. Müfred-at diye bir şey vardır. Yani koşu atı gibi bir program vardır. O üniteden bu üniteye koşturup durursunuz.

Biz bu sene 4. Sınıfız. Bir müfredat var. Maşallah, hangi kuponu hangisine oynasak hesabı. Dört basamaklı, beş basamaklı, altı basamaklı sayılar.. 
Hadi bu ders üç basamak ile iki basamağı çarpalım. Ertesi ders gelirsiniz, dört basamaklıları iki basamaklılara bölelim.

Sonraki ders gelirsiniz insan hakları, trafik, yaşadığımız ülke, milli mücadele, tam sayılı kesirler, bileşik kesirler derken çocukların kayış hafiften kopar.

Bu arada karşı sınıf konuları bitirmiş, yan sınıf testlere geçmiş, çocuklar kuduz gibi test çözüyorlardır. Allah dersin biz geç kaldık. Sürekli bir koşturma ve bitirme telaşı içinde programı takip edersiniz.

Bazıları diyebilir. Hocam program önemli değil, kendinize göre yavaşlatın. Ama girilen sınavlar öyle demez.

Yani belli bir endişe seviyesini koruyarak takip etmek zorundasınızdır.
Şanslıysanız okulunuzda laboratuvar, müzik ve resim odaları vardır. Fakat İzmir gibi bir yerde olmamıza rağmen bunların olmadığı birçok okul vardır.

Bu yüzden uygulama yerleri yoktur. Çocuğun en çok pratik yapması gereken dönem ilköğretim iken en çok ezber yaptığı yere dönüşmüştür.

Üçüncü sınıfları okuturken bir öğrencime 3 kere 9 kaç diye sormuştum. “39” deyince, “o zaman 9 kere 3’ de 93 mü ediyor” dedim. Herhalde bunu bilemeyecek ne var diyen bir eminlikle yüzüme bakınca, çarpım tablosunu ezberletmeyi o an bıraktım.

Ama bizim toplumumuzda çocukla okul muhabbeti yapmakta belirli klişeler üzerinden gider.
-Eee okul nasıl gidiyor?
-Karnede notlar kaç?
-6 kere 8
-7 kere 9
Çocuğa muhakkak arka arkaya çarpım tablosu sorulur. Yavrucağazımda kıvrana kıvrana hesaplamaya tutturmaya çalışır: “54-63- dur dur 48 tamam buldum” der.

Nesin Köyü’ne çocukları derse götürdüm. Ali Nesin’ e özellikle sordum.
-Ne yapalım şu çarpım tablosunu. Ezberlesinler mi? Ezberlemesinler mi?
-Matematiği nasıl daha anlaşılır öğretebilirim.
-Kitap okusunlar, dedi. Bol bol kitap okusunlar ve hayal kurmayı öğrensinler. Evet, ileride ezberlemeleri gereken şeyler olacak. Ama işin mantığını anlayıp sevdikten sonra, dedi.

Kısacası öğretmenlik çok profesyonel bir meslektir. Bizler sadece kutsal meslek diyerek işi göstermelik bir saygı boyutunda anlamlandırmaya çalıştık yıllarca.

Kutsal olan şeyleri fazla anlamadığımız gibi öğretmenliği de anlamayıp, yazın tatili olan, üstüne bir de para alan ,öğlene kadar çalışan, sürekli çay içen sempatikler grubu olarak görüyoruz.

O yüzden de “ napıyorrrr yaaa bu öğretmenler, yazın yatıyor bunlar” diye hedef gösterilen bir meslek grubu olmuştur.

Geçenlerde Ankara’da kar tatili olunca, bir hemşire sosyal medyada paylaşmış. “3600 öğretmenlere, kar tatili öğretmenlere, bize gelince köle gibi çalış.”

Güzel kardeşim, sen protestonu yapacaksan yap.

Bizi niye gömüyorsun? Aynı kulvardayız.

Bizimle mi yarış ediyorsun? Diyeceğim şu ki beni anlamadın ya... Ben ona yanıyorum.

Neyse ben kaçar

I love eğitim sistemi
I love 3 kere 9, 39
I loveeee hemşireler

TÜLAY OLÇUM
VEDİDE BAHA PARS İLKOKULU
BORNOVA-İZMİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol