SUÇLU NE ÇOCUKLAR NE DE ÖĞRETMEN

" Şimdiki çocuklar zeki ama algıları zayıf, öğrenemiyorlar.Önceki yıllarda yetiştirdiğimiz öğrencilerin çok gerisindeler. " 23.yılını çalışan bir öğretmen olarak , bu gözleme ve tespite ben de katılıyorum ancak aynayı kendime de tutuyorum.Zamanımız çocuklarının özelliklerini hepimiz çok iyi biliyoruz.Onları betimlerken hepimiz aynı kelimeleri kullandığımıza göre tespitte bir yanlışlık yok.Ancak çocuklar değişti diyorsak , öğrenemiyorlar diyorsak ; biz de değişmeli, öğrenecekleri yolları bulmalı ve uygulamalıyız.Eğitim - öğretim faaliyetlerimizi " ÇOCUK DİLİNDE " ve çocukların hareket hâlinde olacakları, varlıklarını hissettirebilecekleri biçimde düzenlemeliyiz. Bunun için de hazırlık gerekiyor ; fikir üretmek , zaman ayırmak, materyal hazırlamak için malzeme almak, emek vermek vb. Kısaca kendimizden vermek, fedâkarlık etmek.Diyelim ki bunların hepsini yaptık, harika bir şekilde hazırlandık . 35 kişilik bir sınıfta ne kadar uygulayabileceğiz, kaç çocuğa ulaşabileceğiz ; mutlaka ki tüm hazırlıklarımıza, plânlarımıza rağmen eksik kaldığımızı hissedeceğiz. Hem öğretmen hem öğrencinin mutlu ve rahat bir ortamda ders işleyebilmesi için sınıf mevcutları yirminin üzerinde kesinlikle olmamalı. Konuyu şurdan izlettim, burdan izlettim dönemi bile geride kaldı.Onlar hep izliyorlar zaten.Yalnız başlarına izliyorlar.Anneler, babalar hayatın sorumlulukları içinde hep yorgun ve tükenmişler .Onlar da eve gelince dinlenmek , kendilerine zaman ayırmak istiyorlar haklı olarak. Evde ders konusunda sürekli yaşanılan krizler aile ilişkilerini de olumsuz etkiliyor.Bu nedenle çocukların öğretmenlerinden bekledikleri ilgi , sevgi, onay isteği artıyor. Öğrenme sınıfta gerçekleşmeli , eve öğrenme değil , pekiştirme kalmalı. Aslında bunları gerçekleştirebildiğimizde eve , ebeveynlere de pek bir şey kalmıyor. İş, dikkatlerini konuya çekip, çocukları öğrenmenin içine çekebilmekte.Bunu gerçekleştirebiliyorsak , çocuklar öğrettiklerimizi aktarırken, ifade ederken bizim kullandığımız kelimeleri , beden dilini , ses tonunu bile çok doğru yansıtıyorlar. Velilerin öğretmenleri, öğretmenlerin öğrencileri suçlamaları çok kolay.Önemli olan herkesin aynayı kendisine tutabilmesi, üzerine düşeni yapabilmesi. Tükenmişlik sendromu herkeste var, toplumumuzun genelinde mutlu, üretken , işini gönülden severek yapan kesim giderek azalıyor. Bu nedenle tüm olumsuzluklara rağmen dilimiz SEVGİCE, yüreğimiz SABIR dolu, beynimiz ÜRETMEK odaklı ,ENERJİMİZ daim olsun. 
Yiğit Ali , çok hareketli, kıpır kıpır bir çocuk ama öğrendiklerini ne de güzel aktarmış.Günün alkışı ona ve tüm çocuklarımıza gelsin 
.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol